Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Tam da gaz fiyatları uçuşa geçmişken Fransa Cumhurbaşkanı Macron önceki gün nispet yaparcasına şöyle bir cümle kurdu: “Fransa şanslı, çünkü nükleer santralleri var…”

Bu cümlenin ardında Avrupa Birliği’nin uğradığı derin bir atom parçalanması yatıyor. Bir yanda iklim krizine karşı yeni nükleer santraller kurulması için AB’nin doğu yakasından çokça taraftar toplayan Fransa, diğer yanda Almanya’nın başı çektiği daha dar ölçekli nükleer karşıtı cephe.

Çevre örgütleri ve Gelecek için Cuma tayfası genç iklim aktivistlerine göre AB böylesi kritik bir konuda hiç bu kadar bölünmemişti.

Fransa “Yeşil Mutabakat” (Green Deal) çerçevesinde AB’nin sıfır karbon geleceğini “taksonomi” sınıflandırma sistemi dahilinde nükleer santrallere bağlamak üzere tam saha prese geçmiş durumda.

Ekonomi ve Maliye Bakanı Bruno Le Maire geçen pazartesi Alman Die Welt gazetesinde “Avrupa’nın neden nükleer enerjiye ihtiyacı var” başlıklı bir açık mektup yayınladı. Ortak imzacılar arasında Romanya, Çekya, Finlandiya, Hırvatistan, Bulgaristan, Polonya, Macaristan, Slovenya ve Slovakya’nın konuyla ilgili bakanları da vardı.

Mektubun içeriği özetle şu; “Eğer iklim değişikliğiyle mücadeleyi kazanmak istiyorsak, karbonsuz gelecek için mutlak ihtiyaç olan nükleer enerji temiz, güvenli, nispeten ucuz ve vazgeçilmez bir seçenektir. Avrupalı tüketicinin, bugün üçüncü ülkelere bağlı gaz fiyatlarında yaşadığı dalgalanmalara maruz kalmasını da önler. Güçlü ve verimli bir endüstrinin oluşumu, 1 milyon kişiye istihdam yaratılması ve Avrupa’nın stratejik özerkliğiyle enerji bağımsızlığını güvenceye almak açısından atom enerjisi bir şanstır…”

Bakan Le Maire halen 14 Avrupa ülkesinde faaliyette olan 126 nükleer santralin yüksek güvenlik standardının kanıtı olduğunu ve nükleer enerjinin 2021 sonuna kadar mutlaka “AB Taksonomisi” kapsamına alınması gerektiğini ekliyor.

Almanya ise aynı fikirde değil. Yanında yer alan Avusturya, Danimarka, Lüksemburg ve İspanya da öyle. Geçen temmuz ayında “yüksek riskli teknoloji” olduğu gerekçesiyle atom enerjisini kesinlikle dışlayan bir ortak bildiriyi AB Komisyonu’na ilettiler.

Avrupa Birliği’nin vardığı geçici anlaşma, karbon emisyon hacminin 2030’a kadar yüzde 55 azaltılmasını ve 2050 yılında sıfırlanmasını öngörüyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla dönüşüm için zaman dar. Bu nedenle henüz taraf seçmemiş kararsız bir grup da var.

Örneğin Hollanda, 2030 iklim hedeflerine ulaşmak için nükleer kapasitesini geliştirme seçeneğini göz ardı etmediğini açıkladı. İtalya Çevre Bakanı Roberto Cingolani de aynı yönde mesaj verdi; “Çevreyle tüm etkileşimi kapsayan ve radyoaktif atık depolama sorununu çözümlemiş dördüncü nesil reaktörlerle atom enerjisine dönmemek delilik olur” dedi. İtalya 1987’de referandumla nükleer enerjiye son veren ilk Avrupa ülkesi olmuştu. 2011’de nükleere dönüş girişimi de yine halk oylamasıyla reddedildi.

MACRON’UN SEÇİM YATIRIMI

Fransa’nın nükleer enerji ısrarı Macron’un Nisan 2022’deki cumhurbaşkanlığı seçimi için yatırım niteliğinde. 2011’deki Fukuşima faciasından sonra nükleer santraller Fransızlar için ulusal gurur kaynağı olmaktan çıkmıştı. Ancak o travma geride kaldı, nükleer enerji hamlesinin seçmen nezdinde yine alıcısı var.

Macron önceki gün iş dünyasını Elysee Sarayı’nda toplayarak iki saat 2030 hedeflerini anlattı; önümüzdeki beş yıllık dönemde, başta otomotiv ve havacılık sanayii devletin 30 milyar Euro’luk yatırım desteği vereceğini söyledi. Bu kapsamda “nükleer enerjiyi yeniden keşfediyoruz” mesajını verdi. Ekonomiyi karbondan arındırmak için ilk iş “küçük modüler reaktörlere” (SMR) yatırım yapılacağını açıkladı; 200 bin kişinin istihdam edildiği mevcutlara da gönderme yaparak “nükleer santral bolluğundan ötürü çok şanslıyız” dedi.

Macron, Elysee Sarayı'nda "Fransa 2030" sunumunda, arka plandaki slogan "Nükleer gücü yeniden keşfetmek"...

Macron nükleer enerjiyi seçim kampanyasının merkezine oturttu. İşin ilginç tarafı, Fransız Yeşiller Partisi bile muhalif söylemi bir yana bıraktı. Partinin cumhurbaşkanı adayı Yannick Jadot, “Nükleer santralleri hemen yarın kapatacağımızı söyleyen yok. Kapatmaya daha 20 yıl var, beş yıl daha böyle devam edebiliriz” diyor.

GELSİN AB PARALARI

Gerçi Macron ekonomiyi karbondan arındırmak için SMR’lerin inşasını da içeren 8 milyar Euro’luk plan açıkladı ama Brüksel’de atağa geçmesinin nedeni, işin ucundaki para. Yeni santrallerin maliyetini AB’ye kilitlemeye çalışıyor. Sürdürülebilir yeşil yatırımları belirleyecek “taksonomi” sınıflandırmasına hemen bu yıl atom teşviklerini de dahil etmek için uğraşıyor.

12 Temmuz 2020’de yürürlüğe giren “AB Taksonomisi” çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetleri listeliyor. Düzenleme, ekosistemin ve su kaynaklarının korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi, iklim değişikliğiyle ilgili kısıtlamalar ve iklim değişikliğine uyum gibi hedefleri içeriyor.

İklimin kontrolünde atom enerjisinin rolü kasım sonunda üye ülkelerin toplantısında belirlenecek. Fukuşima sonrası nükleer enerjiyi terk kararı alan Almanya ve diğer muhalifler Fransa’nın baskısına ne kadar direnebilecek, henüz meçhul.

AB Komisyonu da nükleer enerjinin taksonomi kapsamına alınmasını artı ve eksileriyle inceliyor. Komisyonun ortak araştırma merkezi nükleer enerjinin çevreye zarar vermeyen yönlerini ele alan bir teknik rapor hazırladı ve çevre örgütlerini kızdırdı.

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na göre (WWF) bu bir “yeşil yıkama” girişimi. “Nükleer santrallerde güvenlik garantisi olmadığı gibi sayıları arttıkça risk de artacak, yenilenebilir enerji projeleri tavsayacak, hedeflenen enerji dönüşümü asla gerçekleşmeyecek” diyor çevreciler. Nükleer atıkların depolanması sorunu da cabası.

Çevreciler katılmayabilir fakat Macron bir konuda haklı; Fransa’da elektrik üretiminin yüzde 70’i nükleer santrallerden karşılandığı için karbon emisyon hacmi komşuları kadar Türkiye’nin de gerisinde. Altıncı sıradaki Almanya ve 16’ncı sıradaki Türkiye’ye karşılık Fransa’nın yeri 19’unculuk.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00