Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Post-pandemik hayatı şu karantina günlerindeki alışkanlıklarımızla sürdürürsek dünyaya büyük iyilik olacak. Hem sağlık açısından kendimize, hem de ekolojik açıdan yeryüzüne iyilik. Hayvanların habitatlarında yayılma ve beslenme düzenini terk ederek mesela. Tükettiğimiz gıdalardan trafik hareketliliğine iklim krizine olan katkımız da malum.

Nature'da yayınlanan yeni bir çalışmaya göre Kovid-19 salgınıyla birlikte ekonomiler kapanınca global sera gazı emisyon hacmi de daraldı. Mart ve nisan aylarında enfeksiyon rakamlarının tüm dünyada arttığı günlerde emisyon hacminde 1 milyar tonluk gerileme meydana geldi; 2006 düzeyine indi. Nisan ayı başlarında günlük emisyonda yüzde 17 gibi rekor düşüşler yaşandı. Geçen yıla göre emisyon daralması ABD’de yüzde 10’u, Çin ile Hindistan ve AB’de yüzde 5, diğer ülkelerde de toplam yüzde 15’i buldu.

Ancak ekonomiler açılıp sosyal mesafeler sona erince, global ısınmaya neden olan etkenler de geri dönecek. Tahminlere göre 2020 yılı toplam emisyon hacmi 2019’un yüzde 4 – 7 gerisinde olacak. Bilim insanları, gelecekteki afetleri önlemek için karbon kirliliğinin çok acil ve önemli ölçüde azalmasını yıllardır dillendiriyordu, fakat kimse bunun ölümcül bir pandemi marifetiyle olmasını istemiyordu elbette.

KAHVALTILARI “SERPMEDEN” ETMEK

Biz de doğa dostu alışkanlıkları pandemi marifetiyle edinmek istemezdik elbette. Şimdi pandemiye adapte hayatlarımızı yavaş yavaş geride bırakıyoruz. İklim krizine katkımız artmaya başlayacak. Ama bazı alışkanlıkları bırakmayabiliriz. Araç kullanmak yerine daha çok yürümek ve gıda tasarrufu gibi mesela.

Abur cuburcuları bilemem ama özellikle sokağa çıkma kısıtı öncesi 3-4 günlük öğünleri planladığımız için daha düzenli ve sağlıklı beslendik. Bu planlama gıda skalasını da çeşitlendirdi; bakliyat, sebze ve meyve, evlerde yapılan ekmekler… Böylece israf da azaldı, yemekler çöpe gitmedi. Satın aldığımız herşeyi yedik.

Yemediğimiz zaman ise yılda 214 milyar lirayı çöpe atıyoruz. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Başkanı Prof. Dr. Aziz Akgül’e göre yaşadığımız büyük gıda israfı krizi yılda 214 milyar liraya mal oluyor; neredeyse yarısı serpme kahvaltı modası yüzünden. Prof. Akgül diyor ki; “Serpme kahvaltı görgüsüzlük kültürü. Sadece görüntüsü güzel olsun diye masalara hiç dokunulmadan kaldırılıp çöpe atılacak yiyecekler getiriliyor. Sadece serpme kahvaltı kültürü 100 milyar lira civarında israfa sebep oluyor.”

Dünyadaki gıda savurganlığı 1.3 milyar ton kadar. Oysa 821 milyon insan açlık sınırında yaşıyor; çöpe giden yiyeceklerle üç defa doyabilirler. Prof. Akgül, “Avrupa ve ABD’de yapılan israf ile yaşayan tüm aç insanlar doyabilir” diyor. Gerçekten, global düşününce gıda savurganlığında da sözü mecburen ABD’ye bağlamak gerekiyor. Çünkü ülke çapında tüketilen gıdanın yüzde 30-40’ı çöpe gidiyor. ABD Tarım Bakanlığı’nın tahminlerine göre bu sarfiyatın yüzde 31’i perakendeci ile tüketici düzeyinde meydana geliyor, bedeli ise 161 milyar dolar.

İsrafın tek bedeli, dünyayı doyuracak kadar gıdanın heba olması değil. O gıdaların üretimi, işlenmesi, nakliyesi, depolanması ve sonra çöp olarak işlenmesi de bazı girdileri gerektiriyor; toprak, su, iş gücü ve enerji gibi.

DÜNYADA AÇLIK KRİZİ BÜYÜYECEK

Pandemi öncesinde dünya çapında açlıktan ölüm riskiyle yaşayan 130 milyon insan vardı; 55 ülke ve bölgede çok acil gıda yardımı ve beslenme desteğine ihtiyaç duyan bu insanlar şimdi bir de salgın şokuyla karşı karşıya. Sağlık hizmetleri ve sosyo-ekonomik yok denecek kadar sınırlı.

Birleşmiş Milletler’in insani ve acil yardım koordinasyonundan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock’un açıklamasına göre virüsün cefasını yine dünyanın en yoksul insanları çekecek, ekonomik etki hastalığın kendisinden daha büyük bir felakete dönüşecek. Global ekonomi yüzde 3 civarında daralırken yoksul ülkelerin ihracat ve turizm gelirleri gerileyecek, günde 1.90 dolardan az bir parayla geçinen aşırı yoksul nüfusun oranı son 30 yıldır ilk kez artacak. Bu hesaba göre BM’nin vardığı sonuç; 130 milyon değil, tam 265 milyon insan kitlesel açlık ve kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

ET YEMEK ŞART DEĞİL, ALTERNATİF OLABİLİR

Çinlilere “Yarasa – fare yiyorlar, bu yüzden dünyaya virüs saçıyorlar” diye çemkirecek yerde insanlığın biraz da kendi et alışkanlıklarını tahlil etmesi gerekiyor. Çünkü virüsün bulaş kaynağı hayvanlarla temas ve mesele Çin’deki canlı hayvan pazarlarından ibaret değil. Kanıtı ABD’deki son durum: et endüstrisi virüsten kırılıyor. Ülkenin en büyük et şirketi Tyson Foods’un yedi bin çalışanı enfekte oldu.

Asya bildiğimiz gibi: Endonezya'da koronaya rağmen açık et pazarında balık istifi bayram alışverişi...

Pandemi krizinde ABD’deki et tesisleri bulaş merkezi haline gelip kapanınca üretim geriledi ve kırmızı et fiyatları arttı. Trump, Kore Savaşı döneminde çıkarılan Savunma Üretim Yasası’nı devreye soktu ama yine de piyasadaki et sıkıntısı giderilemedi. Bazıları “Mangal sezonu geliyor, et olmadan ne yaparız” gibi realiteye aykırı düşen uçuk telaşlara kapıldı.

Taze et kullanan Wendy’s, ABD çapındaki her beş lokantasından birinde hamburger yapamadığını ilan ederek müşterilerinden özür diledi; "Tavuk ikram etmekten memnuniyet duyarız" dedi. Dondurulmuş et kullanan diğer ünlü fast food zincirlerinin sıkıntısı olmadı. Mayıs raporuna göre marketlere et sevkiyatında yüzde 35’lik gerileme olacak, fiyatlara yüzde 20’lik artış olarak yansıyacak.

Neticede bu tablo Amerikalının daha az et tüketmesine neden oldu. İyi de oldu. Çünkü büyükbaş hayvancılığın iklim krizine etkisi bir yana, hayvanların zulüm koşullarında istiflendiği çiftliklerin virüs pandemilerine davetiye çıkardığı uyarıları zaten yapılıyordu. Kuş gribinin kitabını (Bird Flu: A Virus of Our Own Hatching) yazan Michael Greger, endüstriyel hayvan çiftliklerinin enfeksiyon hastalıkları için bulunmaz bir kaynak olduğunu belirterek, “Global pandemi çıkarmak istiyorsan, fabrika çiftçiliği yap” diyordu.

ABD'de bazı eyaletlerde et sıkıntısı nedeniyle marketlerde satışlara limit getirildi; hem de sadece balık ve kanatlılar.

2009’daki H1N1 domuz gribi salgını Kuzey Carolina’daki bir domuz çiftliğinden yayılmıştı. 1997’deki H5N1 kuş gribi salgını ise Çin’deki bir tavuk çiftliğinden. Bir süre önce ABD’de yine bir kuş gribi salgınında on milyonlarca tavuk itlaf edildi ve hastalık insana sıçramadan bertaraf edildi.

Bir Amerikalı ortalama 120 kilo kırmızı ve beyaz et tüketiyor, Türkiye’de ise kişi başına et tüketimi 25 kilo kadar. Korona günlerinde daha az et yediğimize dair tanıklığım var. Ancak yurt çapında tüketim ne yönde seyretti, haberler çelişkili ve bölgeye göre değişken. Örneğin bağışıklık güçlensin diye tavuk ve kuzu etine talebin arttığı söyleniyor ama beri yanda Adana’da kebapçılar kapanınca et tüketimi yüzde 80 gerilemiş, Siirt’te büryan satışları iki katına çıkmış, Sivas’ta da et, sucuk, pastırma satışları yüzde 30 artmış. Medyada “bağışıklığı güçlendirmek için et, balık yiyin” diye akıl fikir veren uzmanların da katkısı olsa gerek bu artış trendinde.

Tamam et fiyatları yüksek, ancak “et”sizlik artık yoksulluk referansı olmaktan çıkarılmalı. Sofraya et koyamamak sorun değil, veganlar hayvansal gıda tüketmedikleri için ölmüyor, gayet de sağlıklı ve dinç varlıklar olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Ve vicdanları rahat varlıklar. Açıkçası kediye tavuk ciğerini paralarken çok acıyorum hayvana, suçluluk duyuyorum. Ancak kedilerimi vegan yapabilir miyim? Bilmiyorum. Onlar hazır olmayabilir.

Almanya'da mezbahalarda yoğun koronavirüs çıkınca Greenpeace de "Ucuz ete son" protestosuyla sahaya çıktı.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!