Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Her pazartesi gününü yaptığımız piyasa değerlendirmesini 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne farkındalığı artırmak amacıyla bugün pas geçiyoruz. Bundan sonraki her 8 Mart’ta da böyle yapacağız.

Nedeni, kadınların ekonomide, siyasette, bürokraside, kamu ve özel sektör yönetiminde kısaca hayatta giderek alan ve güç kaybetmeleri. Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınlara eğitimde, iş hayatında ve ekonomide, istihdamda, siyasette, bürokraside fırsat eşitliğini resmen tanımış olmasına karşılık, bunu uygulamaya dönüştüremedi ve fiilen başaramadı. Toplumun yarısını oluşturan erkekler Türkiye’yi ileriye taşımaya, diğer ülkelerle yarıştırmaya ve rekabet etmeye çalışıyor.

TEK AYAKLI YARIŞ

-Diğer yarısını oluşturan kadınlar ise fırsat bulamadıklarından dolayı bu yarışa pek destek veremiyor veya katılamıyor. Bu anlamda Türkiye, uluslararası yarışa tek ayakla katılan ve koşmaya çalışan sporcu görünümü veriyor. Elbette ki iki ayaklı koşanlar öne geçiyor.

-Kadınlara fiilen her alanda fırsat eşitliği tanımaz ve onları oyuna katmazsak dünyada kalkınma yarışına tek ayakla katılırız ve yaya kalırız. Dünya sıralamasındaki ekonomik yerimizi de koruyamayız, yükseltmek ise zaten mümkün değil.

-Dünya sıralamasında 2020 itibariyle hem nüfus büyüklüğü bakımından 19’uncu ve hem de ekonomik büyüklük bakımından da 19’uncuyuz. Geçen yüzyılın ortalarından beri durum aşağı yukarı böyle, 16’ncılıkla 20’ncilik arasında gidip geliyoruz. Satın alma gücü açısından dünya sıralamasındaki yerimiz ise 13 daha iyi.

-Eğer kadınlara fırsat eşitliğinde geriye gidişi durduramazsak, bir süre sonra daha geri sıralara düşmemiz söz konusu olabilir.

-Ancak buradan sadece ekonomi için kadınlara eşit fırsat sağlamamız gerektiği gibi dar bir sonuca ulaşmak hata olur. Fırsat eşitliği insan olmanın, dinamizmi yakalamanın, iki ayaklı dünya gelişmişlik yarışına katılmanın anahtarıdır. Bunun sonucunda insani, demokratik ve ekonomik kazanımlar olur, yapmaksak da, tersi gelişmeler gündeme gelir.

DÜNYANIN NERESİNDEYİZ?

-Fırsat eşitliğinde Dünya Bankası’nın 2021’de yayımladığı Kadın, İş ve Hukuk Raporu sıralamasında Türkiye 190 ülke arasında 78’inci oldu. Tam eşitlik sağlayan 10 ülkenin hepsi gelişmiş ülkeler. Hareket özgürlüğünden başlayıp emeklilik maaşına giden 8 ayrı ana kriter üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye 100 üzerinden 82.5 puan aldı.

-Türkiye en çok kadın emekliliğinde geri düştü ve 50 puan aldı. Doğru da, 11 milyon ev kadınının, kırsal kesimde, tarımda kayıtdışı çalışan kadınların sigortası yok. Erkeklere göre kadınların daha düşük ücret alması da Türkiye’nin notunu kıran gelişmelerden biri.

-Türkiye varlık yönetimi, hareket özgürlüğü ve istihdam alanlarında kadın erkek eşitliği bakımından 100 üzerinden 100 aldı ama bunun hukuken böyle olduğunu biliyoruz.

KADIN İSTİHDAMI ERKEKLERİN YARISINDA

-Çalışma hayatına katılmada kağıt üstünde sorun olmamasına rağmen sahadaki sonuç bize büyük farklar olduğunu gösteriyor. Bitişikte TÜİK’in Kasım ayına ait son işsizlik verileri yer alıyor. En dikkat çekici gelişme kadın işsizliğinin daha fazla oluşu ve kadınların işgücüne katılımının daha düşük kalması.

-15 yaşından büyüklerde kadın nüfusu erkeklerden 539 bin kişi daha fazla. Ama istihdama katılmayanların sayısında 9.9 milyon erkeğe karşılık 22.1 milyon kadın var. Erkeklerden fazla olarak 12.2 milyon kadın çalışma hayatına katılmıyor. Bunun büyük kısmı da ev işleriyle meşgul olduğunu söylüyor.

-Erkeklerin 18.8 milyonu, kadınların 9.7 milyonu istihdam piyasasına katılıyor. Kadınların işteki veya istihdam piyasasındaki sayısal varlığı erkeklerin yarısı düzeyine bile varmıyor.

-Buna paralel istihdam edilenlerin sayısı erkeklerde 10 milyon daha fazla. İstihdama katılım oranı erkeklerde yüzde 68.4 iken istihdam oranı yüzde 60.2, kadınlarda istihdama katılım oranı yüzde 33.9 iken istihdam edilenlerin oranı yüzde 26’ya indi. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 11.9, kadınlarda yüzde 15.0 oldu.

-Temel işgücü göstergelerinde dikkat çeken bir başka gelişme pandemiden kadınların daha fazla etkilendiğidir. Son bir yılda işgücüne katılmayanlardaki artış erkeklerde 1.2 milyona varırken, kadınlarda 1.4 milyon oldu.

REKABETTE GERİLETİYOR

-Sonuçta Türkiye Uluslararası Rekabet Endeksi’nde 60’lı sıralarda yer alıyor. En son 2019’da 141 ülke arasında istihdam piyasasının etkinliği bakımından 109’uncu sırada yer aldı. Rekabet gücünü düşüren kalıcı ve en yüksek kalem bu. İstihdam piyasasında bu kadar gerilere düşmemizde de kadınların istihdam piyasasına katılımının düşüklüğü etkili.

-Fırsat eşitliği eğitimde tam değil, istihdamda az, sonuçta kadınlar gelir ve servet yönüyle erkeklere göre geride kalıyor.

-Son yıllarda bütün bu olumsuzlukların üzerine bir de kadın cinayetleri eklendi. Kentleşmenin aşağı yukarı tamamlanmasının, cahilliğin ve cezaların yetersizliğinin de etkisiyle 10-15 yılda hızlı artan kadın cinayetlerinin bitişikte bir tablosu yer alıyor.

-2008’den itibaren tutulan rakamlarda ilk 4 yılın ortalaması yıllık 122 cinayet. Her üç güne bir cinayet düşüyor. Sonraki 5 yılda yıllık ortalama 274 kadın cinayeti işlendi. Son 4 senede ise yıllık ortalama 448 cinayet var. Gün başına düşen cinayette 0.33’ten başlayan yükselişle 1.22 oranına çıkıldı. Bu da 10-12 yılda kadın cinayetlerinde 4 katlık artış demek.

CEZALAR FİİLEN ARTMALI

-Kanunlarda belki cezalar yeterli ama bunu bir türlü anlayamıyoruz. Çünkü cezalar tam verilmiyor veya uygulanmıyor. Çeşitli nedenlerle cinayet işleyenlere cezadan indirim yapılıyor. İstanbul Sözleşmesi tam uygulanmıyor. Cinayeti işleyen 10-15 yılda yatıp çıkıyor. Böylece cezaların caydırıcılığı da ortadan kalkıyor.

-Kadınların özellikle ailelerinden, eşlerinden, sevgililerinden, boşandıkları eşlerinden korunma talepleri kolluk kuvvetlerince dikkate alınmalı, kanunların öngördüğü şekilde gereği yapılmalı. Kadın cinayetlerine kurban gidenlerin bir çoğunun, korunma talebinde bulunduğu anlaşılıyor.

-Cinayetlerin cezaları kadın erkek ayrımı yapılmadan kanunda yazıldığı şekliyle uygulanmalı ve fiilen artırılmalı. Yoksa tırmanarak gidiyor ve bu işin daha ilerisi Güney Amerika ülkelerine dönmek. Eğer yetmiyorsa cezalarda artırım yoluna da gidilmeli.

-Ceza artırımlarına mutlaka insan dövme, fiziki şiddet uygulama, kaba kuvvet kullanma gibi fiiller de dahil edilmeli. Cezalar, sevgili nişanlı, boşanan eşi kapsayacak şekilde arttırılmalı. İnsana şiddet en azından mal gaspı kadar ceza almalı, hatta onun da üzerine çıkarılmalı. Çünkü aniden kan beynine fışkıranların nerede duracağı, şiddetin nereye varacağı belli değildir. Karşısındaki sakat da bırakabilir, öldürebilir de.

-Artık dijital ortam, kamera görüntüleri, cep telefonu görüntüleri, haberleşme cihazları var ve çok yaygın kullanılıyor. Suçun ve suçlunun takibi, delillerin toplanması daha kolay ve etkin biçimde yapılabiliyor. Yanılma payı önemli ölçüde düştü. Bu durumda cezalar da suçu karşılayacak ve caydıracak ölçüde verilmeli.

TOPLUMUN ADALET İHTİYACI

-Bugünkü Türkiye görüntüsü maalesef isteyenin, gücü yettiğini dövdüğü, yaraladığı ve bunun yanına kar kaldığı gibi, bir görüntüdür. Çocuk, yaşlı, genç, erkek, kadın, yerli, yabancı ayrımı gözetmeden hukukun uygulaması eşit yapılmalı, mahkeme kararları arasında asgari bir tutarlılık bulunmalıdır. Günümüzde adalet ihtiyacı, toplumun en yakıcı taleplerinden biridir.

-Kadınları döverek, öldürerek, öldürülmesine seyirci kalarak ilerleyen, kalkınan bir toplum ve devlet örneğini ben bilmiyorum. Bir zamanlar Atilla Yeşilada kadına yönelik şiddet üzerine iyi bir yazı yazmıştı ve “Kadını döven toplum aç kalır” demişti. Çok yerinde bir tespitti. Aç kalmasak da sürünür, dururuz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00