Orta Avrupa sıkıcıdır.

         İklimi, ışığı, mimarisi…

         Güneşi nadirattandır.

         Bizde mebzul olanlar…

 

         Bu coğrafyada nakıstadır.

         Üstüne mutfağı zayıftır…

         Bitmedi şarabı da yoktur.

         Ara sıra düşünmedeyim

        

         Buralarda hayat nasıl olsa gerek

         Canım, bilemeyecek ne var?

         Çok sıkıcı, hiç bize göre değil

         Akdeniz Cenneti’nin şımarttıkları…

 

         İhsan ve nimet ile büyüttükleri:

         Biz Allah'ın şanslı kulları, ne yapardık?

         İyice biliyorum: Halimiz harap olurdu.

         Emin Oktay’ın “Haritası’nı” hatırlayın.

 

         Tarih Bilim'inin bir “harikası” olan okları!

         Hani Orta Asya’dan yola koyulan…

         Ve ayak basılmadık yer koymayan!

         O meşum “Göç Haritası’nı” hatırlayın.

 

         Ne diye meşum?

         Haliyle. Bir düşünün.

         O zamanı. O koşulları.

         Tamam vize yok. Ama…

 

         Vasıta da yok…

         Yiyecek de yok…

         Yatacak da yok…

         “Booking.com” yok ki…

        

         Ya menzil, o var mı?

         Yok gibi: O da belirsiz.

         Niyet ve kısmet işi.

         Kılavuzunuz yok ki…

 

         Hele bir düşünün .

         Eski Kıta’ya uzana idik…

         Ezkaza Orta Avrupa’ya.

         Halimiz nice olurdu ?

 

         Bakın hemen diyeyim.

         Ne olurdu? Söyleyeyim.

         Meşhur “Göç Haritası” var ya…

         “İkinci Faslı’nı” hatmedecektik.

 

         Bu olacak olan. Kesin.

         Ya olmayacak olan?

         “Olamayacak olan” diyelim:

         O da “Art Basel”

 

      ELLİNCİ YIL

 

        Biz Akdenizliler için zor.

        Bırakın yapmasını. Geçin.

        Tahayyülü dahi müşkül.

        “Elli Yıl’dır” yapılan nedir?

 

        Şöyle bir özetleyelim.

        Yerkürenin dört bir yanından…

        Sayısız sanatçı, sayısız galeri…

        Size müracaat etmedeler.

 

        Ne diye?

        Boy göstermeye…

        Elbette prestij için.

        Burası bir “er meydanı”

 

        Koleksiyonerler burada.

        Müzeciler? Onlar da burada.

        Eleştirmenler? Buradalar.

        Küratörler? Oyun Kurucular?

 

        Akademisyenler?

        Galeri sahipleri?

        Sanatçıların Temsilcileri?

        Tacirler? Müzayedeciler?

       

        Öğrenciler? Gençler?

        Olgunlar? Yaşlılar?

        Bakın uzatmaya gerek yok.

        “Sanat Dünyası’nda” mısınız?

 

        Bu aleme girmek?

        İçeri de kalmak?

        Yani ezcümle şudur:

        Var olmak mı istiyorsunuz?

 

        “Art Basel ‘de” olmanız elzemdir.

 

BİR SANAT KASABASI

Andy Warhol, geçen yüzyılın pop-kültür-sanatçı-aktörü…
Laf çok kalabalık oldu. Farkındayım.
Ama Warhol ile ilgili bir çerçeve deneyince böyle çatmak gerekiyor.
Her an sahnede olan şöhretin tarihe geçen bir öngörüsü var:


“Yaşadığımız yüzyılda herkesin on beş dakikalığına meşhur olacağı“ kelamı…
Basel’deyim. Orta Avrupa Coğrafyasının en ortasına yerleşmiş ortaçağ şehri dolup taşıyor.
Aklıma Warhol’un falı takılıyor. Ne diye sırf insanlara söylenmiş olsun ki.
Alın size Basel: Kendi halinde irice bir “Orta Avrupa kasabası”.

Tamam çok para ve çok umur görmüş. Ama ya ölçeği?
Hızla yürüdünüz mü eski şehir 30 dakikada bitiveriyor.
Ya şu sanat panayırı nereden çıktı? Elbette cüzdanı kalın eşraftan
Kendini güvende hissedip monoton hayatın dışına çıkmalıyız hamlesini yapmış olmalılar.

50 yıl önce üç kafadar galeri sahibinin başlattıkları sanat fuarı var ya…
Günümüz dünyasının en önde gelen koordinatlarından.
Bugün üç gün süren dev bir fuardan söz ediyoruz. 100000 sanatsever dolaşıyor.
Sanatsever dediğimiz zaman sakın ha çulsuz öğrenci tayfası sanmayasınız.

Elbette onlar da var. Zaten onlar tuz biber.
Üstelik geleceğin aktörleri, aktrisleri onlar.
Ama romantizmi bir kenara koyup işin aslına bakalım
Ortada dünya çapında bir nüfuz-ticaret ve sansasyon oyunu var.

Nasıl yani? Anlatalım. 500 galeri var burada.
Eteklerindeki taşları dökmedeler.
Elbette en çok merak edilen şeyi öğrenmek istiyorum.
Kaç eser, kaç paraya el değiştirdi?

Gallerie Gagosian
Gallerie Gagosian

Çünkü Art Basel bir ticaret.
Ama baştan dedi idik.
Bir de “nüfuz” var ki:
İşte işin aslı orası!

Bugünün dünyasında kaç tane uluslararası sanatçınız var …
Kaç tane müzeniz, kaç tane galeriniz var ?
İşte tam da  o kadar varsınız: O kadar saygı görüyorsunuz.
O kadar etkili olabiliyorsunuz. Gençliğimizin bir lafı vardı:

“Kültür Emperyalizmi”. Sakın ha bu lafı nostaljik bir tabir sanmayasınız.
Bugünün gerçek savaşları kültür ve sanat kulvarındaki nüfuz yarışları…
Etkin olanlar son sözleri söyleyenler. Bir de biat edenler, takipçiler var.
Bakın şurası kesin :Kültür Emperyalizmi bir vakıadır ! Burada nefeslenin…


NÜFUZ PATLAMASI


İşte Art Basel bu nüfuz yarışlarının projektör altına geldiği anlardan.
Burada gizli, saklı yok. Her şey aleni. Ya Sansasyon Boyutu? Olmaz mı?
Nicelik ve niteliğin çizdiği bir dizi sansasyon patlaması devrede:
Nerede ise herkes koşa koşa Malborough Galerisine gitmekte.

Neden? Neden olacak. 1.5 metreye 1.5 metre bir tabloyu tavaf etmeye.
Degrade bir turuncu, açık-koyu lekeler halinde yerleşmiş.
Mark Rothko’nun yarım asır önce yaptığı bir resim. Önünde bir bant var.
Yaklaşma orada dur tarifi için. Ayrıca yetmemiş, bir de güvenlik elemanları var.

Resmi kıyafetli. Pazarlamanın nelere kadir olduğunu hissedesiniz diye.
Şimdi sıkı durun. Tablo satılmış 75 milyon US Dolarına.
Galerinin yöneticisi ile tanışıyoruz. Profesör Renton.
Goldsmiths College’ın Küratörlük Bölümü yöneticisi.
Tipik  İngiliz hümoru ile eğlenmede: “Alakadan memnunuz, çözmeye çalışıyoruz.”

PARA / SANAT / PRESTİJ


Masanın köşesinde bir alt üçgen kurmuşuz.
Hemen ortalıyorum! “Türkiye’nin bu sahalara inmesi çok çok önemli.”
Devletimiz tekstilciyi, turizmciyi seviyor, öpüyor.
Sanata ve sanatçıya neler yapılmalı ki, biz Art Basel de olalım…

Basel Sanat Müzesi Lokantası bahçesinde içimi umut kaplıyor.
Şarabımdan bir yudum alıp Emilio Romagno’ya uzanıyorum.
Diğer şarap beni fevkalade iyimser bir kulvara atıyor:
“İkinci Elli” var ya, bizim yarı yüzyıl olmalı, neden olmasın ki?


“Sanatçılarımız uluslararası fuarlarda.
Kassel ve Venedik'te başarıdan başarıya koşuyorlar. “
Galerilerimiz muazzam bir sinerji ile cirit atıyorlar…
Daha ne olsun? Masanın tebriklerini kabul ediyorum.

Şarabımdan bir yudum daha alıyorum…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!