Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hangisi daha kötü, daha acıklı insan karar veremiyor. Taliban’dan kaçan sicili belirsiz yüzlerce Afgan sığınmacının serbestçe Türkiye içlerine dağılması mı?

Yoksa Avrupa Birliği’nin üç cepheden yeniden şiddetlenen düzensiz göç tehdidine karşı hiçbir hümanist kaygı duymadan yine jiletli telleri bilemeye başlaması mı?

AB’deki mevcut korku ve panik iklimini cisimleştirmek için jiletli tel diyorum. Malum en son 2015’teki göçmen akınında Macaristan çekmişti.

Şimdi de telden duvar örmeye başlayan bir ülke var; Litvanya…

Afrika’dan Irak, Suriye ve Afganistan’a uzanan coğrafyadan başlayan yeni göç hareketine karşı AB alarmda. Terör, iç savaş, yokluk ve açlığa korona krizi de eklemlendi; ABD’nin Afganistan'dan çekilmesiyle Taliban’ın palazlanması, Etiyopya’daki iç savaş on binleri göç yollarına düşürdü. Belki iklim krizinin de etkisi var.

İnsanlık dramı katmerleniyor. Fakat Avrupa’nın vizyonu sadece dış sınırlarına yetişiyor, ancak burnunun ucunu görebiliyor, ya da adam gibi bir göç politikasında uzlaşamadığı için öylesi işine geliyor.

Yunanistan’ın çizdiği güneydoğu sınırından gelen göç tehdidinin sorumlusu Türkiye; güney sınırlarında Akdeniz üzerinden İspanya’ya uzanan dalganın sorumlusu göçmenlerin yolunu kesmeyen Fas! Bir gün içinde 8 bini aşkın Afrikalı göçmenin Fas sınırından İspanya’nın deniz aşırı toprağı Ceuta’ya geçtiği vaki. AB’ye göre kabahat, geçişlere seyirci kalan Fas güvenlik güçlerinde.

DOĞU SINIRINDA ALARM

Şimdi yeni bir sorumlu daha var, Belarus lideri Lukaşenko; Avrupa Birliği’nin doğu sınırını oluşturan Litvanya’ya düzensiz göç yolunu kasten açmakla suçlanıyor. Hatta Litvanyalı siyasetçilere göre insanları aynı bomba gibi sınır ötesine atıyor, göç krizinin AB’nin yumuşak karnı olduğunu bildiği için birlik içinde kaos ve çatlak yaratmaya çalışıyor.

Litvanya İçişleri Bakanı Agne Bilotaite hafta başında Avrupa Parlamentosu’ndaki özel oturumda Lukaşenko’nun misilleme amacıyla göçmen silahına başvurduğunu söyledi.

Peki neyin misillemesi?

Litvanya ve diğer komşu Polonya, Belarus’daki baskıcı dikta rejimine karşı ayaklanan muhalefetin en önemli destekçileri. 2020 yazında kitlesel protestoların başlamasından bu yana Litvanya binlerce kişiye kapılarını açtı.

Ancak Litvanya’ya geçişler muhaliflerle sınırlı kalmadı; Iraklı ve Suriyeliler de Belarus üzerinden akın etmeye başladı. Hatta Kongo, Kamerun, Gambiya, Mali ve Senegal’den gelenler olduğu da söyleniyor. Ayrıca Minsk’te okuyan Afgan öğrenciler de okul ücretlerindeki artış nedeniyle Litvanya’ya geçiyor.

Sadece temmuzun ilk haftasında 800 kaçak göçmen gelmiş, ay sonuna kadar 3 bin kişiyi bulması ve yıl sonunda 18 bine kadar çıkması bekleniyor.

Doğru, Türkiye’deki 7 milyona varan sığınmacının yanında bu sayı devede kulak kalır ama Litvanya’nın kendi nüfusu topu topu 3 milyon. Yasadışı göçmenlerin yerleştirildiği kampın kapasitesi ise 200 kişi, çoktan dolmuş.

Irak, Suriye ve Afrika ülkelerinden Litvanya'ya akın eden düzensiz göçmenler gözetim altında tutuluyor

Geçen hafta acil durum ilan edip sınıra tel duvar çekmeye başlayan Litvanya, AB’nin sınır güvenlik gücü Frontex’i de alarma geçirdi, havadan ve karadan kontroller başladı. Litvanya hükümeti AB’nin Belarus’a karşı sert yaptırımlar uygulamasını istiyor. Geçen 24 Mayıs’ta, Yunanistan’dan Litvanya’ya giden Ryanair uçağı Belarus tarafından zorla Minsk’e indirilmiş ve yolcular arasında bulunan muhalif gazeteci Roman Protasevich gözaltına alınmıştı. AB devlet terörü dediği bu olay üzerine Belarus’a yaptırımlar uygulamaya başlamıştı.

Ayrıca iltica taleplerini zorlaştıran yeni bir yasal düzenlemeye de gidildi.

BAĞDAT-İSTANBUL-MİNSK

Göç güzergahını soruşturan Frontex yetkililerinin iddiasına göre Afrika ve Ortadoğu’dan göçün rotası İstanbul üzerinden işliyor. Toplanma alanı Bağdat’tan tarifeli seferlerle İstanbul’a uçuş, İstanbul’dan havayoluyla Minsk’e varış, ardından taksiyle ya da yürüyerek Litvanya sınırı.

Litvanya hükümetinin bu rota üzerinden göçün engellenmesi için Ankara ve Bağdat’la görüşmeler yapmayı planladığı söyleniyor. Reuters’e konuşan bir Türk kaynak da önümüzdeki haftalarda Litvanya’dan bir heyetin göç ve insan ticaretiyle ilgili görüşmelerde bulunmak üzere geleceğini söyledi.

Frontex verilerine göre bu yılın ilk beş ayında pandemi yasaklarına rağmen Avrupa’ya ulaşan düzensiz göçmen sayısı 47 bini buldu.

Avrupa Parlamentosu’nun SPD’li Alman vekilleri, 27 üyenin de ortaklaşacağı bir göç politikası olmadığı sürece AB’nin her türlü şantaja açık olacağı görüşünde. Ancak ufukta uzlaşma görünmüyor. Çünkü üye ülkelerin çoğu, göç politikasını sertleştirerek krizin üstesinden gelmeyi savunuyor. Aslında Almanya dışında sınırlarını göçmenlere açma niyetini belirten pek başka ülke bulunmuyor.

Sol ve sosyal demokrat siyasetten hümanist yaklaşım beklemek boş hayal.

İspanya’nın sosyalist Başbakanı Pedro Sanchez, sınır duvarlarını aşarak Ceuta’ya geçen Afrikalı göçmenlerin çoğunu geri postaladı ve seçmene “daha yüksek duvar” sözü verdi. Danimarka’daki sosyal demokrat iktidar, Almanya’daki aşırı sağcı AfD partisinin programından bile daha sert bir iltica politikasının şampiyonu. Avusturya’da Yeşiller, neredeyse bütün göçmenleri azılı suçlu ilan eden Başbakan Sebastian Kurz’la gayet uyumlu bir koalisyon yürütüyor.

2015’teki büyük krizden bu yana AB’nin hâlâ bir göç politikası yok. Sığınmacıları zapt etsin diye Türkiye’ye 4 milyar Euro vermek gibi palyatif çözümlerle oyalanıyorlar. Sonra “Ankara, her an göçmen kartını oynayabilir” diyecek yüzü de buluyorlar.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00