Merkel, “52 yıl sonra ilk kez bir Alman AB Komisyonu başkanı olacak” diyerek sevinçli haberi verdi ama aynı zamanda “komisyona ilk kadın başkan” haberine Almanya’da kimse sevinmedi. Sevinmek ne kelime, ateş püskürdü. Koalisyonun büyük ortağı CDU’nun Bavyeralı kardeş partisi CSU’ya göre Ursula von der Leyen’in adaylığı demokrasi adına bir yenilgi; SPD’ye göre ise büyük bir skandaldı. Eski SPD lideri Sigmar Gabriel’e göre partinin koalisyondan çekilmesine neden olabilecek kadar vahim bir skandal. Çünkü seçmene verilen söz tutulmamıştı, Avrupa fikri adına bir yenilgi söz konusuydu. Medyada ise “Avrupa demokrasisine ihanet mi ediliyor” yorumları ağır basıyordu.

Çabucak yapılan bir ankete göre de Alman halkının sadece yüzde 36’sı bu adaylığı destekliyordu, çünkü bakanın sicili bozuktu. Önceki aile ve çalışma bakanlıkları bir yana özellikle Savunma Bakanlığı'ndaki sicili. Nitekim “Ordu rahat bir nefes aldı, nihayet kurtuluyor” yorumları bile yapıldı medyada.

Yedi çocuk annesi Ursula von der Leyen, Aile Bakanı olduğu günlerde... 

Adaylığın karar aşamasındaki tuhaflıktan belliydi; 27 üye ülkenin liderleri von der Leyen’in adaylığına “evet” derken, bir tek Merkel kendi bakanı, hem de sadakatiyle bilinen bakanı için çekimser kaldı, çünkü hükümet ortağı sosyal demokratların vetosu vardı. SPD koalisyon anlaşmasına atıfta bulunarak; “Avrupa Parlamentosu’nu daha güçlü kılarak vatandaşa yakın ve şeffaf bir Avrupa demokrasisi hedefinde anlaşmıştık. Von der Leyen’in seçimi bu hedefe uymuyor” dedi.

Uymuyordu, çünkü geçen mayısta Avrupa Parlamentosu seçimlerine gidilirken, komisyon başkanının grupların liste başı adayları arasından seçilmesi kararı alınmıştı. Adaylar aylardır bu menzilde kampanya yürütüyordu. Seçimlerde en yüksek oyu olan muhafazakar Avrupa Halk Partisi (EPP) grubunun liste başı adayı da Manfred Weber’di (CSU). Ancak Weber, Avrupa Konseyi’nde Fransa Lideri Macron’un muhalefetine tosladı.

CSU’nun hiddeti gayet anlaşılabilirdi; kendi partisinin adayını Brüksel’e şef olarak göndereceğini zannederken, aynı Hıristiyan cenahtan da olsa bir başka isim göreve konuyordu. Parti lideri Markus Söder, “Seçmen, Weber komisyon başkanı olacak diye oy verdi. Ama demokrasi arka odalara yenildi” diyerek, konseyin kapalı kapılar ardında aldığı kararı eleştiriyor, “Tabii Almanya için önemli bir puan, ancak Avrupa’nın yenilgisine de sevinemiyoruz” diye ekliyordu.

MACRON’DAN MERKEL’E KÜÇÜK BİR HEDİYE!

Weber’in adaylığı dışında, AP’deki diğer grupların liste başı adayları da vize alamadı. Sosyal Demokrat grubun adayı Frans Timmermans, muhafazakarların baskısıyla potadan düştü. Liberallerin de Danimarkalı aday Margrethe Vestager nezdinde umudu söndü. Ve Macron şapkadan tavşan çıkardı: Ursula von der Leyen bu görev için biçilmiş kaftandı, çünkü Brüksel doğumlu olup Fransızca’yı fevkalade konuştuğu gibi Londra Ekonomi Okulu ve Almanya’daki tıp tahsili sonrası ABD deneyimi nedeniyle İngilizce’ye de çok hakimdi. Çin ve ABD’yle ticaret savaşından iklim politikaları ve yükselen sağ popülizm tehdidine yoğun gündemi çekip çevirmek için sular seller gibi dil bilmek yeterli değildi. Ancak aday olur olmaz soluğu Strasbourg’da, Avrupa Parlamentosu’nda alan von der Leyen, dil yeteneğiyle ilk rauntta başarılı oldu. “Avrupa demokrasisinin kalbi burada atıyor” diyerek konuşmasına Almanca başlayıp Fransızca devam etti ve İngilizce’yle noktaladı. İki hafta sonra yapılacak oylama için iyi bir zemin hazırladığı yorumları yapıldı.

Von der Leyen ve aday olarak yerini aldığı Manfred Weber, Strasbourg'da basının karşısına birlikte çıktı.

Liste başı adayı uygulaması demokrasi ve şeffaflık adına atılmış bir adımdı, Lizbon Anlaşması’nda bir hüküm olarak yer almadığı için de liderlerin buna uyma zorunluluğu yoktu. Fakat neticede AB Komisyonu başkan adayını onaylayacak merci yine Avrupa Parlamentosu. Adayın 746 üyeli parlamentoda tek seferde, mutlak çoğunluk oyu olan 374 vekilin onayını alması gerekiyor. İkinci bir şansı bulunmuyor. EPP grubunda asıl aday olması gereken Weber’in de verdiği destekle von der Leyen’in onayı hemen hemen garantilediği söyleniyor. Neticede başkan yine muhafazakar bir politikacı olacağı için kabul edilebilir bir durum.

YEDİ ÇOCUKLU İYİ HIRİSTİYAN, GERİSİNİ BOŞVER…

Die Welt yazarının deyişiyle herşeyin bahsine giren İngilizler “Brüksel’in şefi kim olacak” diye bir bahis açsa ve birisi de kalkıp von der Leyen’e oynasa, büyük bir servet kazanabilirdi. O denli menzilde değildi Alman bakan. Ancak konsey toplantısında bütün liderler Macron’un önerisine balıklama atladı. İspanya’nın sosyalist Başbakanı Pedro Sanchez, partili yoldaşı Josep Borrell komisyonda Dış Politika Yüksek Temsilcisi olacağı için onayladı. İtalyan David Maria Sassoli yeni dönem AP Başkanı seçildiği için İtalya’nın teknokrat Başbakanı Conte’nin, von der Leyen’e itirazı olamazdı.

Ancak en ilginci, Visegrad ülkeleri (V4) diye anılan doğulu dört üye ülke, Çekya, Polonya, Macaristan ve Slovakya liderlerinin verdiği destekti. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, “Yedi çocuk annesi iyi bir Hıristiyan ve bir hekim olarak Ursula von der Leyen’den iyi bir tercih olamaz” diyor; Polonya’dan da övgü dolu sözler geliyordu.

Alman basınına göre bu övgüler pek de hayra alamet değildi, Doğu Avrupa dörtlüsü sinsi bir planla destekliyordu von der Leyen’i. Orban, iyi bir Hıristiyan diye övse de ortak değerleri pek uyuşmuyordu. Çünkü von der Leyen yedi çocuk annesi olmakla birlikte, aile bakanlığı ve çalışma bakanlığı dönemlerinde kadının özgürleşmesi için kreş sayısı artışına önayak olmuş, şirketlerde kadın kotası için bastırmış, eşcinsel çiftlerin evlat edilenebilmesine de destek vermişti. Ayrıca Avrupa ortak savunma gücünün de sürekli sözcüsü olmuştu. Medyadaki tahminler, V4 grubunun von der Leyen’i kendi ülkesindeki icraatı nedeniyle “zayıf ve güçsüz bir figür” olarak gördüğü ve kendi milliyetçi gündemleri doğrultusunda ondan taviz alabileceklerini düşündükleri yönündeydi. Selefi Jean-Claude Juncker gibi inatçı ve dikbaşlı olmayacaktı; dört ülkenin bir blok halinde, aynı Almanya ya da Fransa gibi AB’nin merkezi bir üyesi olarak pozisyon alması için yaptıkları girişim başarısızlığa uğramıştı.

Ayrıca liste başı adayı uygulamasının bir teamül haline gelmesini de istemiyorlardı, çünkü AB kurumlarındaki iktidar dengesi istemedikleri yönde gelişebilir; demokratik seçim ilkelerinin yerleşmesiyle Brüksel ve Strasbourg’un ulus devletler karşısındaki gücü iyice bilenebilirdi. Esas mesele liste başı adayı olayını savuşturup AB yerine ulus devletlerin güçlenmesini sağlamaktı, aday kim olursa olsun.

Merkel'in her kabinesinde görev verdiği sırdaşı von der Leyen şimdi baş ağrısı oldu.

Neticede şimdilik o dörtlü de kazandı. Avrupa medyasına bakarsanız, en büyük kaybeden Almanya oldu; 2005’teki ilk başbakanlık döneminden beri kabinelerinde yer verdiği von der Leyen’in Merkel için “acı ilaç” olacağı yorumları ağırlıkta. Avrupa kurumlarına görev dağıtımında en büyük kaybeden işe Yeşiller grubu oldu. AP seçimlerinde sandalye sayısını 22 artırarak en büyük çıkışı yaptıkları halde, görev pastasından kırıntı bile alamadılar. Grup başkanı Ska Keller şikayetçi: “Kapalı kapılar ardında kişisel hesaplarla iş yapanlar ile aramızda en ufak bir ortak payda yok.”

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!