Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ABD halkı başkanını seçiyor. Posta yolu ile verilen oylar nedeniyle kesin sonuçlar biraz gecikebilir. Geçtiğimiz yıllarla kıyaslandığında ABD Başkanı Trump’ın seçim meydanlarındaki popülist çıkışlarını bir kenara bırakırsak kurt siyasetçi Demokrat Parti adayı Biden’in Türkiye karşıtlığı dışında verdiği hiçbir mesaj dikkat çekmedi. Ancak ABD seçim sistemi her zaman sürprizlere açık.

Birbirlerine topyekun savaş açan rakip Müslüman ülkelerin ortak paydalarının Trump olması ironik bir durum olarak görünse de, bu ülkelerin hepsinin de Beyaz Saray’a seçilen en Müslüman karşıtı başkanın seçimleri yeniden kazanmasını istemek için önemli sebepleri var.

Yeni ABD başkanının yeni Ortadoğu satrancındaki rolü bölgedeki dengeleri sil baştan değiştirebilir. Buna hazırlıklı olmalıyız.

İran’da halkın büyük bir kısmı için ABD başkanlık seçimlerini Biden’ın kazanması ekonomik krizin sona ermesi, petrol ticaretinin başlaması ve yüz binlerce kişinin istihdamı anlamına geliyor. Zira Biden’ın eski başkan Obama döneminde İran’a karşı güvercin rolüne bürünmesi İran halkını yeni döneme dair heyecanlandırıyor. Ancak beraberinde bazı belirsizlikleri de getirecektir.

P5+1 nükleer görüşmeleri ve anlaşma süreci dini lider Hamaney’in desteğini alsa da İran’da muhafazakarlar ve reformcular arasında bölünmelere yol açmıştı. Devrim Muhafızları, Trump’ın kazanmasını ideolojik hegemonyalarını ve İran’daki siyasi konumlarını korumak için gerekli görüyor. Oysa Biden’ın zaferi ve nükleer anlaşmaya dönmesi İran’ın rakibi Suudi Arabistan ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a çifte darbe indirecektir.

Biden, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından “Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi yeniden değerlendirmek zorundayız,” demişti. Biden’ın bu görüşü Selman’ın Kaşıkçı cinayetinin doğrudan sorumlusu olduğunu düşünen, her iki partiden birçok parlamenter tarafından da destekleniyor. Zira bu durum Suudi yönetimini çok zorlayabilir.

Bu durum Türkiye ile bir yakınlaşma yolu açacak gibi görünse de Biden’ın bir önceki yönetim döneminde Suriye’de PKK’yı PYD’lileştirme projesinin 4 fikirdaşından biriydi.

Başkan seçilmesi halinde Biden’ın en büyük sorunu Türkiye’ye ABD’nin çıkarlarını baltalayan ülke gözü ile bakıyor olması. Zira Obama dönemindeki Ortadoğu siyasetinin karşısında kendi bağımsızlığını korumak için duran Türkiye’nin Suriye sahasındaki pozisyonu Biden’ı oldukça rahatsız ediyordu.

Biden, Türkiye’ye Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın almasından ötürü yaptırım uygulanmasını savunanlardan biriydi ancak Trump’ın Erdoğan’a güçlü desteği bu çabalara engel oldu. Biden’e yakın bir siyasi kaynağım, kendisinin seçilmesi durumunda Türkiye’ye yaptırım konusunun Biden’in dış politikadaki öncelikle uygulanacaklar arasında 7’nci sırada olduğunu ve bunu önümüzdeki şubat-mart aylarına kadar hayata geçirmekte kararlı olduğunu belirtiyor.

Biden, Trump’ın Türkiye’ye Doğu Akdeniz’de Yunanistan’a karşı baskı yapmasını da istedi. Türkiye’nin Dağlık Karabağ’daki sürece yönelik açıklamaları da Biden tarafından olumsuz ve farklı yorumlanıyor. Ülkedeki bir buçuk milyon Ermeni’nin oyunu almak isteyen Biden’in dört Ermeni lobi kuruluşu ile olan ilişkilerinin boyutu ise tartışmaya açık düzeyde.

Demokrat aday, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ayasofya’yı yeniden camiye çevirme kararından vazgeçmesi için çağrıda bulundu ve aralıkta New York Times’a verdiği mülakatta, ABD’nin Türkiye liderine karşı “çok farklı bir yaklaşım belirlemesi gerektiğini” söyledi.

Bu bağlamda Trump’ın desteği Türkiye için hayati öneme sahip. Türkiye ciddi ekonomik konularla boğuşurken ve bölgesel ve küresel arenada oyunda yer almaya çalışırken Biden’ın güç dengelerini sarsıp Avrupa ülkelerinin daha agresif davranabilecekleri bir ortam yaratması herkes için sorun yaratabilir.

Umarım ABD müesses devlet nizamı Biden’a Türkiye’nin bölgedeki Vahabi, Selefi ve Şii temelli ülkelerle kıyaslanmayacak kadar önemli olduğunu hatırlatır. Aksi halde dengeler sadece oyuncu sayılanlar için değil, oyun kurucular için de mutlaka değişecektir.

Ege Denizi'ni sarsan ve kıyı kentimiz İzmir'de büyük hasara yol açan deprem, İstanbul'un meydana gelebileceğinden korkulan deprem için bir uyarı niteliği taşıyor.

Binalardan birinin kamera önünde iskambil kağıdı gibi çöküş anı hepimizi ürpertti. Tökezleyen istatistikler, özensiz uygulamalar, yozlaşmış yetkililer, bu köklü kötü gidişin sebep olduğu ölümcül sonuçları, İzmir'de bir kez daha su yüzüne çıkardı.

Parti ayırt etmeksizin tüm belediye başkanlarının deprem kuşağındaki ülkemizdeki gerçekle yüzleşmesi için kaç insanımızın daha ölmesi gerekiyor?

Türkiye deprem kuşağında ve depremlerle başa çıkmak zorunda. Yerel yönetimlerin bu bilinçle hareket etmesi gerekiyor. Büyükşehir, il ve ilçe belediyeleri ve AFAD il müdürlükleri ivedilikle kendi bölgelerindeki yapı stoklarının durumunu güncellemeli.

Türkiye, yeryüzünde depremden en çok etkilenen ülkelerden biri. Üçte ikisi aktif fay hattı bölgesinde yer alıyor. Gün geçtikçe tehlike altındaki İstanbul’da yıkıcı bir deprem felaketinin yaşanması korkusu artıyor.

Eğer beklenen deprem İstanbul’da gerçekleşirse on binlerce insan ölebilir. Çünkü megakent, bu muhtemel depreme yeterince hazırlıklı değil.

Yüzyıllar boyunca, Kuzey Anadolu Fay Hattı defalarca yıkıcı depremleri tetikledi. Fayın İstanbul'un sahil kentleri Silivri ve Avcılar arasında Marmara Denizi'nden geçen Kumburgaz kırılma bölgesi şimdilerde araştırmacıları bilhassa endişelendiriyor.

Maalesef binlerce cana mal olan 1999 İstanbul depreminden de ders çıkarmış değiliz.

İzmir depremi sonrası devlette ve üniversitede görev yapan 9 değerli bilim adamı ile görüştüm. Uzmanlar İstanbul'daki felaketin geleceğinden o kadar emin ki sadece sorun ne zaman geleceğinde…

Korkunç olan ise uzmanlar 7,1 ila 7,7 büyüklüğünde bir deprem öngörüyor. Yani büyüklüğü dahi biliniyor. Tarih ise önümüzdeki 10 yıl içinde; belki de yarın…

Görüştüğüm bir değerli uzman 2017 yılındaki araştırmaya dikkat çekerek, İstanbul’daki 1,6 milyon binadan yaklaşık 600 bininin yüksek deprem riski taşıdığını tespit ettiklerini, bu rakamın bugün yüzde 27 daha fazla arttığını düşünüyor.

İstanbul'da şiddetli bir depremin kaç kişinin canına mal olacağı büyük ölçüde meydana geldiği günün saatine bağlı. Tahminler maalesef 50 bin ila 150 bin kişinin hayatını kaybedebileceği yönünde.

Ülkenin sanayi üretiminin yüzde 36'sı yoğunlukla İstanbul'da. Gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 31'i burada üretiliyor. 1999 İzmit depremi, Türkiye'nin GSYİH'sının yüzde 3,4 küçülmesine neden oldu. Türkiye'de ekonomik anlamda çöküşe yol açtı. Türkiye’nin geleceği İstanbul’un geleceğine bağlı. Bu nedenle çok geç kalmadan rakamlara boğulmadan önlemleri hızla arttıralım. Hiç değilse en az zararla işin içinden çıkalım. Zira çok geç kaldık.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00