Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bloomberg HT’nin düzenlediği Tarım Zirvesi’nde konuşan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli su kanunu çıkartılacağını açıkladı. Hazırlanan tasarı yeni dönemde Meclis’e sunulacak. Çok yerinde, hatta gecikmiş bir adım.

SUDA TASARRUF DÖNEMİ

-Çünkü Türkiye su zengini bir ülke değil. Henüz su fakiri değil, ama suyu giderek azalan ve su stresi yaşayan bir ülke. Eğer suyu tasarruflu kullanmazsak yaklaşık 10 yıl sonra su fakiri ülke durumunda düşebiliriz.

-Kaldı ki, küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri olmamız nedeniyle suyun önemi önümüzdeki dönemde çok daha fazla artacak. Susuz yaşam olmadığı gibi, tarım da olmaz.

- Bizzat suyun ekonomik biçimde kullanılması gereği tarımda üretim deseninde değişikliğe gitmeyi zorunlu kılıyor. Fazla su gerektiren ürünler yerine, az suya ihtiyaç gösteren ürünlere yönelmek zorundayız.

-Suyun tasarruflu kullanımı sadece tarımsal bir gereklilik değil, yaşamın devamı için de zorunlu. Bu adımın atılması gayet yerinde.

TARIMDA İYİ YILIMIZ

-Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli pandemi döneminde hiçbir üründe sıkıntı çekilmediğini belirterek “Türkiye tarımda ilk 10 ülke arasında yer alıyor. Tarımla ilgili rakamlar doğru patikada olduğumuzu gösteriyor” dedi.

-Üretim bu yıl hava koşullarının elverişli gitmesiyle iyiydi. Büyümeye de pozitif katkı yaptı.

-Hem üretim bolluğu hem de turizmin pandemi nedeniyle durması sonucu gıda tüketiminde sıkıntısız ve fahiş fiyat artışlarının görülmediği bir yılı yaşıyoruz.

-Ancak her yıl böyle şanslı olamıyoruz. Hava koşullarına hala bağımlılığımız var. Bu nedenle bazı yıllarda tarımda gerileme yaşanabiliyor.

ETTE İHRACATTAN İTHALATA DÖNÜŞ?

-Üstelik tarımda yapısal sorunlarımız gittikçe büyüyor ve derinleşiyor.

-İklim krizinden en çok etkilenecek bir coğrafyada bulunuyoruz. Su stresi altında yaşıyoruz.

-Nüfus kırsal kesimde hızla düşerken, kentlerde artıyor. Tarım üretiminin yapıldığı alanlar da, tarımla uğraşan çiftçiler de azalıyor. Genç çiftçi bulmak artık zor.

-Hem üreten sayısı düştü, hem de tüketen sayısı arttı. Üstelik kişi başına gelir de arttı. Turist sayısı ve et tüketimi arttı. Bunun sonucu olarak 90’lı yıllara kadar Türkiye canlı hayvan ve kırmızı et ihracatçısı ülke iken, 2010’lu yıllarda ithalatçı konuma döndü.

GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN ŞİMDİDEN ÖNLEM

-Halbuki Türkiye geçen yüzyılda tarımda net biçimde ihracatçı bir ülkeydi. Tarımsal dış ticaret önemli miktarda fazla veriyordu. 2000’li yıllarda ise bu durum aşağı yukarı sürüyor ama ithalat artışı hızlandı. Doğal olarak tarımdaki dış ticaret fazlası giderek azalıyor. Hatta ithalatın ihracattan fazla olduğu yıllar artıyor.

-Bu sorunlar hemen gelecek yıl veya birkaç yıl içinde gıda krizine yol açmayacak. Ama orta ve uzun vadede giderek ithalata bağımlılığı artırabilir ve ülkenin gıda güvenliğini tehlikeye düşürebilir.

ÜRETİM PLANLAMASI OLMADAN OLMAZ

-Su kaynaklarının korunması ve daha verimli kullanımı yanında, tarımın diğer yapısal sorunları da çözüm bekliyor. Bu sorunları ayrı bir yazıda işleyeceğim.

-Ancak Tarım Bakanlığı’nın her şeyden önce yapması gereken temel bir konu var ki, o da planlamadır. Önce neye, ne kadar ihtiyacımız olduğunun tespiti; ardından da üretimin buna göre planlanması. Teşviklerin de planlamaya uygun verilmesi.

-Yoksa planlama işini ne üretenler, ne de tüketenler yapabilir. Suyun ardından sıra tarımdaki yapısal sorunları çözmeye, uzun vadede gıda güvenliğini sağlamaya geldiğinde ise ilk adımın adı üretimin planlanmasıdır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00