Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ABD başkanlık seçimine on gün kala Trump Ortadoğu’da yeni bir “barış anlaşması“ daha kotardı; bugüne kadar asla savaşmamış İsrail ve Sudan, ABD gözetiminde aralarındaki “savaş halini sona erdiren“ bir uzlaşıya vardılar. Sudan’da geçen yıl Ömer el Beşir’in devrilmesinden sonra iş başına gelen sivil-askeri geçiş yönetiminin İsrail’i tanıması karşılığında ABD, Sudan‘ı terör listesinden çıkarıyor. Hartum’daki yeni yönetim ABD’li terör kurbanları için 335 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti. Terör listesinden çıkış 27 yıllık ambargoyu sona erdirecek, ekonomik açıdan getirisi daha fazla. Normalleşme anlaşmasının Sudan meclisinde onaylanması gerekiyor, ancak yasama organı henüz kurulmuş değil. Şimdilik karşılıklı elçilik de açılmayacak, ekonomi ağırlıklı normalleşme temasları yapılacak.

Trump daha önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile İsrail’i barış masasına oturtmuştu; önceki gün ise Oval Ofis’te arkasına dizdiği Pompeo, Mnuchin, danışman damat Kushner ve diğer kurmaylarının alkışları arasında İsrail ve Sudan‘ı telekonferansla barıştırdı. Medya da karşısına dizilip izledi. Uzaktan konferansın bir ucunda İsrail Başbakanı Netanyahu, diğer ucunda Sudan Başbakanı Hamduk vardı. Övgü ve teşekkürler havada uçuştu. Netanyahu, iki ülkenin yakında aynı BAE ve Bahreyn ile olduğu gibi tarım, ticaret ve havacılık alanında anlaşma için müzakerelere başlayacağını söyledi; “Artık Sudan hava sahası İsrail’e açık. Böylece İsrail’den Afrika ve Güney Amerika’ya daha kısa direkt uçuşlar yapılabiliyor” dedi.

Sudanlı yetkililerin verdiği bilgiye göre bir ABD-İsrail heyeti Hartum’a giderek Sudan geçiş hükümetinin askeri lideri General Abdülfettah el Burhan ise görüşerek normalleşme anlaşmasını sonuca bağladı. Trump da telekonferansla mührü vurdu.

NETANYANU ÇİĞ SORUYU SAVUŞTURDU

Trump’ın Kosova ve Sırbistan’dan Ortadoğu’ya uzanan barış anlaşmalarıyla ne kadar övündüğü biliniyor; hatta karşılığında Barış Nobel’i beklediğini gizlemiyor. Yeterince takdir göremediği zaman da bozuluyor. İsrail-Sudan trafiğinde bunun bir örneği yaşandı…

Trump, diplomasiyle bağdaşmayan klasik üslubuyla şunu sordu Netanyahu’ya masadaki telefona eğilerek; “Sence ‘Uykucu Joe’ böyle bir anlaşma yapabilir miydi, Bibi? Yapabilir miydi? Ben hiç sanmıyorum.” Malum, Trump Demokrat rakibi Biden’ı “Uykucu Joe” lakabıyla anıyor. Netanyahu kısa bir duraklamadan sonra ustalıklı bir yanıt verdi; “Sayın Başkan size şunu söyleyebilirim, Amerika’daki herhangi birinin barışa katkısını takdirle karşılarız. Sizin yaptığınızı da büyük takdirle karşılıyoruz.” Trump’ın yüzü biraz düşer gibi oldu; “Yep” dedi geçiştirdi.

Netanyahu’nun Amerikan seçiminde taraf tutmaktan geri durduğu yorumu gecikmedi; first lady Melania’nın doğum yeri Slovenya’nın Başbakanı dahil birçok liderden yeniden seçilmesi yönünde destek alırken en yakın müttefikinden beklediği oranda yeterli iltifatı göremedi Trump. Bahiste bütün parayı aynı oyuncuya yatırmayı tercih etmedi Bibi. Trump döneminde ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınması gibi Filistin aleyhindeki hamlelerden siyasi çıkar sağlamış olsa da.

“ÜÇ HAYIR”IN HÜKMÜ KALMADI

Filistin’in dahil olmadığı barış anlaşmalarına doyamıyor Ortadoğu. Trump kendi himayesinde en az beş ülkenin daha İsrail’le barışacağını söyledi. Aralarında Kuveyt, Umman ve Fas var muhtemelen. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ise önceki anlaşmalarda olduğu gibi sonuncuya da şiddetle itiraz etti; Filistin topraklarında İsrail işgalinin sürdüğü ortamda normal ilişkilerin reddedildiği ve kınandığı açıklandı. Bu anlaşmaların Arap İnisiyatifi’ne, Arap zirvelerinde alınan kararlara ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olduğu vurgulandı.

2002 Arap Barış İnisiyatifi İsrail’in işgal ettiği topraklardan 1967 öncesi sınırlara çekilmesi karşılığında Arap devletlerince tanınmasını ve o sınırlar içinde bir Filistin devletini öngörüyordu. Ancak artık görülüyor ki, Mısır ve Ürdün’ün ardından BAE, Bahreyn ve Sudan’ın da tanımasıyla İsrail şartları yerine getirmeden de normalleşmeye taraf kazanabiliyor. Bir yanda İran’a karşı el altından yürüyen Körfez-İsrail ittifakı resmiyet kazanıyor; diğer yanda Trump 3 Kasım seçimi öncesi mevzi kazanıyor. Amerikan başkanlık seçiminin gündeminde dış politika yok, ancak kritik eyaletlerden Florida’daki muhafazakar Yahudi seçmen tabanının oyları açısından önemli.

İsrail ise Sudan’la yapılan anlaşmanın sembolik anlamını vurguluyor. Netanyahu, “Bugün Hartum, İsrail ile barışa ‘evet’, İsrail’I tanımaya ‘evet’ ve İsrail ile normalleşmeye ‘evet’ diyor” sözleriyle bu sembolik anlama gönderme yaptı. 1967’de Arap ülkelerinin Hartum’daki toplantısından “üç hayır” kararı çıkmıştı: İsrail ile barışa ‘hayır’, İsrail’I tanımaya ‘hayır’, İsrail ile görüşmelere ‘hayır’…

Sudan’da kamuoyunun büyük çoğunluğu halen İsrail’le normalleşmeye karşı çıkıyor. Ancak ambargonun kalkmasıyla yardım ve yatırım imkanları da artacak. Ömer el Beşir’in Hamas ve Hizbullah’a destek çıktığı dönemden keskin bir dönüş söz konusu olacak. Sudan 1996 yılına kadar Usame bin Ladin’i ülkede barındırmıştı, ancak 11 Eylül terör saldırılarında rolü olmadığını iddia ediyor.

BAE ve Bahreyn’in İsrail’in imza koyduğu “İbrahim Anlaşmaları“, Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların ortak atası Hz. İbrahim’e atıfla inanç üzerinden bir normalleşmeyi çağrıştırıyor, ancak Arap sokağında fazla alıcısı yok. Yönetimler nezdinde tarihi adımlar atılıp sembolik jestler yapılıyor. Geçen ağustos sonu Tel Aviv’den Abu Dabi’ye ilk seferde uçağın gövdesinde Arapça, İbranice ve İngilizce “barış” yazısı vardı. Bu ay başında İsrail ve BAE dışişleri bakanları Berlin’de buluşup Yahudi Soykırım Anıtı’nı ziyaret ettiler. Ardından bir İsrail delegasyonu Bahreyn’e gitti. Karşılıklı telefon hatları, web sitelerine girişler açıldı. Körfez’de satılan ürünlerde “Made in Israel” yazısı artık yasak değil. Körfez otelleri İsrailli turist çekmek için koşer mönü reklamları yapmaya başladı; hatta Dubai takımı Al Nasr İsrailli bir futbolcu transfer etti. BAE’de tarih dersine normalleşme de eklendi.

İsrail ve BAE dışişleri bakanları Aşkenazi (solda) ve El Nahyan (sağda) Berlin'de Yahudi Soykırım Anıtı'nda

NORMALLEŞMECİ” ARAP MEDYASINA TEPKİ

Siyaset sahnesindeki görüntüye karşılık sosyal medya halen eski refleksleri yansıtıyor. İsrail Hükümeti’nin Facebook, Twitter, Instagram ve YouTube’daki Arapça paylaşımlarda yaptığı sondaja göre mesajların yüzde 90’ı olumsuz. Muhaliflerin temel argümanı, anlaşmaların Filistin’in aleyhinde olması. En sık kullanılan etiket; “Normalleşme ihanettir.” Anlaşmalara tepki olarak Filistin Yönetimi Bahreyn’deki elçisini geri çekiyor, öfkeli halk Körfez hükümdarlarının fotoğraflarını yakıyor sokaklarda. 1.5 milyonluk nüfusunun yüzde 70’i Şii olan Bahreyn’de çoğunluk anlaşmaya karşı, hem sokakta hem sosyal medyada dile geliyor protesto.

Körfez yönetimlerine paralel İsrail ile normalleşmeyi savunan medya da hedef. BAE ve Bahreyn gazeteci cemiyetlerinin başkanları Muhammed el Hammadi ve Ahdeja Ahmed el Sacid, yurt dışındaki Arapların da dahil olduğu bir nefret kampanyasına maruz kaldıklarını, bölgede son derece olumsuz yankılanan “normalleşmeci” damgasını yediklerini söylüyorlar.

Bahreynli gazeteci El Sacid

Bahreynli kadın gazeteci El Sacid, İsrail ile ihtilafı 70 yıldır çözemediği gerekçesiyle Filistin liderliğini eleştiren bir yazı kaleme alınca, Filistin Gazeteciler Cemiyeti’nin tepkisiyle karşılaşmış, özür dilemediği takdirde kara listeye alınacağı bildirilmiş. Filistinli bir medya forumunca da “insanlık düşmanı” ilan edilmiş. El Sacid, “Barışı savunuyorum ama beni Hamas’ın hedefi haline getiriyorlar” diyor. Gazeteci Muhammed el Hammadi ise Emirlikler’den İsrail’e direkt uçuşlar başlayınca ilk iş Harem-i Şerif’i ziyaret edip dedesinin vasiyetini yerine getireceğini söylüyor. Ancak hoş karşılanacağı şüpheli. Çünkü Filistin Yönetimi Büyük Müftüsü, BAE’den uçakla İsrail’e gelenlere Mescid-i Aksa’da namazı yasaklayan fetvayı vereli hayli zaman oldu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00