Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM konuşmasında verdiği mesaja bakılırsa Paris İklim Anlaşması, 1 Ekim’de Meclis açılır açılmaz onaydan geçirilecek ve kasım ayında Glasgow’da toplanacak iklim zirvesine yetiştirilecek.

Erdoğan detaya girmeden şunu söylüyor: “Yükümlülükle ilgili adaletsizlikler sebebiyle anlaşmayı yürürlüğe koymamıştık. Son dönemde bu çerçevede kaydedilen mesafenin ardından onay kararı aldık.”

Bu açıklamadan anlaşılan Türkiye, iklim koruma önlemlerine dair fonlardan yardım almak ve karbon salımında bazı kısıtlamalardan muaf kalmak için gelişmekte olan ülke statüsüne geçmeyi BM’ye kabul ettirebildi, ya da bu yönde olumlu sinyal aldı.

Çünkü Türkiye, 1992’de imzalanan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında diğer OECD üyeleriyle birlikte gelişmiş ülke olarak Ek-1 listesinde yer alıyordu ve gelişmekte olan ülkelere tanınan ayrıcalıklara, yenilenebilir enerji alanında fon imkanına sahip değildi. Dolayısıyla Çin, ABD ya da Rusya ve Hindistan gibi devasa bir karbon ayak izi olmadığı halde destek alamadığı için bir hakkaniyet itirazında bulunuyor ve bunu bir onay şartı olarak ortaya sürüyordu.

AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı da Erdoğan’ın konuşmasındaki satır aralarını doldurdu, ancak “kaydedilen mesafenin” içeriğine girmedi: “1 Ekim’de TBMM Genel Kurulu’nun ilk işi Paris İklim Anlaşması olacak. Muhalefet partilerine de götürüp en hızlı şekilde geçirmeyi planlıyoruz. Türkiye’nin Meclis’ten geçirmeme nedeni hakkaniyetle ilgiliydi. Gelişmiş ülkelerin sera emisyonları çok yüksek derecedeyken Türkiye gibi gelişmiş ülkelerin ise düşük kaldı. Dünyaya ödettikleri bir bedel var. Türkiye’nin emisyona olumsuz etkisi sınırlıyken bile onu gelişmiş ülkeler statüsünde görerek ek maliyetler yüklenmesi haksızlık. Mutlak surette Türkiye gibi ülkelere finansman desteği gerekiyor.”

GLASGOW YOLU

Acil onay halinde Türkiye’nin, 31 Ekim – 12 Kasım arasında Glasgow’da toplanacak BM 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP 26) oy hakkına sahip ülke olarak katılması da olası. Sıfır karbon hedefli Paris Anlaşması’nı henüz onaylamadığı için Türkiye ancak gözlemci statüsünde zirvede yer alabiliyor.

Anlaşmanın onayına dair yasa kabul edilip iç hukuk işlemleri tamamlanınca karar BM’ye iletilecek ve 30 gün sonra Türkiye anlaşmaya taraf olabilecek. Glasgow’da karbon piyasaları ve sürdürülebilir kalkınma mekanizması gibi konulardaki görüşmelere oy hakkıyla katılım önemli.

Erdoğan, Türkiye’nin karbon salımıyla ilgili ulusal katkı beyanı çerçevesinde anlaşmayı onaylayacağını söyledi. Bu beyan küresel sıcaklık artışını 1.5 dereceyle sınırlı tutma hedefiyle uyumlu değil; karbon salımını azaltmayı vaat etmiyor, ancak önlem olarak artışı yüzde 21 oranında azaltabileceğini belirtiyor. Bunun için de yenilenebilir enerji alanında mali destek gerekiyor.

Bu arada AB Yeşil Mutabakatı’nın öngördüğü limitler içinde karbon düzenlemesi de şart. Aksi taktirde AB ülkelerine yapılan ihracatta yeni bir ek mali yük oluşabilir. Yani anlaşmaya katılmamanın maliyeti, katılımın maliyetinden daha büyük olabilir.

FATURA ÖDEMELERİ AKSIYOR

Erdoğan BM’deki konuşmasında ayrıca “Dünya 5’ten büyüktür” mottosunu iklim krizine de uyarladı ve “İklim değişikliğinde tarihi sorumluluğu olan ülkelerin elini taşın altına koyması şarttır. Doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse iklim değişikliğiyle mücadeleye en büyük katkıyı da onlar yapmalıdır. Kimsenin ‘ben güçlüyüm fatura ödemem’ deme hakkı yoktur” dedi. İşaret ettiği ülkeler arasında BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden ABD, Rusya ve Çin vardı.

Nitekim ABD Başkanı Biden da BM’deki konuşmasında iklim kriziyle mücadeleye finans katkısını artıracağını açıkladı. ABD’nin 11 milyar dolarlık katkısının 2024 yılında iki katına çıkarılması için Kongre’den talepte bulunacağını söyledi. Gerçi Grenada’dan tutun Marshall Adaları’na iklim krizinden en fazla etkilenen düşük gelir grubundaki onlarca ülke ABD katkısının en az 40 milyar dolar olması gerektiği görüşünde. Ancak yine de Biden’ın bu hamlesi olumlu karşılandı. Zamanında Trump’ın Paris Anlaşması’ndan tamamen çekildiği düşünülürse…

İngiltere Başbakanı Johnson’ın ev sahipliğindeki Glasgow zirvesinde ana gündem maddesi iklimin finansmanı olacak ve şimdilik görünen tablo iç açıcı değil.

Paris İklim Anlaşması hedeflerinin tutturulabilmesi için zengin ülkeler, 2020 – 2025 döneminde kamu ve özel kaynaklardan yılda en az 100 milyar dolarlık katkı sözü vermişti. Ancak OECD raporuna göre 2019 yılı verileri sadece 80 milyar dolarlık bir katkı olduğunu gösteriyor. Kaldı ki iklim fonlarının bir kısmı hibe değil kredi şeklinde aktarılıyor, bu da yoksul ülkelerin geri ödemeler için eğitim ve sağlık gibi sosyal harcamaları kısmasına neden olabilir.

Oxfam’ın OECD verilerine dayanarak yaptığı projeksiyon da 2025’deki katkı payının en fazla 95 milyar doları bulabileceğini gösteriyor. İngiliz hükümet kaynakları “Glasgow zirvesinde hedef, en büyük ekonomilerin ve en yoksul ülkelerin liderlerini bir araya getirerek finans sorununu aşmak” diyor.

Aslında aşılamayacak bir sorun değil. Oxfam’ın küresel iklim politikaları başkanı Nafkote Dabi’nin dediği gibi “Pandemi acil durum halinde ülkelerin trilyonlarca doları harekete geçirebileceğini gösterdi, bu tamamen bir siyasi irade meselesi. İklim krizi de ivedi kararlılık gerektiren bir acil durum ve zengin ülkeler artık elini cebine atmalı…”

Kesenin ağzı açılmadığı takdirde Paris hedeflerini tutturmak çok zor. BM’nin son raporuna göre ülkelerin ulusal katkı beyanları önümüzdeki 10 yılda küresel sıcaklık artışını 1.5 derece sınırında tutmaya yeterli değil. Mevcut beyanlar, karbon emisyon hacminin 2030’a kadar yüzde 16 oranında artacağını gösteriyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00