Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünyanın Batı yakasında bu yaz ağustos böcekleri havasında geçti. Tatillere gidildi, toplanıldı-yenildi-içildi-partilendi ve şimdi koronavirüs patlamalara doyamıyor. Yurttaki vakaların yüzde 40’ını barındıran İstanbul manzarası Avrupa ve ABD’ye de hakim. Batı virüsle baş edemiyor, müthiş bir yenilgi duygusu yaşanıyor ve şu sorgulanıyor: Doğu, daha doğrusu Asya nasıl oldu da pandemiyi kontrol altına almayı başarabildi? Acaba onlar neyi farklı yaptı, biz hangi dersleri çıkarabiliriz?

Güney Kore kökenli Alman felsefeci Byung-Chul Han, her iki yakaya aidiyetiyle Doğu-Batı farkını pandeminin paradoksuyla açıklıyor: “Bir insan kendini ne kadar kısıtlarsa sonunda o kadar özgürdür! Bu yöndeki ortak sağduyu Asya ülkelerinde daha iyi işledi. Batı liberalizmi ise aynı karakteri gösteremedi. Oysa liberalizm ile ortaklaşma duygusu birbirinin alternatifi değildir…”

Byung-Chul Han

Neoliberalizm kıskacındaki modern toplumları eleştiren bir etik, estetik ve kültür kuramcısı olarak Türkiye’de de okur kitlesi bulunan Han, Die Welt’te yayınlanan yazısında anlatıyor Doğu-Batı farkını ve Japonya’dan bir örnekle giriyor söze. Maliye Bakanı Taro Aso’ya, Japonya’nın pandemiyle mücadelede Batı’ya göre neden daha başarılı olduğunu sormuşlar, o da tek kelimeyle “mindo” diye yanıt vermiş. “İnsanların kültürel seviyesi” anlamındaki bu kavram, milliyetçi bir üstünlüğü dile getirdiği için problemli. Nitekim ülkede tartışmalara yol açmış. Dünya çapında dayanışma ruhuna ihtiyaç duyulan şu zamanda böyle milliyetçi şovenist bir dilin lüzumu olmadığı gerekçesiyle eleştirmişler. Aso ise “mindo”nun arkasında durmuş, “Cezası olmadığı halde Japonlar sert hijyen önlemlerine tamamen uydu. Diğer ülkelerde ise zora başvurulduğu halde insanlar bunu yapamadılar” diyerek sözünü savunmuş.

Sadece Japonya değil, Çin’den Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ve Singapur’a diğer Asya ülkeleri de pandemiyi başarıyla kontrol altına aldı. Üstelik de bütün yazı açılarak geçirdiler, hayatı fire vermeden normale çevirdiler. Tayvan hiç kapanmadı; Vietnam, Çin ve Yeni Zelanda’da ise erken ve sıkı bir kapanmaya geçti.

Sonra yaz geldi, Vietnam’da kafe ve lokantalar cıvıl cıvıl, Tayvan’da on binler beyzbol maçlarına gidiyor; virüsün kaynağı olan Wuhan’da binlerce kişi konserde buluşuyor, Yeni Zelanda’da ise ragbi maçları ful stadyumda oynanıyor. 1.4 milyar nüfuslu Çin’de Kovid-19 ölümleri 4 bin 634 kişiyle sınırlı kaldı. Vietnam, Tayvan ve Yeni Zelanda’nın toplam kaybı ise 67 kişi. Sağlık sistemleri, ekonomi ve toplumların ruh hali iflas etmeden ikinci dalganın içinden de sıyrıldılar. Hasretle beklediğimiz aşı olmadan da virüse direnebildiklerini gösterdiler.

Seul'de maskeye tam uyum

Batı’da ise bir yandan vaka rekorları kırılırken, diğer yanda medyada virüsün ne kadar ciddi olduğuna dair tartışmalar sürebiliyor. Kovid önlemlerine karşı özgürlük adına insan zincirleri kuruluyor, protesto gösterileri yapılıyor. Bu ortamda ABD günde 84 bin vakayla pandemi zamanlarının rekorunu kırıyor. AB ülkeleri sıkıca kapadıkları sınırlarını yaz aylarında sadece izinli ülkelere açıp yurt dışı tatilleri de teşvik ediyor, ancak şu an yaşanan vakalar yasaklı ülke kısıtlarının nafile çaba olduğunu gösteriyor.

Ekim ayı itibariyle en yüksek vakalar Çekya, Belçika, Hollanda ve Fransa’da yaşanıyor. Fransa’da 24 saat içinde 42 bin yeni vaka kayda geçiyor, ülkede 46 milyon kişi gece sokağa çıkma yasağı altında. Çek Cumhuriyeti’nde bir günde 15 bin yeni vaka tespit ediliyor ki, pandeminin başından bu yana en yüksek sayı. Bir de skandal yaşanıyor, 14 Ekim itibariyle restoranlar müşteri almaya kapandığı halde Sağlık Bakanı Roman Prymula, gece vakti Prag’da lokantadan çıkarken görüntüleniyor. Lokanta sahibini tanıyormuş, özel bir bölümde kahve içmeye uğramış!

ASYA’NIN SIRRI DİJİTAL TAKİP DEĞİL

Peki Doğu hangi doğru önlemleri aldı ve başardı, Batı tarafı ise neden bocalıyor? Byung-Chul Han’ın anlattığına göre şu sıra Asyalılar, Avrupa’nın çaresizliğini hayretler içinde izliyor, hükümetlerin pandemiyle mücadelede nasıl bu kadar iktidardan yoksun olduğuna şaşırıyorlar. Tamam Çin, Batı’da olmayacak şekilde bireyleri sıkı gözlem altına alarak pandemiyi bastırdı. Ancak Güney Kore ve Japonya birer demokrasi. Çin’deki gibi dijital totaliter uygulama mümkün değil. Bununla birlikte Kore’de temaslıların izi polis tarafından dijital yöntemlerle sürüldü. Zorunlu olmadığı halde her vatandaş korona uygulamasını telefonuna indirdi. Temaslı izinde kredi kartı harcamaları ve kamera görüntüleri de takibe alındı.

Pekin'de maskeli hayat

Neticede Batı’daki genel kanaate göre Asya ülkelerindeki dijital takip virüsün yayılmasına karşı etkili oldu. Byung-Chul Han yazısında şunu soruyor; “Peki ama siyasi sistemleri farklı ülkeler nasıl oldu da başarıda ortaklaştı? Vatandaşın datalarla kontrolü, yeterli bir açıklama mı? Kaldı ki vatandaşları disiplin altına almak için veri toplayan tek ülke Çin değil. Çin’in sosyal skor sistemi, ABD’deki FICO ve Almanya’nın Schufa sistemleriyle aynı algoritma temeline dayanıyor.”

Han’a göre neticede Asya’nın pandemiyle mücadelesindeki başarı, dünyanın her yerinde başvurulan dijital takibe dayanmıyor ve devam ediyor: “Demek ki Japon bakanın o uygunsuz izah tarzında bir gerçeklik payı var. Çünkü pandemi krizinde sağduyuyla ortaklaşma ve işbirliğine işaret ediyor. Otoritenin zora başvurmasına gerek kalmadan insanların kendi özgür iradeleriyle hijyen kurallarına uyduğu bir kültürel iklimi anlatıyor. Bir toplumun karakteri kriz ortamında kendini belli eder. Batı liberalizmi ise bu karakteri gösteremiyor, ortaklaşma ve dayanışmayı teşvik etmediği için zayıf tarafı ortaya çıkıyor. Pandemi ortak sağduyunun ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Ancak Almanya’da pandeminin orta yerinde yasak olduğu halde gençlerin partilerde toplaşması, dağıtmaya gelen polise tükürmesi, insanların devlete güvenmemesi sağduyunun çöküşünü gösteriyor.”

Seul'de korona gösterisi... Ama yasakları protesto değil global dayanışma adına.

Son derece paradoksal ama Asyalılar kendi özgür iradeleriyle pandemi kurallarına uydukları için daha fazla özgürlüğe sahipler. Ne Japonya, ne de Güney Kore’de kapanma ve sokağa çıkma yasağı uygulandı, Avrupa’daki kadar ekonomik zarar da olmadı. İnsanlar kendilerini kısıtlayarak son kertede kendilerini özgür kıldılar. Maske takmayı özgürlüğüne müdahale olarak görenler, sonunda daha az özgür olurlar. Ancak yine de vaka sayısındaki artışı liberalizmin doğal sonucu olarak görmemek gerek. Kolektif sağduyu ve sorumluluk virüse karşı çok etkili silahlardır. Virüsün eline koz verecek şekilde hoyrat bir bireycilik ve bencilliğe yol açmayan bir liberalizm de mümkündür. Yeni Zelanda liberal bir ülke ve pandemiyi ikinci kez yendi. Başarılarının sırrı ortak sağduyuyu harekete geçirebilmeleriydi. Başbakan Jacinda Ardern ‘Biz beş milyonluk bir ekibiz’ diyerek empatiyle konuşurken, ortaklaşma ve dayanışma ruhu aşıladı. Trump ise salt egoizm ve iktidar hırsıyla hareket ederek sağduyuyu gömdü, milleti böldü ve Amerikan felaketine yol açtı. Uyguladığı siyaset ‘Biz’ duygusunun gelişmesini önledi. Liberalizm ve kolektif sağduyu birbirini dışlamamalı. Sağduyu ve sorumluluk, liberal bir toplumun temel şartı olmalıdır. Pandemi bize dayanışmanın gerekliliğini öğretiyor. Liberal toplumun güçlü bir ‘biz’ duygusuna ihtiyacı var. Aksi takdirde bir egoistler topluluğuna dönüşür ve virüsün işi kolaylaşır.”

Han yazısının bir yerinde sosyal zorlamaların olmadığı liberal iklimi nedeniyle Berlin’in virütik ortamında yaşamayı, virüsten muaf Seul’e tercih ettiğini de söylüyor. Seul’de metalürji okuduktan sonra 22 yaşında felsefe düşleri peşinde dilini bilmediği Almanya’ya göçüp felsefe, edebiyat ve Katolik teolojisi öğrenimi gören, Berlin Üniversitesi’nde ders veren Han, anadili Koreceyi artık sadece annesiyle konuşuyormuş. Almanya’yı sevdiğini de söylüyor ama bir başka yazısında şu satırları döşeniyor: “Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde mülteciler nedeniyle yeniden alevlenen yabancı düşmanlığı huzursuz ediyor beni. Elimde olsa yeniden rüyalarımdaki bir ülkeye, bir kez daha tam bir yurtsever olma imkanına kavuşabileceğim konuksever bir ülkeye kaçmak isterdim…”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00