Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pandemi krizinde sadece altta yatan hastalıklar değil, altta yatan egoizm ve düşük EQ da risk yaratıyor. İlki bireysel enfeksiyon riski, ikincisi küresel. Milyarlarca doz aşıyı rezerve eden zenginlerin “önce ben” ihtirası bitmediği takdirde bu pandemi nasıl bitecek? Yoksulların yeterli dozda aşıya erişimi son tahminlere göre gerçekten 2023’e kalırsa, insanlık duygusal zeka yoksunluğunun utancını nasıl taşıyacak? Küresel sosyal ve ekonomik eşitsizlik daha da derinleşip kaosa evrilirse son pişmanlık fayda edecek mi?

Koronavirüs salgını, insanlığın dayanışma ruhunu göstermesi için fırsattı. Ama hayaller yıkıldı. Dünya Sağlık Örgütü Direktörü Dr. Tedros Ghebreyesus’a göre “önce ben” yaklaşımı yüzünden “Dünya etik başarısızlık faciasının eşiğinde.” Şu ana kadar üst ve orta gelir grubundan 50 ülke toplam 39 milyon dozla aşılama başlattı; Afrika cephesinde sadece Gine 25 kişiyi aşılayabildi, ulusal aşılama programı yürütebilen tek ülke Seyşeller. DSÖ’nün Afrika Direktörü Dr. Matshidiso Moeti “Pandemiden kurtuluşun tek yolu ‘önce ben’ değil ‘önce biz’ olmalı” diyor.

Şimdilik kulaklar sağır, pişkinlik hakim. Sadece kuzey-güney uçurumunda değil, toplumların kendi içinde de “önce ben” enfeksiyonu yaşanıyor.

TORPİL KIZGINLIĞI

Gün geçmiyor ki, aşı kuyruklarına kaynama yapanlarla ilgili yeni haberler çıkmasın. Torpilli VIP listelerine dair iddialar dolaşıyor. Henüz aşı sırası gelmeyenler öfkeli. Ancak yalnız değiliz. İspanya Genelkurmay Başkanı Miguel Angel Villaroya’nın sırası gelmeden aşı olduğu için tepkiler üzerine istifa ettiği malum.

Daha beteri Avusturya’da yaşanıyor. Halkın üçte biri aşılanmaya karşı olduğu için Kurz Hükümeti, yoğun bir teşvik kampanyası yürütmüştü. Fazlasıyla teşvik etmiş olmalılar ki, yerel yönetimlerde aşı sıralarına kaynayan siyasetçilerin haber ve görüntüleri ayyuka çıktı. Ülke çapında kentinden kasabasına ne kadar belediye başkanı ve avanesi varsa aşı listelerinde öne geçince, tepesi atan Viyana bütün eyaletlerin aşı merkezlerine sıraları kollayıp zabıt tutacak denetçi gönderme kararı aldı.

Avusturya'da aşılama başladığında Başbakan Kurz (sağda) ve Sağlık Bakanı Anschober bizzat nezaret etmişti

Başbakan Kurz’un sert çıktığı aşı yüzsüzleri arasında kendi partisi ÖVP mensubu belediye başkanları da var. İstifa çağrılarına karşılık kimileri özür dileyerek geçiştirdi. ÖVP’li Salzburg belediye başkanı daha pişkin çıktı; liste başındaki yaşlı bakımevlerine girip çıktığı için risk grubunda olduğunu iddia etti. İktidar partisinden bir başka belediye başkanı ise aşı sırasında bekleyenlerin önüne geçerek kadın doktorun itirazına karşın kendini zorla aşılattı.

Karintiya eyaletinde ise bakımevlerinin fazla miktarda aşı almak için bağış topladığı, sonra da aralarında milyarderler ile politikacı ve bazı ünlülerin bulunduğu bağışçıları bekleme listesinde öne aldığı ortaya çıktı. Halktan yükselen tepkiler üzerine savcılık soruşturma açtı.

ÜRETİCİLER GİZLİ SATIŞ MI YAPIYOR?

Rivayetin aksine Avrupa Birliği aşı programında yeterince hızlı ve başarılı değil. ABD merkezli Alman Marshall Vakfı’nın analizi bunu ortaya koyuyor. Ancak ülke stratejileri kadar aşı üreticilerinin stratejileri de etkili oluyor.

Avrupa Birliği BioNTech-Pfizer, Moderna ve AstraZeneca aşılarından 2.3 milyar doz sipariş etti, nüfus oranına göre paylaşılıyor, paylaşılacak; hedef 450 milyonluk nüfusun yüzde 80’ini bağışık kılmak, uzun vadede AB nüfusu artı Covax üzerinden komşuları ve ötesiyle toplam 1 milyar kişinin aşıya erişimini sağlamak. Bu ay ortasına kadar ilk iki üreticiden ikmali yapılan miktar 13 milyon doz. Henüz cüzi bir miktar, ancak birçok ülke programın gerisinde. Marshall Vakfı’nın verilerine göre en başarılı ülke Danimarka, elindeki dozu yüzde 100 kullandı. 5.8 milyon nüfuslu bir ülke için hiç şaşırtıcı değil. Ancak daha kalabalık İspanya ve İtalya da yüzde 70 seviyesine ulaşırken Almanya aşıların yarısını henüz dağıtamadı, Hollanda yüzde 15’te kaldı. Hele küçücük Lüksemburg dozların sadece dörtte birini kullanabildi.

Lojistik ve dağıtım sorunu ortada, ancak üretici cephesinden gelen haberler de sıkıntılı. Avrupa Birliği aşı üretimi için ilaç endüstrisine 1 milyon Euro tutarında destek sağladı. Haliyle karşılığını bekliyor. Ancak Pfizer’ın üretimi yavaşlatmasını ardından AstraZeneca da anlaşma uyarınca mart sonuna kadar vereceği doz miktarını 80 milyondan 31 milyona düşürünce Brüksel’i kızdırdı. Üstelik AB harici İngiltere ile diğer alıcılara sevkiyatta bir kısıtlama yok. Sağlık Komiseri Stella Kyriakides “Bu durum AB açısından kabul edilebilir değil. Firmayla saatlerce görüşmeler yaptık, ancak tatmin edici bir cevap veremediler. Üretimi finanse ettik, şimdi de mahsulü bekliyoruz. Kaç doz üretildiğini ve kimlere verildiğini bilmek istiyoruz” dedi.

Şirket aşı çalışmaları için AB’den 300 milyon Euro almış ve 300 milyon doz teslimat üzerine anlaşma yapmışlardı. İngiliz-İsveç şirketi AstraZeneca aşısının acil kullanım onayından önce üretime başlaması kararlaştırılmıştı. Şimdi onay var ama üretilen aşılar ortada yok. AB Komisyonu’na göre iki ihtimal var; ya bu aşılar üretilmedi, ya da başka taliplere satıldı.

Her iki ihtimal de anlaşmanın ihlali anlamına geldiği için Komisyon tavır aldı ve AB sınırları içinde üretilen aşıların ihracatını izne bağlayabileceğini açıkladı. Almanya’dan da destek geldi. Sağlık Bakanı Spahn “AB olarak hangi aşıların AB dışına çıktığını bilmeliyiz. Üreticiler anlaşmalara sadık mı değil mi, açıklığa kavuşur” dedi.

Bu arada Komisyon Başkanı Von der Leyen’in AstraZeneca’nın başkanı Pascal Soriot ile telefon görüşmesinde izahat istediği de ortaya çıktı. Brüksel’den gelen çıkışlar üzerine Soriot ne mi yaptı; AB’yi egoist davranmakla suçladı. “Aşı geliştirildiği için şükran duyacakları yerde ‘önce ben’ zihniyetiyle hareket ediyorlar” dedi.

Kim haklı, karar vermek zor. Avrupa Birliği’nin anlaşma hukuku bakımından eli kolu bağlı. Brüksel çevrelerine göre şirket aleyhinde dava açılabilir, ancak acilen aşıya ihtiyaç duyulurken tazminat kazanmak bir işe yaramaz.

ÇİN AŞILARINI RAHAT BIRAKSANIZ!

Global aşı trafiği, DSÖ Başkanı Dr. Tedros’un uyardığı üzere “önce ben” yaklaşımı üzerinden zengin ülkelerle büyük şirketler arasındaki gizli anlaşmalarla yürüyor. Aşırı rekabetçi piyasada yoksul ülkelerin alım şansı yok. Geçen yıl 44 anlaşma imzalandı, bu yıl da 12’yi buldu. Dr. Tedros’a göre aşı üreticileri kar marjının yüksek olduğu ülkelerden onay almayı tercih ediyor; bu düzenin muhtemel sonuçları stokçuluk, kaotik bir piyasa, koordinasyon eksikliği ve sosyal ve ekonomik yarılmanın derinleşmesi.

Bu eşitsizlik riskini aşmak için DSÖ öncülüğünde Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı Covax oluşturulmuştu. Hedef, 2021 sonuna kadar 2 milyar dozla yoksul ülkelerde toplam nüfusun yüzde 20’sinin aşılanması. En alt gelir grubundaki 92 ekonomi, Covax üzerinden finanse edilecek. Üst gelir grubundan 98 ülke Covax platformunda kendi finansmanını sağlıyor. Şimdiye kadar beş üretici şirketle anlaşma sağlandı; en son Pfizer 40 milyon doz sözü verdi. Ancak henüz temin edilmiş aşı yok. Covax’ın en büyük tedarikçisi Hintli Serum Enstitüsü (AstraZeneca lisansıyla Covishield aşısını üretiyor) test sonuçlarını DSÖ’ye iletti, ancak acil kullanım onayına en az bir ay var.

ABD Yönetimi Trump döneminde “Önce Amerika” dediği için Covax’a girmemişti, şimdi Biden Yönetimi “100 günde 100 milyon aşılama” hedefini koyduğu gibi Covax’a dahil olma kararı da aldı. Böylece ABD, Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’in söz verdiği üzere hem kendi nüfusunu aşılayıp, ihtiyaç duyanlara da aşı sağlayabilecek.

Teori böyle, ancak sanayileşmiş ülkelerin aşı fazlasını yoksullara aktarma sözü bugüne kadar tutulmadı. Trump döneminde Amerikan medyası “Pandemi krizinde Washington global liderlik göstermediği için aşı diplomasisi Pekin’in eline geçti” diye eleştiride bulunuyordu. Şimdi liderlik gösterse bile gelecek muğlak. Çin aşı pazarını genişletirken, medyanın Pekin aleyhtarı tonu devam ediyor. Sinovac ve Sinopharm aşılarının yeterince etkin ve güvenli olmamasından dem vuruluyor.

Avrupa basını da farklı değil. Die Welt, “Zengin ülkeler sözünü tutmadığı için, yoksul ülkeler Çin’in yardımına başvuruyor. Bu da büyük tehlikeler barındırıyor” diye yazıyor. Türkiye en baştan Sinovac’a angaje olmuştu. Gazete başka çaresi kalmadığı için Sinovac’a başvuran ülkeler olarak Endonezya, Brezilya, Tayland, Filipinler, Şili, Meksika, Azerbaycan, Cezayir, Hong Kong ve Ukrayna’yı da sayıyor ve listeye her geçen gün yenilerinin eklendiğini belirtiyor. Aşının kapasitesini sorgulayarak, Brezilya verilerine göre etkinliğin yüzde 50.4’e kadar düştüğünü hatırlatıyor.

Peki gazeteye göre Çin aşısındaki tehlike yeterince etkili olmaması mı? Hayır değil. Çin, aşı anlaşmaları ve maske bağışları aracılığıyla İpek Yolu inisiyatifi çerçevesinde yeni bir sağlık diplomasisi güdüyormuş, tehlike buymuş! Trump sonrası Batı medeniyeti tam etik üstünlüğünü yeniden tesis imkanına kavuşmuşken, saplandığı aşı milliyetçiliği yüzünden güven kaybına uğramak üzereymiş!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00