İki nehirli ülke Irak’ta öğrenciler, öğretmenler, iş adamları, aşiret reisleri, doktorlar ve daha nicesi yolsuzluğu, mezhepler ve etnik kökenler üzerinden bölünmeyi protesto etmek için sokaklarda.

Irak’ta sadece milli maçlarda bir arada görebileceğiniz Araplar, Kürtler, Asurlar, Şiiler, Sünniler, Hıristiyanlar protestolarda, öfkede bir arada.

Irak çok kültürlü, çok mezhepli, uluslararası siyasi ilişkileri de bu dinamikler üzerinden çok boyutlu bir ülke. Mesela 1980’leri savaşarak geçirdiği komşusu İran, Şii mezhebi üzerinden ülkede nüfuz alanını genişletmiş.

Bağdat’ta şu dönemde köklü değişiklikler bekleniyor. Ortadoğu’da mezhep kartının en katı oyuncularından İran’ın ‘Irak’ta Kaybedenler Kulübü’nde olması muhtemel gibi. Zira Şii safını sıkı tutamadı.

Misal, İran-Kum ve Irak-Kerbela Şii ekolleri birbiri ile çatışıyor. Mikro mezhep çatışmalarının ortasında Irak halkı sokakta…

Bizim de bu kulüpte yer almamak için Irak’taki gelişmelerin doğuracağı sonuçlara hazırlıklı olmamız, şimdiden çalışmamız gerekiyor.

BM İnsan Hakları Komisyonu’na göre Irak’ta hükümet karşıtı gösterilerin başlamasından bu yana yalnızca Bağdat'ta toplam 158 kişi öldü ve 2 binden fazla insan yaralandı. Göstericilerin öfkesi henüz yatışmış değil. Halk sokaklardan çekilmiş değil… Müdahaleler sert… Bilanço kanlı…

Öyle ki, eylemlerin merkezi olan Tahrir Meydanı'nda seyyar klinikler, sağlık görevlileri haftalardan beri hükümeti protesto etmek için sokaklara çıkan binlerce insana ihtiyaç halinde yardım etmek için bekliyor.

Göstericilere karşı alınan sert önlemlere rağmen katılım azalmış değil. Aksine bu mezhep ve etnik kavgasından bıkanlar protestolarda yek vücut olmayı ümit ediyor.

2005’de evlerine ilk gittiğimde henüz bir ilkokul öğrencisi olan Semir Abbas’ın ailesi ile o gün bugündür bağlantım hiç kopmadı. Semir evin en genç ferdi idi ve bugün Bağdat üniversitesinde eczacılık fakültesi öğrencisi.

Olaylar başladıktan sonra yaptığımız telefon konuşmasında Semir, “Çetin Abe, birbirimizi öldürdüğümüz zamanlar geride kaldı. Protesto hepimizi birleştiriyor," diyor. Aslında mesaj çok net. Iraklılar bölünmekten bıktılar.

Diktatör Saddam Hüseyin’in acımasız rejimiyle başlayan şiddet onun devrilmesinden sonra 2003’te ABD işgaline karşı terörle devam etmiş, akabinde Sünniler ile Şiiler arasında yaşanan şiddetli terör olaylarını son olarak DEAŞ’ın Irak’ta bir sözde devlet kurması ve oradan Bağdat'ı tehdit etmesi izlemişti.

Şimdi ise Iraklılar, ülkelerindeki yolsuzluk ve kötü yönetime karşı hep birlikte protesto ediyorlar. Güvenlik güçleriyle sürekli kanlı çatışmalar yaşanıyor. Protesto dalgası giderek büyüdüğü için hükümet bir ara ortalıktan kayboldu. Sessizlik halkı daha fazla öfkelendirdi. Semir Abbas’ın söylemleri doğrultusunda Irak halkının tepkisi çok kolay dineceğe benzemiyor.

Geçtiğimiz akşam devlet televizyonunda açıklama yapan Başbakan Adel Abdul Mehdi istifa etmeyi kabul etti ancak mevcut siyasi sisteme bağlı kalınacağını söyledi. Göstericiler daha da öfkelendi.

Bu sadece bir yolsuzluk tepkisi değil, sistem çatışması. Söz konusu sistem 2003 yılında halk ve din grupları arasında güç dengesini korumak maksadıyla ABD’li diplomat Paul Bremer tarafından uygulamaya konuldu. Buna göre Irak cumhurbaşkanı her zaman bir Kürt, başbakan her zaman bir Şii ve parlamento başkanı genel olarak bir Sünni’den oluşuyor.

Hepsi iktidarda olduğu ve pastadan pay aldığı için güç kontrolü yok dolayısıyla yolsuzluğa kapı açık. Pastadan en büyük parçayı kapmak için verilen mücadele bazen kanlı oluyor.

Başlangıçta iş, temiz su ve daha düzenli elektrik verilmesini talep eden insanlar Bağdat’ta şimdi rejimin devrilmesini istiyorlar.

Ancak öfkenin hedefinde yalnızca kendi hükümetleri değil aynı zamanda uzun zamandır Irak'ın kaderini belirleyen dış güçler de bulunuyor. Tahrir'deki asılı bir afişte “Irak Iraklılarındır! Amerika dışarı! İran dışarı!” yazıyor. Bu öfke daha da derinleşecektir.

DEAŞ yükselişe geçtiğinden bu yana ABD Irak’ta yeniden varlık gösteriyor. Ancak halihazırda ülkedeki en büyük etkiye İran sahip. Tahran'ın kolu, Irak hükümetine kadar uzanıyor. Sünni DEAŞ ile mücadelede İran’dan yönlendirilen Şii milisler Irak’ın birçok yerinde şiddet tekeli kurdu.

Irak, İran’ın yanı sıra Şii çoğunluğa sahip az sayıda ülkeden biri. Bu nedenle İran'ın güç politikaları için kilit rolünde. Tahran'ın etki alanını genişleten en önemli faktörse Irak'taki mezhepler arasında uzun süredir devam eden düşmanlık.

Mevcut protestolar sistemde bir değişiklik yaratabilir mi, yoksa daha da mikro bölünmelere de gider, şu anda kimse kestiremiyor. Ama belli ki Irak değişime dair bir eşikte. Bilinmeze doğru bu yolculukta, Türkiye’nin komşuda yaşanan bu gelişmeleri yakından izleyip tüm etnik ve mezhep liderleriyle eşit mesafede temasa geçmesi önemli bir tedbir aracı olacaktır.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!