Amerikan silahlı kuvvetlerinin elinden bazen kazalar çıkar. Mesela 1992’de Ege’deki planlı tatbikatta Saratoga uçak gemisinin Muavenet muhribini “kaza” eseri füzeyle vurması gibi. Beş şehit verdiğimiz o kaza, ateşlenen iki Sea Sparrow füzesinin de kaptan köşküne tam isabet etmesi nedeniyle kimilerine göre müttefikin “dost ateşi” değil, ABD’nin bir uyarı mesajıydı. Kamuoyunda hala deşifre edilememiş bir mesaj…

Muavenet’ten dört yıl önce de Amerikan donanması “sehven” bir faciaya yol açmıştı. İran-Irak savaşının son günleriydi. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Saddam’ı Humeyni rejimine karşı açıkça destekleyip, İran’ı işgal için cesaretlendirmesiyle başlayan sekiz yıllık savaşta taraflar birbirlerinin petrol tesislerine saldırılar düzenlemiş; 1987’ye gelindiğinde ABD donanması da Körfez’deki çatışmalara dahil olmuştu. Irak petrolünü taşıyan Kuveyt tankerlerine Amerikan bayrağı çekilmiş, tanker savaşlarında ABD ve İran karşı karşıya gelmişti.

Hürmüz Boğazı'nda İran yolcu uçağını düşüren USS Vincennes kruvazörü.

İşte bu ortamda 3 Temmuz 1988 günü, Dubai seferini yapan İran Havayolları’na ait Airbus A300 yolcu uçağı, ABD donanmasına ait güdümlü füze kruvazörü Vincennes tarafından İran hava sahasında düşürüldü, 66’sı çocuk 290 kişi hayatını kaybetti. Büyük şok yaşanıyordu. ABD’nin iddiasına göre Vincennes, İran’a ait botlarla çarpışma halindeyken muharebenin sıcaklığı nedeniyle yolcu uçağını, dalışa geçmiş F-14 sanıp füzeleri ateşlemişti. Ayrıca İran’ın kabahati daha büyüktü! Çünkü yolcu uçağı ticari koridorda değildi, sivil olduğunu belirten sinyali yoktu ve İran botlarının Vincennes’e taciz ateşi açtığı ortamda uçuşa izin veren Tahran’ın sorumluluğu daha fazlaydı. Mağdur, suçlu olup çıkmıştı. Reagan meydana gelen bu kazanın tamamen “Barbar İranlıların” eseri olduğunu söylüyordu. 1988 başkanlık seçimi için kampanyasını sürdüren Başkan Yardımcısı baba George Bush ise “Hakikat ne olursa olsun umrumda değil, Amerika Birleşik Devletleri adına asla özür dilemem” diyordu.

MADALYA BİLE TAKTILAR

Gerçekten de ABD’nin ileri sürdüğü bahanelerin hiçbiri doğru değildi. Henüz İran hava sahasını terketmemiş olan uçak sivil koridordaydı, sinyali vardı. Vincennes İran karasularına girmişti, pilot ya da kalkış izni veren kulenin o anda bunu bilmesine imkan yoktu. Hafif silahlı İran botlarınca taciz edildiği söylenen ağır silahlı kruvazör, uçak gemileri hariç donanmadaki bütün gemilerden daha büyüktü. Gelişmiş Aegis savaş sistemine rağmen yolcu uçağının, çok daha hızlı F-14’le karıştırılması da uzak ihtimaldi.

4 Temmuz 1988 - Yolcu uçağında ölenler, Bender Abbas limanında yakınları tarafından teşhis edildi. 

Bir milyonu aşkın insanın hayatına mal olan savaşı tetikleyen, Irak’ı biyolojik ve kimyasal silahlarla besleyen ABD, Saddam rejiminin İran’a karşı kitle imha silahları kullandığını biliyor, fakat kamuoyu önünde Bağdat’ın savaş suçu işlediğini reddediyordu. 17 Mayıs 1987 günü Irak’a ait bir jetin ABD savaş gemisi USS Stark’ı vurarak 37 askerinin ölümüne yol açmasına bile sessiz kalmış; Irak’ın “İran savaş gemisi diye yanlışlıkla vurduk” açıklamasını derhal kabullenmişti ABD. Hatta Stark’ın komutanı tedbirsizlikle suçlanırken, kusurlu olduğu gayet iyi bilinen Vincennes’in komutan ve mürettebatı madalyalarla ödüllendirilmişti.

2 Temmuz 2012 - Facianın yıldönümü. Uçağın düşürüldüğü bölgede kurbanların anısına denize çiçekler bırakılıyor.

ABD’nin belleği, İran İslam devrimi sonrası 1979 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nde yaşanan 444 günlük rehine kriziyle sınırlı kaldığından, tarihin bundan önceki ve sonraki sayfaları hiç hatırlanmıyor. Şimdi Körfez’de yeniden tanker savaşları tehlikesinin belirdiği ortamda ABD, Hürmüz Boğazı’nda Norveç ve Japonya’ya ait iki tankerin vurulmasından İran’ın sorumlu olduğuna inanmamızı istiyor. Hiçbir kanıt olmadığı halde. Kanıt olmaması bir yana, tankerler vurulduğu sırada Japonya Başbakanı Şinzo Abe Tahran’ı ziyaret ediyor. Hatta aynı Abe, geçen ay Trump’ın Tokyo’yu ziyareti sırasında, İran’la dostluk ilişkilerini de özenle vurgulamış bulunuyor. Ayrıca tankerin mürettebatı da ABD’nin “mayınlı saldırı” iddiasını yalanlıyor, saldırının havadan geldiğini söylüyor.

Bunlara karşılık ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “saldırının bariz İran işi olduğunu, bu olayın da hiçbir kışkırtma olmadığı halde Tahran’ın son 40 yıldır ABD ve özgürlüğü savunan diğer ülkelere karşı uyguladığı saldırganlık çerçevesinde algılanması gerektiğini” ileri sürüyor. Ancak tarih böyle söylemiyor. Pompeo, İran’a demokrasiyi geri getirecekleri gibi bir beyanda da bulunuyor ki, İranlıların tarihin hangi döneminde demokraside yaşadıkları önemli bir soru. 1950’lerde Başbakan Muhammed Musaddık’ın, İran’ın petrol kaynaklarına yönelik sömürüye son vermek üzere İngiliz ve Amerikan şirketlerini millileştirme girişimiyle demokrasiye az da olsa yaklaşmışlar; hatta 1951 yılında Time dergisi Musaddık’ı “Yılın Kişisi” bile seçmiş ve “İran’ın George Washington’ı” diye anmıştı. Ancak CIA’nin örtülü operasyonları ve Şah Rıza Pehlevi’nin müdahalesiyle bu dönem son bulmuş, Musaddık hapse atılmış ve İran petrol sahalarının yüzde 40’ı ABD şirketlerinin kontrolüne geçmişti.  

FOX NEWS SUNUCUSUNA DA DANIŞMIŞ

2015’te Obama Yönetimi’nin İran’la kotardığı nükleer anlaşmadan çekilip gerilim siyasetine dönen Trump, bugün itibariyle Tahran’a yönelik yeni yaptırımların devreye gireceğini açıkladı. Kendi kampanyasından alıntıyla, “İran’ı yeniden güçlü yapalım” dedi ve “İran’ın yeniden üretken ve müreffeh bir millet olacağı günü dört gözle bekliyorum” diye de ekledi. Ancak İran’ın ABD’ye ait insansız hava aracını düşürmesine karşılık askeri misilleme seçeneği hala masada ve bazı soru işaretleri de var. 

ABD Hava Kuvvetleri'nin 220 milyon dolarlık insansız keşif uçağı RQ4 Global Hawk.

Bir kere İran hedeflerini vuracak uçaklar havadayken saldırıyı durdurduğu haberi doğru çıkmadı. Trump NBC’deki söyleşide, “Hayır havada değillerdi ama az kalmıştı. Geri dönülmez bir noktaya gelinebilirdi” dedi. Ayrıca Trump, insan zayiatıyla ilgili sorusuna “150 kişi” yanıtını alınca bir İHA’ya karşılık orantısız bulduğu için saldırıyı şimdilik durdurduğunu söylüyor, ancak medyaya bakarsanız, Trump bu sayıyı son dakikada duymuş değil. Muhtemel zayiata ilişkin çok önceden bilgi aldığı, hatta İran’ı vurmak için yanıp tutuşan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un verdiği akılla yetinmeyip askeri seçeneği geniş bir çevrede sorguladığı ileri sürülüyor.

Trump’ın danıştığı kişilerden biri de en büyük destekçisi Fox News’un sunucularından Tucker Carlson. Trump’ın çevresindeki şahinlerden farklı konuşan Carlson, İran’a saldırının şu sıra ülke çıkarlarına uygun olmadığını, başkanın yeniden seçilme şansına da zarar vereceğini söylemiş. Trump’ın nihai kararında Carlson’un ne kadar etkili olduğu bilinmiyor, ancak şüphe tohumları ekenlerden biri olduğu kesin.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!