Son Dakika

Bir zamanlar Sirkeci

09.02.2019 - 02:05 | Güncelleme:

 

Şunu çoğu zaman düşünürüm?

Başarıya ulaşmak çok önemli, tamam.

Ama o geldiğiniz tepeyi elinizde tutmak!

Daha da meşakkatli ve hayati…

 

Neden mi? Anlatayım, deneyeyim…

Siz başarıyı ele geçirince…

Namzet olmaktan sıyrılırsınız…

Artık gözler üzerinizde ve tetiktedir.

 

Yani, artık teyakkuz zamanıdır.

Her şeyden önce ele geçirdiğiniz tepe var ya…

Onu tahkim etme zamanıdır.

Sağını solunu inşa eder, mukim hale geçersiniz.

 

Ezcümle artık başarı ile birlikte yaşarsınız.

Ve bunun muhtelif yüklerini taşırsınız.

Önce maddi yükler. Bu ne ola?

Bu yolda durmak memnudur.

 

Her daim yolda olmanız gerekir.

Nereye? Nereye olacak, bir yukarıya…

Biliyor musunuz? Bu gabariye geldiğiniz vakit…

Eğlenemezsiniz. Yukarıya bakmanız şarttır.

 

Meğer ki, icabını yerine getirmediniz.

Ya da getiremediniz. O vakit ne olur?

Coğrafyamızın şahane deyişi devreye girer:

“Mukadderat: Ne yazılı ise o olur!”

 

“İki uzak burç arasında” büyümek, yaşamak …

Müşkül bir şey. Bu belki kaderiniz.

Belki de… Zıtlıklarla örülmüş hayatınız.

Nereden nereye baktığınıza göre…

 

Sakin ve mutlak “inanca sahip bir baba.”

Matematik ve “analitik bir Alman eğitimi.”

Ve ikisi arasında bir öğrenci.

İstanbul Erkek Lisesi ve evi arasına sıkışmış.

 

Almanca bir deyiş vardır…

Müziği dahi baştan çıkarıcı olan:

”Qual der Wahl”

“Tercih yapma gereğinin acımasızlığına” dair…

 

Neyse ki zorlayan olmaz ise, ertelersiniz.

Benim hikayemdeki gibi.

Etrafınızda bir “sevgi kozası …”

Sizi hayata, acımasızlığa karşı korur.

 

Nereden mi icap etti bu bilanço?

Her gün okuldan çıkar, dedeme giderdim.

Sirkeci’nin orta yerindeki “Meserret’e…”

O zaman İstanbul’unun cazibe merkezi…

 

İşte benim erteleme seansım…

Bu rotada geçti:

Ulu Hakan’ın “Düyun-u Umumiyesi“.

Tam karşısında “İttihad ve Terakki’nin Konağı.”

 

Köşemizde İran’ın Bab-ı Ali’ye yakın elçiliği.

Aralarından kıvrılır, çelimsiz ve çevik bacaklarımla…

Çetin Altan’lı Akşam Gazetesi’ni de sıyırırdım.

Aşağıya ulaşıldı mı? Kısa bir mola. Ve devam.

 

İstikamet “kalbime giden patika…”

O zamanın açık ara “en iyi eşraf lokantalarına.”

İstanbul ve Pandeli Lokantaları favorilerimizdi.

Başarının tepesi: Mutfak, servis, atmosfer…

 

O yaştaki aklım ile hesaplar yapardım.

Bu başarı nasıl elde ediliyor?

Hesapla, kitapla ,çalışmakla…

Bu gündüz analizi kafama yatardı.

 

Sonra eve ulaşma nefeslenme vakti.

Artık babamın bilgece sükûneti var ya…

Bir de gece ev hali analizi yapılırdı?

Sonuç: Başarıya “inanmanız da lazım!”

 

"Pandeli'den çıktığım zaman serin iyot yüzümde idi..."
"Pandeli'den çıktığım zaman serin iyot yüzümde idi..."

 

“EŞRAF” LOKANTASI

      

İstanbul Erkek Lisesi’nde okurken yaz tatillerinde yan gelip yatmak olmazdı.

Zaten Almanlar öyle bir “rehavet huzuru” vermezlerdi. Yaz ödevleri gani gani listelenirdi.

Üstüne ailem de icat üstüne icat çıkarırdı. Favorim dedemin “Meserret Oteli” idi.

Sirkeci ve Vilayet arasında kıvrılarak uzanan “Ankara Caddesi’nin” tam ortasında yer alan “bu otel özel bir adres idi.”

Meserret, zamanın “Bab-ı Ali Yazarları” daha doğrusu “şöhretleri” için bir nevi kulüp idi.

Hani Londra’daki “only for members+only for boys” club’lar var ya…

 

Bendeniz, gelen ve bir şey soran olursa, turistler ile Almanca ve İngilizce konuşmakla görevli idim.

Bu “fevkalade yıpratıcı mesainin” iki “huzur hakkı” olurdu.

İlki dedemin o günkü ruh hali ve keyfine göre seçilen bir yere öğle yemeğine gidilirdi.

Hafif tombik ve sevgi dolu bir adamın yansıra masaya kurulur, onun kontenjanından itibar görürdüm.

 

Tercihler sadece ruh hali ile değil, sair konuk ile de değişir idi.

Misafir neden ve nereden hoşlanıyor. Ya da onu nerede ağırlamak icap ediyor, belirleyici kriterlerdi.

Ya fevkalade mütevazi: Filibe Köftecisi, bugün de duruyor. Aynı aile, aynı kadro, fevkalade başarılı…

Ya da biraz daha “eşraf dilinde” bir tercih: ”Pandeli Lokantası”.

Az soluklanalım. Bir de dipnot sunma vaktidir:

”Eşraf” dediğimiz zaman sözü edilen mahallin Sirkeci Eminönü Sultanhamam üçgeni olduğuna dikkat!

Türkiye Ekonomisi bu üçgende yeşerdi, aman ha unutulmaya…

 

Laf çok dolandı. Farkındayım. Ama geleceğimiz yer önemli. Az daha müsaade.

Dedim ya, bu meşakkatli yaz tatili mesaimin bir huzur hakkı daha vardı.

Zamanın creme de la creme’i ile hemyüz olmak…

Allah'ım,  şimdi hatırlamaya çalışıyorum da.

Kimler kimler var dı? Daha doğrusu kim yoktu ki…

 

Bir gün “Aşık Veysel” ile tanıştığımı hatırlıyorum. ”Aşık” benimle sohbet etmiş, yanağımı okşamıştı.

“Meserret’in” tam karşısı gibi bir han var idi. Çok güzel avlulu. Orada yaşadığını öğrendiğimde çok şaşırıp, nasıl yani diye sorduğum “Hattat Hamit.”

Benden başka kimse yadırgamıyordu. Dedemler bu insanların çok önemli şahsiyetler olduğunu farkında idiler.

Etrafımdaki insanların birbirleri ile münasebetleri benzersiz bir okul gibi idi.

Nasıl oturulur, nasıl kalkılır. Nasıl konuşulur. Kime nasıl davranmak icap eder.

 

Sonra “Tavla Faslı”. Bugün daha iyi anlıyorum. Tavla Meserret Oteli arka salonundaki sosyete arasında oynanan bir golf müsabakası gibi idi. 

Uzaktan izliyordum. Yenilince ne yapılır. Yenen adam ne yapar. Ciddi iddialar…

Ve laf olsun diye girilen iddialar. Dedemin ağırlamak istediği ve mahsus kaybettiği dostları kimlerdi.

Hepsi birlikte: Ne kadar baştan çıkartıcı bir albüm olurdu…

Biliyor musunuz: Olup biteni zapta almak kimsenin aklına düşmedi. Bir de şu vardı.

Bu devran hep dönecek, hep sürecek sandı idik. Aman Ya rabbim ne kadar safmışız…

Pandeli Usta (Fotoğraf: Ara Güler)
Pandeli Usta (Fotoğraf: Ara Güler)

 

 

BAŞARININ DAYANILMAZ AĞIRLIĞI“

 

Cağaloğlu”, “Bab ı Ali”ve “Sirkeci” merkezdi.

Tamam da nerenin merkezi? Neyin merkezi?

“Payitaht’ın, ülke’nin merkezi…”

Ekonomi ve gücün merkezi…

 

Elbette başarının da merkezi.

Bu hat üzerinde varolurdunuz.

Namzet ve tescil olunurdunuz.

Her konu ve beher başlıkta…

 

Bu coğrafya mutfağımızın da merkezi idi.

“İstanbul Lokantası’nın” yamacında …

Bir diğer yıldız bulunurdu: “Konyalı”.

Sirkeci Kasapları”… Beyti Bey buraya gelirdi…

 

Eşraf bitmedi: ”Borsa Lokantası.”

Mısır Çarşısı “Pandeli Lokantası…”

Bunların yanısıra esnaf lokantaları…

Filibe Köftecisi” hatırımdakiler…

 

Biliyormusunuz, bu artık yok.

Bu insanlar gittiler. Toplum değişti.

Adetler değişti. Şehir değişti.

Ve “eski merkez” değişti. Yok oldu…

Yarım asır önce Pandeli'nin bu basamaklarını tırmanması zor gelirdi.
Yarım asır önce Pandeli'nin bu basamaklarını tırmanması zor gelirdi.

 

Başarı’nın tarifi de değişti:

İnanmak ve sevmek gereksiz oluverdi.

Ya da öyle olduğu varsayıldı…

Çocukluğumdaki patika rota değiştirdi.

 

Bütün bu hikaye bir nostalji krizi değil.

Sahip olmuş olduğumuz…

Ve şimdilerde şüpheye düştüğümüz tarih.

Oysa ben gördüm, yaşadım, hatırlıyorum…

 

“Mutfak” hayatımızın merkezinde idi.

Ekonominin sevecen “muzip tosunu” idi.

Yoluna düşmek için çapkın bir menzil idi.

İşin güzeli “nabzı kültürel gündem” ile birlikte atmada idi.

 

Ne oldu da taşıyamadık?

Nasıl oldu da koruyamadık?

Mecalimiz yetmedi yükün altına giremedik.

Başarının dayanılmaz ağırlığına teslim olduk.

 

Şimdiye dek yaşamamış gibi sessiz sedasız seyrettik

Nihayet sorgulama zamanı gelmiş olmalı.

“Yücel ve Gülin” güzel bir işe önayak oldular.

Geçtiğimiz perşembe “gencecik Pandeli’de” toplandık…

 

Bunları da konuştuk,küresel ölçekteki başarıları dinledik.

Neler yapılabilir, akıl yürütüldü.

Özel sektör, devlet ve sivil toplum birarada…

Red etmeksizin birbirlerine bakmalı destek çıkmalılar.

          

Aslında olması gerektiği gibi…

İngilizlerin deyişi şahanedir:

“Hiçbir zaman geç kalmış değilsiniz!”

Yani yolcu yolunda gerek …

Audrey Hepburn Pandeli'de..
Audrey Hepburn Pandeli'de..

 

KADINLAR SAHNEDE ”

 

Tamam mı? Son lafı baştan söyledim.

Söylemiş bulundum. ”Levent Kömür” davet etti.

Mütecaviz bir lisan ile rica ettim. 

Bak değerli dostum: ”Lütfen kalabalık olmasın!”

 

Masanın etrafında yüzünü gözünü göreceğimiz altı kişi olalım.

Herkes birbirini işitsin. Bağırış, çağırış, sonra “kulaktan kulağa” olmaya…

Sabırlı, sakin, tahammüllü bir adam. Beni dinledi: “Tamamdır” dedi.

Elbette utandım. ”Kaprisli biri” olmak hoş değil. Biliyorum…

 

Geç kalmak adetim yoktur. Beyan olunan saate beş kala içeri girdim.

Bir dakika: Nereye? “Gencecik Pandeli’ye”. Müjdemi isterim…

Alışık olmadığımız bir sürpriz. Ne sürprizi bir piyango bu:

Kapandı diye karalar bağladığım Pandeli yeniden açıldı!

 

Yücel ve Gülin beni kapıda karşıladılar: Kıkır kıkır gülerek.

Ne diye ? Ertuğrul Özkök masadakileri non stop fişteklemiş:

Karşılanmayınca kızıyor diye! Bu elbette doğru değil: O başka bu başka…

Eskiden beri takdir ederek izlediğim Özalp Çifti ile kucaklaştık.

 

Levent Kömür’ün karşısına oturdum.

Ama gözüm onda değil ki.

Sürekli Levent’in sağ omuzunun gerisinde…

Köşedeki masanın köşesinde.

Hayal ediyorum. Etmeye çalışıyorum:

Olsa da bir “hologram” ile köşeye yerleşiversek.

“Dedem ve ben”. Elli yıl öncesine.

Dile kolay:  Yarım asır olmuş… Az aşmışız…

Levent Kömür, Ertuğrul Özkök ve Ayça Budak'la Pandeli'deyiz sol arkada rahmetli dedemin köşesi.
Levent Kömür, Ertuğrul Özkök ve Ayça Budak'la Pandeli'deyiz sol arkada rahmetli dedemin köşesi.

 

Levent Kömür dönüp köşeye bakınca anlatıyorum.

Haftada iki üç kez öğleleri oturduğumuz masayı.

Yediğimiz yemekleri. Pandeli Usta’yı. Garsonları…

Sair eşrafı. Tanıdıkları. Yabancıları. Hayali cihana değer zamanı

 

Pandeli’yi tercih eden Kömür çok sevindi.

O gece masa efradı bulutların üstünde idik.

Sadece pespembe ve şiir dolu geçmiş ile değil.

İki genç kadının bize anlattığı pırıl pırıl gelecek ile de.

 

Eğitimde Ayça Budak, üretimde Özge Kaymaz

Levent Kömür sözü onlara bırakıyor. Gururla dinlemede…

Genç kadınlar bize üzümleri anlatıyor. Yürüdükleri yolu…

Yapılan şarapların aldıkları “saygın uluslararası madalyaları…”

 

Bakın burada sözünü ettiğimiz şu.

Bir tarım ülkesinin katma değeri en yüksek ürünü.

Üzümü alıyorsunuz. Şarap yapıyorsunuz.

Bilginiz, görgünüz, vizyonunuz nereye kadar yeterse…

 

Bugün bir şişesi onbinlerce Amerikan dolarına satılan şaraplar var.

Ve tuhaf bir dipnot: Yine de yok satmaktalar… 

Kart hamiline usulü ile. İltimas ile. Naz ile. Niyaz ile…

Yani benim param var alırım, demede iseniz. Geçiniz!

 

O akşam “Levent Kömür ve Ekibi’nin” iftihar ile bize anlattıkları :

“Mahalli üzümlerimiz”. Trakya/Şarköy, Elazığ ve Denizli/Güney’deki bağlar…

Bunlar artık para işi değil… Adanmışlık işi :

Ben buraya başımı koydum, yaparım dedi iseniz ne ala…

Elazığ Öküzgözü üzümü...
Elazığ Öküzgözü üzümü...

 

Yoksa bırakın kalsın !

Biliyor musunuz o akşam merdivenleri indim.

tatlı serin iyod yüzüme çarptı

Olmayacak “birisini” daha hatırladım…

 

Rahmetli “Kutub Halil İnalcık’ı”.

Hoca yazmıştı. Klasik Çağdaki muafiyeti…

“Habsburg” ile “Osmanlı” arasındaki çifte vergilendirmeye karşı.

Dikkat buyurunuz: Mısır Çarşısı’nın inşaa zamanında…

Pendeli klasiği patlıcanlı börek üzerinde yaprak döner...
Pendeli klasiği patlıcanlı börek üzerinde yaprak döner...

 

SONSÖZ “

 

Bakın bir şey söylemiş olayım.

Kayıtlara geçsin.

“Onu içmem. Bunu içerim.

Ve hatta sırtımı döner musluk suyu içerim.”

Bu lafları geçiniz.

 

Rating bazı ruhlara iyi gelir.

Ama gerçek değildir.

Gelir ve geçer. İzi dahi kalmaz.

 

Şarapçılarımız koşuyorlar.

Hem de yüz on engelli tartanda.

Ne diyeyim: Müteşekkirim…

Tuttukları altın olsun!

 

Güveniyorum: Devletimiz unutmaz.

Sonunda tarihe de bakacak dersini alacaktır.

İnalcık yazmış: ”Osmanlı destek olmuş da!”

 

 

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300