Sık sık düşünüyorum.

        Bir başıma. Kendi kendime:

        Ben bir “bidon kafa“ mıyım?

        Ve nihayet anladım.

 

        Tamamen emin oldum.

        Bir kere şurası kesin:

        İşin bidon faslında şüphe yok.

        Naçizane merakım şudur:

 

        Bidonun ölçeği ve mahiyeti?

        Nereden çıktı şimdi bu?

        Lafı güzaf işte diyeceksiniz.

        Hemen arz edelim.

 

        Ne neye iyi gelir köşeleri var ya.

        Hem gazete ve dergiler köşelerinde...

        Hem de dijital medya manşetlerinde...

        Biliyorsunuz işte: Her yerdeler…

 

        Sakın ha, bilmezden gelmeyesiniz.

,       Haberim yok vallahi…

        Böyle manasız şeylerle uğraşamam...

        Üstelik vaktim de yok demeyesiniz.

 

        Hem hiç ama hiç inanmam.

        Hem de çok alınırım.

        Aziz milletimizin bekası var ya…

        Ruh ve beden sağlığı nasıl dimdik?

 

        Ve de öyle durmada sanırsınız…

        Sorarım sizlere bre gafiller…

        Bu derman köşeleri olmasa idi?

        Yandı gülüm keten helva…

 

        Dermansız dertlere düşmemiz vacipti.

        O kadar. Adam anlatıyor. Kulak verin.

        Günde iki adet. O kadar.

        Aman ha. Yanlış saymayasınız.

 

        Maraş ceviz ve üç adet Antep fıstığı yiyesiniz.

        Toptan ve hepten ve dahi aniden değil.

        Aman... Arasına yarım saat girsin.

        Sonra derin derin nefes alın.

 

        Ayrıca iyi şeyler düşünün.

        ”Yepyeni Türkiye” falan,

        Üstüne de gülümseyeceksiniz..

        Etrafınıza ışık da saçın.

 

        Şudur ve budur...

        Hani nasıl derler?

        Şayet bu köşelerin müdavimi iseniz...

        Bir nevi “yogi manav tarikatı” zanlısısınız.

 

        Ya da olmanıza ramak kaldı demektir.

        Onu da bilesiniz. Hiç şaşmaz.

        Bendeniz kendi adıma takipteyim.

        Üstelik de her bir şeyi bilerek:

 

        Bu ve benzeri köşeleri takipteyim.

        Nerede ne çıktı? Yerli yabancı.

        Her birini takipteyim. Gizli gizli.

        Ne olur ve de ne olmaz…

 

        Ansızın uyanan birisi olabilir.

        Ortalığın diline düşmek istemem.

        Allah muhafaza yani...

        Vakıa akşam vakti olduğunda…

 

        Evde elbisemi, ceplerimi temizleyenler,

        Muhtelif delil artıklarına ulaşmadalar.

        Günlük olay yeri zaptının dökümü:

        Bir adet Ordu fındık görülmüştür.

 

        İki adet Gürün dut kurusu teslim alınmıştır.

        Ve üç adet Saray ay çiçeği...

        Hemen getirip, önüme koyuyorlar.

        Manalı manalı baş sallayarak gidiyorlar.

 

        Öylesine… Sessiz sedasız...

        Ama ben onların derdini biliyorum.

        Daha çarpıcı bir delilin peşinde olmalılar...

        Korkup da pes etmek? Geri çekilmek?

 

       Bezmek? Ne münasebet.

       Azmim yerinde. Çok şükür!

       Biliyor musunuz. Daha çok yeni…

       Yarım saat bile olmadı.

 

        Yepyeni bir şey öğrendim.

        Yeni Dönem’in habercisi olabilir mi?

        ”Günde bir bardak süt”

         Dikkat edin buraya… Unutmayın:

 

        “Göbek yağlarına bire bir gelmekte imiş.”

 

 

         GÖBEKSİZ HAYAT

 
 
        Ne dersiniz? Bence şahane.

        Verilen malumat var ya…

        Az biraz belirsiz ama...

        Bardak dediğin ne ola?

 

        İnce belli çay bardağı da var.

        Mutti Merkel’in kadehi de:

        Beni dinlerken kullanıyor

        “Weissbier bardağı da”...

 

        Sonra yepyeni icatlar da var…

        O hani NYC sosyetesi gözdesi :

        Yaşlı başlı teyzemizin kadehini!

        Artık Cemil Tokel’e sorarsınız…

 

        Sonra: Süt var öyle.

        Süt var böyle.

        Tam yağlı. Az yağlı.

        İnek sütü. Keçi sütü.

 

        Daha neler neler.

        Aman yanlışlık olmaya.

        Sonra üzerinize afiyet:

        Ek bir husus, maruzat:

 

        Bir merakım daha var.

        Nasıl söylemeli: Acaba günde…

        Hiç hız kesmesek de:

        Bir bardak yerine…

 

        Birkaç bardak süt içsem!

        Sabaha da göbek falan kalmasa.

        Eyyy di Caprio!

        Az oyalan yettim geldim...

 

        Bakın ciddiyim.

        Öyle şaka, gırgır, mavra yok.

        Bu iş bambaşka bir iş.

        Konu bidon kafama girdi

 

        Tümü ile takmış durumdayım.

        Çünkü sonuçlar hayati ehemmiyette...

        Ve esoterik ve tele kinetik eşsiz bir işaret:

        Şu işe bakın bir risaleler dosyası gelmesin mi?

 

        “Süt nedir ve ne değildir?”

        Baştan sona süt!

        Söylemesi ayıptır. Antik Çağ ile başlıyor.

        Mısır Kıyıları’na uzanıyor.

 

        Brueghel’in süt içememişleri var:

        Cüce kalmış mankenleri ile devam...

        Sonra az biraz günümüze geliveriyor.

        Gerçekten çok öğretici, ibret dolu:

 

        Bakınız, M. A. Kılıçbay’dan aktarıyorum.

        ”Sütün İmgesi, Alemi ve Mitolojisi” sıkı durun.

 

        ”....ama süt mitolojisi ve sembolizmi içinde, Antik Dönemde ortaya çıkan bir inanç kadar,

         modern insanın hayallerini süsleyeni olmamıştır.

         Bu inanç, eşek sütünde yıkanmanın güzellik, gençlik ve sağlık verdiği yönündeydi.

         Eski Mısır’ın Makedonya asıllı kraliçesi Kleopatra’nın, VII Kleopatra Thea Philopator, MÖ 69-30,

         efsanevi güzelliği ve teninin gerginliği ile esnekliğinin eşek sütü banyolarına borçlu olduğu söylenir.

 

         Hollywood, bir zamanlar bu temayı sonuna kadar kullanmıştır. Aslında eşek sütü banyosu,

         Eski Mısır’da kökü çok gerilere giden bir kraliçe kaprisidir.

         XVIII Hanedan’dan firavun Akenaton’un karısı Kraliçe Nefertiti’nin,

         MÖ 1370-1330 ,bu uygulamayı başlattığı iddia edilmektedir.

 

Nefertiti
Nefertiti

 

 

         Adı “güzel kadın geldi” veya ”mükemmel kadın geldi” anlamına gelen Nefertiti’nin,

         bu güzelliğini süt banyolarına borçlu olduğu söylenirdi.”

 

         “...ama eşek sütü banyolarını Kleopatra ile birlikte anmak adet olmuştur.

         Onun ve zaman içinde katkılarını esirgemeyen çeşitli anlatıcıların da bu efsanenin şekillenmesinde katkısı olmuştur.

         Efsaneye göre, Kleopatra’nın her gün yaptığı süt banyoları için,

         her seferinde yedi yüzden fazla eşeğin sütü, eşek başına 6 litre, gerekmekte idi.”

 

         “...Roma’yı yakan imparator Neron’un ikinci karısı Poppaea Sabina, MÖ 30-65 ,

           Kraliçe Kleopatra gibi süt banyosu düşkünü idi. O kadar ki yolculukları esnasında,

           süt sıkıntısı çekmemek için üç yüz dişi eşekten oluşan bir sürüyü de beraberinde götürüyordu...”

 

           MACRON’A DİPNOT

 
 

         “...bu müsrif banyo adeti tarih içinde burnumuzun dibine kadar gelmiştir.

          Örneğin Napoleon Bonaparte’ın kız kardeşi Pauline,

          güzelliğini korumak için eşek sütüne başvuran aristokratlardandır.”

 

          Bu noktada yazarımıza şiddetli  muhalefet şerhimizi düşmeliyiz.

          Napoleon Bonaparte aristokrat –mavi kanlı doğmuş değildi ki...

          Devam:

         “...ama hemen üst tabakaları suçlamamak gerekir.

           Aynı dönemlerde Fransa’nın büyük şehirlerinde satıcılar eşekleriyle dolaşmakta ve

           talep olduğunda hemen oracıkta sağarak satmaktadırlar.

           O yıllarda yüksek sınıftan hanımlar, derilerinin gergin olması için....”

 

         Nasıl ama? Bence Başkan Macron bu risaleyi hatmetmeli.

         Fransız ekonomisi için hayati değerde olabilir…

         Nefes kesici öyküler, detaylar.

         Sizi bilemem ama ben artık bir “eşek sütü bağımlısı-adayıyım.”

 

         İçinizde her türlü muhalefet yeşerebilir.

         Muhtelif bozguncu ve muhalif çıkabilir.

         Bu negatif ruhlular ortaya çıkıp da, tezviratta bulunabilir.

         Yok, şudur, budur... Ayrıca…

         Tamam kardeşim. Biz de farkındayız.

 

         Bu “eşek sütü muhipleri” malumunuz:

         Fazla fazla “kırk yaş“ görmüşler.

         Ne olmuş yani...

         O sıcaklarda, yüzyıl yaşayacak halleri yoktu ya.

         Üstelik maruzat güzellik. Uzun ömür bahsi diğer...

 

         Sonra malum. ”Mısır Ekonomisi ve İstihdamı” da bir vakıadır.

        “Kırk bir yaşındakilerin” gömüleceği tapınak mezarlara dayanırdı.

         Bu “afetler” uzun yaşasa ve binlerce işçi işsiz mi kalsa idi...Geçelim.

 

         Benim muradım şudur.

         Hangi süt ve ne kadar içilecek?

         Deneme yanılma ile bulacağım.

         Göbeğimin yok olduğu an…

 

         Elbette o kutlu anı paylaşacağım.

         Eşek sütü ile dolu jakuzinin içindeki Kate Moss ile…

         “Az öteye kay!” işareti yapacağım.

         Manasız manasız gülmeyin.

 

         Sizi sütü bozuklar sizi...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!