İnfialimiz…

Ağır aksak Adalet tarafından henüz suçları “sabit görülmemiş” olsa dahi…

Suçlarından “emin” bulunduklarımızın tahliyesinde!

Lakin…

Terazinin bir de öteki kefesi var.

Hizbullah tahliyeleri karşısında, terazisi dağılmış, iki büklüm çökmüş, gözü bir yana, eli kolu domuz bağıyla bağlanmış Adalet Teyze’nin bir de öteki nefesi var.

Siz hiç…

İnfial ettiniz mi…

Suçsuzlar” için de.

 

***

 

Hemen, tutuk Adalet’in kimi uzun tutuklusunu hatırlayıp da, onlar sırf “sizden” diye, “Tabii, elbette” demeyin.

Kastım, “suçsuz” olduğu halde, suçu hükme bağlanmış, bazen acele yargı, bazen kadim önyargı kurbanı “suçsuzlar”.

Ülkenin yargı, ceza ve cezaevi tarihi “suçsuz suçlular”la doluydu; yine dolu.

Bir kere, elbet, esasta suç olmayan nice husus; hak aramaktan kimlik beyanına, yazı yazmaktan kitap basmaya; itirazdan direnmeye… hep “suç” sayıldı.

Bu kadersizliğin “kader kurbanları”nın kimi tanınmış insanlardı ve yıllarca kadirleri değilse bile, hiç olmazsa isimleri bilindi.

Bir kısmı, “küçük ekonomik, mali suç” suçlusuydu; hepsi dolandırıcı değildi, ama piyasayı kıvıramamıştı ve hakikaten “kader kurbanı”ydı.

 

***

 

Bir de, bin tür suçun mahkûmu suçsuzlar var.

Adalet Teyze, o titiz, hatta mağdur halini yitirmiş, gözünden ziyade vicdanı bağlı, mağrur; işkence, savcı-hâkim yanılgısı, önyargısı veya uyduruk dosyasıyla, teraziyi nice suçsuzun hayatına indirivermiş.

Her gün böyle nice feryat geliyor.

Suçlu tahliye edebilen “Kifayetsiz Adalet”in; yalnız, hakkıyla savunmasız, meramsız, mecalsiz nice insana nasıl “Merhametsiz Adalet” olduğunu, en azından hissediyorsunuz.

Yargıtay değilim elbet; onlar kadar hızlı, kararlı ve adil biçimde suçlu ile suçsuz ayırt edemem!

Ama hissediyorsunuz en azından!

Muhakemesi ve vicdanı teraziden hassas yargı insanları istisna; “Soğuk Terazi Camiası”nın hissetmediği bazı şeyleri hissediyorsunuz…

Bazen bir kadın çığlığında, bazen bir evlat feryadında, bazen dikkate alınmamış bir şahidin isyanında.

Sanki niyetten mani okur Adaletim:

Hep gariban… Hep kurban!

 

***

 

Şöyle derler, değil mi?

Adaletin bir suçluyu mahkûm edememesi, bir suçsuzu mahkum etmesine tercih edilir!

Elbet suçlunun yırtması vicdan kanatır, mağdur ya da maktulün ruhunun bile huzur bulmasını engeller, elbet toplumsal infial yaratır…

Ama onca suçsuz mahkûm olurken, bitirilirken nerede o infial!

 

***

 

Bunu hangi ülkede konuştuğumuzu düşünün bir de:

Bazen bir karakoldan, bir köyden; bazen yoldan, bazen ağlayan çocuklarının yanından; bazen genç yaşında, bazen yaşlı ve yorgun bedeniyle alınıp götürülmüş de…

Geri getirilmemiş…

Mahkemesi dahi görülmemiş…

Mezarı dahi kazılmamış binlerce insanın…

Eli silahlı birileri onları “suçlu” saydı diye, gözleri bağlanarak, kafasına sıkılarak, bir bilinmeze, “faili meçhul, akıbeti meçhul” atıldığı ülkede konuşuyoruz.

Askeri geleneğinde, “altta gördüğü astlar”a, yargısız, Yargıtaysız, iki dudak arası “oda hapsi cezası”nın normal sayıldığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde’da bu “yargısız suç ve ceza”nın adaletsiz bulunmasına karşılık…

Demokrat hükümeti ile cumhuriyetçi ordusunun bu yargısız infazı kaldırmadığı bir ülkede konuşuyoruz.

Suçlu denenin tahliyesine köpürebilen; ama suçsuz binlercenin yok edilmesine gık dememiş bizlerin memleketinde!

O katillerin tahliyesine isyan eden; ama o canileri bile kullanan, yüzlerce insanı ortadan kaldıran kimilerini kahraman sananların ülkesinde!

 

***

 

Tahliye edilen (muhtemel) suçlular kadar…

Mahkûm edilen, infaz edilen, yok edilen suçsuzları da hissettiğinde yüreğimiz…

Belki azıcık düzelecek terazimiz…

Belki vicdanına o vakit kavuşacak Adalet Teyzemiz!

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!