Yaşlı insanların dolaplarında, belirli bir kısım, mutlaka eski kıyafetlere ayrılmıştır. Koruyucu kılıfların içinde, bir daha giyilmeyeceklerini bile bile beklerler.

Sahipleri onları özenle saklar; yan taraftaki yenilerini değil belki ama onları pek bir kayırır. İnsan yaşlandıkça çocuklaşır, çocukları da birden ebeveynleri gibi davranmaya başlar ya, dolaplarına karışma, karıştırma hakkını da kendilerinde bulurlar.

Artık kendileri birer yetişkin olmuş çocuklara göre, bu kıyafetler fazlalıktan başka bir şey değildir. Dolapta yer kaplar, evi doldurur, birine verilmelidir, onları bir daha kim giyecektir.

Huysuz yaşlıları bir kenara bırakırsak, yumuşak başlıların aklına nedense, çocuklarını azarlamak “senin bildiğin kadarını ben unuttum” demek gelmez.

Anne babasından çekinen ufak bir çocuk gibi uslu uslu ne deniyorsa onu yaparlar. Fakat içlerinden, dolaplarını o kıyafetlerden arındırmak bir türlü gelmez. Çünkü onlar sadece göründüğü gibi kumaş parçaları değil, hayatlarının parçasıdır, geçmiştir. Onlar da bilirler bir daha giymeyeceklerini ama bakınca elleyince mutlu olurlar.

Bir zamanlar o kıyafetleri giydiklerinde gittikleri yerleri, gördüklerini, belki kaybettikleri eşlerini ve bedenlerinin eski halini anımsarlar. Fotoğraflar da epey bilgi tazeler ama bu elbiselerin kokusu da dokusu da bir başkadır.

Neden saklıyorsun?” diye sorulduğunda bahane mi yok; yerleri güzeldir, toruna saklanmıştır, ne zamandır atayım diyordur ama unutmuştur.

Onları atarsam kendimi iyice yalnız, geçmişimi iyice kayıp hissedeceğim de diyemez. Derse, kendi doğurduğu ebeveynlerinin suratındaki anlamsız ifade ile karşılaşmaktan korkar. Yaşlı insanların dolaplarında her zaman eski kıyafetlere ayrılmış bir bölüm vardır; üzerine pek yenisi eklenmediğinden, eski hatıraları her zaman taze tutabilmek için...

 

 

 

DOĞMAMIŞ ÇOCUKLAR İÇİN

YENİ DOĞMUŞ KURALLAR

 

 

Tesadüfen bir kitap gözüme ilişti; yazarı Walker Lamond, adı Doğmamış Oğlum için Kurallar.

Kapağı civciv sarısında, İngilizceden çevrilmiş, müthiş eğlenceli bir kitap.

Adı üzerinde; yazar, ileride sahip olmayı umduğu oğlu için, babasından ve saygı duyduğu beyefendilerden özlü sözlere yer veriyor kitapta... Oturup bir saatte bitirebileceğiniz bir kitap.

İnsan, hayatı boyunca öğreniyor fakat ne zaman artık öğrenmeyi bırakıp “bilecek” veya bunca öğrendiğini ne zaman kime aktaracak kimse bilmiyor ya da en azından günün birinde aktarma imkanı olabilecek mi?

Yazar, kendi deyimiyle kaliteli bir beyefendi olmak üzere gereken bütün kuralları mizahi bir biçimde aktarıyor, oğlu nasiplensin diye. Ama oğluna gelene kadar okuyucunun da, gülümseyerek okuyacakları ve öğrenecekleri var.

Mesela benim favorim Noel Coward’dan alıntı yaptığı şu cümle; Zekanın hiçbir zaman marmelat gibi bol keseden sürülmemesi, havyar gibi ihtişamla ikram edilmesi gerekir.

Sıkı bir cümle değil mi?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!