USAME bin Ladin üçüncü kez öldürülmüş. Servis edilen ilk ceset görüntüleri sahte çıktı. Derken cesedinin denize atıldığı bilgisi geldi. Güya cesedini kabul edecek ülke çıkmamış, onlar da İslami usullere göre Bin Ladin'i alıp denize defnetmişler. Amerikan halkı ve Barack Obama için bir iyilik yapmışlar, denize atmışlar, balık bilmezse Hâlik bilir demişler. Bunu balık bile yemez ama insan yiyor.
Dün Amerikan kanallarında sevinç gösterileri vardı. Pop şarkıcılarından vatansever Amerikalılara kadar birçok kişi, "Haydi, askerlerimiz artık geri dönsün" diyordu. Öyle ya, Amerikan halkı "Usame bin Ladin adı verilen bir "terörist" çıktı ve 11 Eylül'de İkiz Kuleleri yıktı, Amerika da doğal olarak teröre karşı savaş ilan etti" sanıyor. İnsanları basit masallarla uyutanların mecbur olduğu bir şey var: Masal anlatmak "mutlu son" hazırlamayı gerektiriyor. Uyanık ABD'liler, Amerikan halkı için uygun bir mutlu son hazırlarken, Usame bin Ladin'in "efsaneye dönüşmesi" seçeneğini de tümden gözden çıkaramıyorlar sanırım. Ola ki "El Kaide'ye yeniden ihtiyaç duyulur'', tümüyle çökmesin yavrucaklar hesabı.
El Kaide modern bir olgudur. Modernitenin yarattığı beyaz Batılı ihtiyaçları gidermek için girişilen sömürgeci yöntemlerin, yayılmacı ve manipüle edici ABD dış politikası ve ekonomi anlayışının sonucudur. Avrupa kolonyalizminden sonra bir de ABD globalizminin emperyalist müdahaleleriyle istismar edilen zayıf ve güçsüz halkların öfkesinin sonucudur. Kendisine benzemeyeni "dışlayan" ve "ötekileştiren" kültür tasarımcılığının ve ABD'nin 11 Eylül'den önce Ortadoğu'da işlediği cinayetlerin sonucudur. "İslamcı fundamentalizm", ileri Batı ekonomilerinin uyguladığı "pazar fundamentalizmi"nin sonucudur.
El Kaide'nin yöntemleri İslam'da tarif edilen "cihat"a benzemez. El Kaide, kendisini modernliğin evriminde gelinecek son nokta olarak gören ABD'nin neo emperyalizmi ile "nesne"leştirdiği kitlelerin bu konumlandırmaya itiraz edip "terörist" olma pahasına ama bu kez "özne" olarak sahne almasıdır. Bu özne modern Batılı küresel güçlerin yarattığı çaresizliğe karşı oluşmuş bir tepkinin tezahürüydü. Gereksindiği duygusal motivasyonu dinden temin etmenin dışında, teknik olarak Baader Meinhof'tan bir farkı yoktu. Şiddete, silahlı mücadeleye ve terör eylemlerine dayalı tüm hareketler gibi El Kaide de, egemenler tarafından kullanıldı, kitlesel kıyıma dönüşen işgallerin mazereti haline getirildi, itiraz ettiği şeyin kendisine dönüştü ya da dönüştürüldü. Bugün kimse El Kaide'nin Amerika'ya "düşman""partner" mi olduğuna emin olamıyor.
Bundan sonra olanlar da olup bitenlere çok fazla ışık tutmayacak. "El Kaide kendi başına kendi imkânları ile var olan, orijinal ve otantik bir yapı ise, Bin Ladin'in ölümüyle çöker" denilebilir. Ancak daha önce Bin Ladin'in öldüğünü söyleyen El Kaide üyeleri vardı, Zevahiri bunlardan biriydi. Dolayısıyla "El Kaide'ye göre Bin Ladin zaten ölüydü, ama şimdi bazı misilleme eylemleri olursa, o zaman anlarız ki El Kaide sahiden Amerikan malı bir ürünmüş" de denilebilir. Öyle ya, olası misilleme saldırıları, muhalif halkların isyanını bahane ederek yeniden bölgeye dadanan ABD'nin orada bulunma gerekçesini "bir kez daha" sağlama alabilir sonuçta.
İkinci ihtimal ise, bu karton ölüm haberinin, hem Obama'ya bir seçim zaferi hem de "Usame bin Ladin öldü, savaş bitti, yaşasın müzakere dönemi" yollu yeni bir eksene kayılması seçeneğini temin etmek amacıyla tasarlanmış olmasıdır.
Zira ABD dahil tüm diğer küresel egemenler için mevzu "pazar fundamentalizmi". Anlatılan masallar da, uydurulan gerekçeler de teferruat. Bir muhatap gider, yenisi bulunur. Yeter ki, pazar fundamentalizmine ve onun aktörlerinin korumakla mükellef olduğu İsrail'e ve dahi enerji kaynaklarının güdümüne bir zarar gelmesin. Gözden kaçırdıkları şey ise, bitip tükenmek bilmeyen müdahaleci tutumlarının, "az müzakere-bol piyasa" formülüyle aklanabileceğini ummaları. Bu tutum mahalli bıçkınlığı derinleştirir, masal anlatanlar bilmeli ki, bu masal burada bitmez.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!