Bizi sıçratan adam ve takımı
YAKLAŞIK bir yıl önce Şampiyonlar Ligi yarı final rövanş maçının oynandığı akşamdı. Chelsea-Barcelona maçının ilk bir saatini kaçırmıştım. Son yarım saat için İstanbul’un eğlence semti Beyoğlu’ndaki bir ocakbaşı lokantanın yolunu tuttum. Habertürk’ün sıkı elemanları Selim, Kadirve İsmail ile maçın son dakikalarını büyük bir heyecanla izledik. 93. dakikada Barcelona’yı finale götüren gol gelince hep beraber arka masadaki Barcelona taraftarlarından daha fazla havalarasıçradık.
İşte bizi havalara sıçratan o adam iki sezondur Barcelona’nın temel taşlarından biri: Andres Iniesta. Zaman zaman Messi’ye odaklanmaktan Iniesta ve Xavi gibi bu takımın asıl ruhunu yansıtan
oyuncuları unutuyoruz. Ben Iniesta’ya, Xavi ile birlikte Barcelona orta sahasının iki “İsviçre çakısı” diyorum. Her ikisi de saha içinde her işi yapan komple oyuncular.
Bu ufak tefek ama becerikli oyuncunun sadece geçen sezonu anlatan günlüğünün tercümesi Cennette Bir Yıl adıyla geçen günlerde Türkçe’de de yayınlandı. Kitabın kapağında işte o bizi
havalara sıçratan golden sonraki sevincinin pozu var.
Barcelona’nın genç takımlarından yetişmiş ama Katalan olmayan oyunculardan biri Iniesta. Albacete’nin bir köyünde doğmuş. 12 yaşında Barcelona minik takımına girmiş. Giriş o giriş, 14 yıldır Bordo-Mavili kulübün her seviyesinde görev almış. Mütevazı, ailesine ve köklerine bağlı bir oyuncu.
Nasıl çok çalıştığını, saha içindekifarklı dizilişlere nasıl adapte olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. En önemlisi takımın genel başarısını kendi başarısından yukarıda görmesi ve başarıya duyduğu açlık. Gol pası vermeyi gol atmaktan daha önemli buluyor. Çünkü bunun takımdaki yardımlaşmanın göstergesi olduğunu düşünüyor. Sakatlık yüzünden sahaya çıkamadığı maçta stresten tırnaklarını yiyip duruyor.
Rakibin darbesiyle yırtılan ayakkabısını iki maç daha giymekten hiç çekinmeyen, oynadığı maçları banda aldırıp tekrar izleyerek kendi hatalarını bulan, sakatlığına aldırmadan acı içinde Şampiyonlar Ligi finaline çıkan ve bir golün de pasını veren modern bir futbol emekçisi o. Bize iki yıldır futbol ziyafeti çeken takımın sırrı da burada yatıyor.
ŞU KAMP MESELESİ
Iniesta, kitapta eski antrenörü Frank Rijkaard’dan da bahsediyor. Ama asıl övgüyü elbette Josep Guardiola alıyor. Onun hem disiplininden hem de yeni yöntemlerinden dem vuruyor. Örneğin,
sıkı diyetler, takım halinde yemek yeme alışkanlığı gibi... Tabii bir de maçlardan önce kamp meselesi var. Guardiola, maç öncesi kamp uygulamasını kaldırınca Iniesta bu durumu yadırgamış. Maç öncesi geceyi evinde geçirmek ona garip gelmiş. Sonrasını onun kelimeleriyle veriyorum: “Bu düzenlemenin daha sağlıklı olduğunun farkına varmam uzun sürmedi... Kampları azaltmak yılın tres seviyesini de aşağıya çekti.”