2018  Kasım - Aralık aylarında küresel piyasalarda sert dalgalanmalar görmüştük. ABD ve Çin arasında dolu dizgin giden “Ticaret Savaşının” dünya ekonomisinde kalıcı hasarlar verebileceğinden endişe ediliyordu. Çin ekonomisi hızlı soğuyor, G. Doğu Asya ekonomilerinde buna bağlı olarak sert daralma görülüyordu. Hatta ekonomisi büyük oranda yüksen teknolojili ürün ihracatı  üzerine kurulu olan Almanya'nın bile sendelediğimi gözlemledik.

Sonra aynı anda iki gelişme oldu ve piyasaların imdadına yetişti…

İlk can simidini atan FED oldu. Aralık ayında 2018’nin son faiz artırımını yapan ve 2019 için 2 ya da 3 faiz artırımı öngören FED, 2019’un ilk aylarında 180 derece dönüş yaptı ve “Şartlar faiz artırımı desteklemiyor hatta bilanço küçültme süreceğini bitiriyorum” dedi. 2015 yılından beri FED’in 9 kez faiz artırımını göğüslemek zorunda kalmış piyasa için,  FED’in “Havlu attığını” ima etmesi harika bir haberdi.

Geçen senenin son çeyreğinde piyasaların şaftını kaydıran sert satış dalgalarına karşı piyasanın elini güçlendiren ikinci gelişme ise,  ABD Başkanı Trump’ın “Çin’e vergi artışlarını yansıtmadan önce 90 günlük süre tanıyorum” demesi oldu. Bu açıklamanın ardından da iki ülke üst düzey yetkililerinin arka arkaya “ 90 gün içinde aradaki fikir ayrılıklarını giderip,ticareti normalleştireceğiz” ifadeleri geldi.  Piyasalar için yerkürenin en büyük iki ekonomik devinin “Anlaşmak Niyetiyle” görüşmelere başlaması da en az FED haberi kadar can alıcı bir gelişmeydi.

İşte bu 2 haber, Nisan ortasına kadar küresel piyasaları coşturdu.  

Nisan 15 itibariyle ABD borsalarında endekslerin,  yıl başına göre getiriler yüzde 20’leri buldu. Çin’in aynı dönemde getirisi yüzde 35’e yaklaştı. Keza gelişmekte olan ülkelerde de risk iştahında ciddi artış oldu. Morgan Stanley Gelişen Ülkeler Endeksi yılın ilk 3.5 ayında yüzde 15 ralli yaptı.

Sadece hisse senetlerinde değil, gelişen ülke kurlarında da benzer hareketleri gördük. Ocak - Nisan arasında, piyasaların  “risk on” moduna dönmesiyle ABD Doları’nda değer kaybı, özellikle de gelişen ülke kurlarında değer kazanımları gördük. Morgan Stanley Gelişen Ülke Kurları Endeksi, Mart sonunda 2018’in bütün kayıplarını nerede ise tamamına geri alacak kadar yükseldi.

Ancak her güzel şey gibi piyasalardaki bu “bahar bahçe” durumunun sonuna geliyoruz.

Çünkü piyasanın daha önce satın aldığı “Ticaret Savaşlarında korkulan olmayacak” önermesi boşa çıktı. ABD Başkanı Trump’ın “Çin bizimle oyun oynuyor. 250 milyar dolarlık kısma da yüzde 25 vergi koyuyorum” demesi ve üzerinde de “Çinli teknoloji devi Huawei’yi kara listeye aldığını” açıklaması ortalığı birbirine kattı.

O zamana kadar alttan alan Çin’in de Trump’ın çıkışlarına tepkisi sert oldu. Çinli yetkililer “Görüşmeleri sürdürmenin anlamı yok” deyince, ipler iyice koptu.

Nereden nereye?

Mart sonunda “2019 riskli varlıklar için çok iyi başladı” derken,  rüzgarın ters esmesi sonucu bütün kazanımlar geri verildi. Üstelik FED hala faiz artırımı konusunda köşeye sinmişken.

Çin, para birimi Yuan’ın aşırı değer kaybını engellemek için elinden geleni yapacağını açıkladı. Bakır başta olmak üzere sanayi emtia fiyatları son 1 ayda yüzde 10’un üzerinde değer kaybetti. Gelişen ülke kurları 2019 yılındaki bütün kazanımlarını geri Verdi.

Bizde durum ne?

Bütün bu olup biten esnasında Türk Lirası yıl başından beri yüzde 10 değer kaybı ile Arjantin Peso’sundan sonra en fazla değer kaybeden ikini kur olarak sırasını koruyor.

Diğer yandan 10 yıllık Türk tahvillerinin faizi yıl başından beri 100 baz puan artmış durumda.  Gelişen ülkeler arasında en yüksek faizi veren ülkelerden biriyiz ama G.Kore, G. Afrika gibi ülkelerin tahvilleri yıl başından beri daha fazla artmış durumda.

Risk primimiz CDS oranları ise 490 baz puanda.

Bu rakamların hepsi bize aynı şeyi söylüyor “Yurt dışı bozarsa işimiz zor. Hem de çok zor”

Bu sebeple içeride, bütçe tarafında, borçlanma kalemlerinde, Merkez Bankası rezervlerinde çok ama çok dikkatli olmak zorundayız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!