SELÇUK Üniversitesi İlahiyat Bölüm Başkanı Prof. Orhan Çeker'in sözlerini üzülerek okudum. Daha nice kadınımız gibi ben de. Hem esefle, hem şaşırarak. "Bunları söylemiş olamaz" diyor bir yanım. "Söylemeseydi keşke..." Tereddüt ediyorum. Yakıştıramıyorum. Sonra bakıyorum yeniden, cümle cümle. Her paragrafta aynı zihniyetle karşılaşıyorum.
Kadına yönelik şiddet ve tecavüz, konuşmamız gereken derin bir toplumsal yara. Bu sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada böyle aslında. Ben bu yazıyı yazarken daha bu sabah önümde İngiliz gazetelerinde, eşi tarafından üzerine benzin dökülen, daha sonra dayak atılarak öldürülen gencecik bir kadının hikâyesi yazılı duruyor. Dolayısıyla cinsel şiddetin coğrafyası yok. Dinle ilgisi yok. Mekânla ilgisi yok. Ama zihniyetlerle ilgisi var. Ve şu da bir gerçek ki bu konuda adım atan toplumlar, adım atamayan toplumlardan hızla ayrılıyor.
Polisin, yargının, medyanın ve devlet aygıtlarının, kadınları ve çocukları kollayan pozitif adımlar atmaları son derece önemli. Dolayısıyla meselenin konuşulması, tartışılması ve Meclis gündemine gelmesi gayet pozitif bir gelişme. Bu konuları elbirliğiyle tartışmaya açmak bizleri küçültmez, tam tersine ileri götürür.
Ne yazık ki Prof. Çeker'in söyledikleri ise çözüme yönelik olmaktan fersah fersah uzak. Tam tersine sorunu daha da derinleştirecek ve vahimleştirecek nitelikte. "Meselenin odağında kimler var?" diye soruyor Çeker ve veriyor cevabı: "Kadınlar tabii ki."
Öyleyse kadınlar dayak yiyorsa, tacize uğruyorsa, üzerlerine benzin dökülerek dövülüyorsa, töre cinayetleri adı altında gencecik yaşta katlediliyor ya da intiharlara itiliyorsa, damgalanıyorsa, eziliyorsa, hikâyelerini tam olarak anlatamıyor, utançtan ya da korkudan konuşamıyorsa, ne yapalım, kabahatlisi gene onlar. Böyle giyinmeselerdi! Böyle oturup kalkmasalardı. Dekolte giyinen kadın tacizi de hak eder, öyle mi?
"Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın diyor" Prof. Çeker. Fakat ne yazık ki tam da bunu yapıyor. Aksi takdirde durup dururken bu tür sözler etmenin anlamı nedir? Suçu işleyene değil, suça maruz kalana bakıyor. Büyüteci o insanın üzerine yerleştiriyor. Şiddetin failini değil, şiddete uğrayanı sanık sandalyesine çıkartıyor. "...Bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür" diyerek, diyebilerek. Bu bakış açısı profesör sıfatında, üstelik bölüm başkanı olan bir bilim ve ahlak insanından geliyorsa, iki kat incitmez mi? İki kat yazık değil mi?
Tecavüz edeni değil tecavüze uğrayanı suçlamaya başlarsak şayet her türlü evrensel insan hakkına aykırı bir yaklaşım geliştirmiş oluruz. Adaletten, hakkaniyetten, medeniyetten uzaklaşırız. Bilmem hatırlar mısınız? Bir zamanlar Türkiye, "Sokak kadınlarına tecavüze indirim olsun mu olmasın mı?" diye bir tartışmaya girmişti. O da büyük bir gafletti. Zira nasıl giyinirse giyinsin, kim olursa olsun, her ne iş yaparsa yapsın hiçbir kadın şiddeti hak etmez. Hiçbir insan fena muamele görmeyi hak etmez. Bunun lamı cimi olmaz.
Siz bugün çıkıp da "Dekolte giyen kadın tacizi hak eder" demeye getirirseniz, yarın bir başkası çıkar ve der ki, "Eh aslında başı açık kadın da kapalı kadının gördüğü saygıyı hak etmiyor. Ona farklı davranabilirim o zaman". Hemen ardından biri gelir der ki, "Eğer sokakta akşam vakti yürüyorsa, sarkıntılığı hak eder. Otursaydı evinde"... Derken bir başkası der ki, "Gündüz vakti yanında kocası olmadan geziyorsa, onun da vaziyeti şaibeli". "Şayet makyaj yapmışsa..." "Şayet erkeklerin olduğu bir ortamda bulunuyorsa, tacizi hak eder."
Mısır'da Tahrir Meydanı'nda CBS muhabirinin başına geldiği gibi. Bunun sonu yok. Böyle diye diye kadınları kamusal alandan uzaklaştırırsınız, soğutursunuz. Ve o zaman bu toplumun dengesi bozulur. Bizim gençlerimize, okurlarımıza, öğrencilerimize öğretmemiz gereken şey azıcık farklı giyinen kadınlara kötü gözle bakmaları değil, her kim olursa olsun her insana insanca muamele etmeleri olmalıdır.
Prof. Çeker'den bir özür bekliyoruz. Belki bilerek belki bilmeyerek kelimeleriyle kalplerini fena halde kırdığı kadınlardan bir özür dilemesini....

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!