Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takipçilerim hatırlayacaktır. Bu köşede, küresel enerji sektöründe yenilenebilir enerji kategorisinde, radikal değişikliklerin yaşandığını, çok değil 10 sene sonra, enerji tüketiminde rüzgar ve güneş enerjisi kullanımının misli oranında artacağını ifade eden 2 yazıyı arka arkaya kaleme aldım.

Bugün de yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımındaki hızlı yükselişi ve fosil enerji kaynaklarının rüzgar ve güneş enerjisinin hızla düşen maliyetleri karşısında nasıl çaresiz kalacaklarına değineceğiz.

Avrupa Birliği, enerji bağımlılığını ve maliyetleri aşağıya çekmeye çalışıyor

28 üyeli AB’nin 2019 yılında enerji ithalatı için ödediği toplam fatura 330 milyar Euro, kabaca birliğin GSYH’nın yüzde 2.1’i kadar. Bu faturanın yüzde 70’i petrol, yüzde 27’si doğalgaz ve yüzde 42'si de kömür ithalatı için ödenmiş. Doğalgaz ve kömür ithalatı için AB’nin yıllık ödediği rakam 105 milyar Euro.

Eurostat’ın verdiği bilgilere göre, 28 üyeli AB’de, evsel elektrik tüketiminde ortalama elektrik fiyatları 220 Euro/Megawatt saat.

Bloomberg’in raporuna (BNEF) göre elektrik üretiminde ortalama fiyat, kaynağa göre çok ciddi fark yaratabiliyor. Örnek olarak, onshore rüzgar türbinlerinden üretilen elektriğin maliyeti (Megawatt saati) 50-65 Euro arasında. Fotovoltaik (PV) güneş enerjisinin AB’de üretim maliyeti ise 85 Euro. Doğalgaz çevrim santrallerinden üretilen elektriğin maliyeti 110 Euro, nükleer santrallerden üretilen elektriğin maliyeti 240 Euro, Bio- Atık enerjinin maliyeti ise 300 Euro’ya kadar çıkıyor.

AB’nin bu yaz açıkladığı 2030 İklim Değişikliği Hedefleri'ne göre birlik içerisinde elektrik üretiminde mevcut yüzde 32 olan yenilenebilir enerji payının, 2030 yılında yüzde 65’e çıkmasını hedefliyor. Bu hedefler doğrultusunda, 2030 yılına kadar rüzgar enerjisinde 300 GW’lık kurulu güç büyüklüğünde yeni tesisler eklenecek. Böylece hem birliğin enerji ithalat faturasında, hem de ortaya çıkan elektriğin maliyetinde ciddi düşük olacak.

5 yıl sonra rüzgar ve güneş enerjisinin maliyeti, fosil enerjinin çok altına inecek.

Bloomberg’in yapmış olduğu bir araştırmaya göre küresel ekonominin yüzde 75’ini oluşturan oldukça büyük bir coğrafyada, hali hazırda elektrik üretiminde kullanılan ucuz kaynakların; rüzgar ve güneş enerjisi olduğu tespit edilmiş.

Karada (Onshore) ya da deniz üzerinde (Ofshore), türbinler vasıtasıyla rüzgar enerjisinden üretilen ya da fotovoltaik (PV) teknolojisiyle, solar panellerle aracılığıyla güneş enerjisinden üretilen elektriğin maliyeti dünyanın bir çok ülkesinde doğal gaz, kömür gibi fosil enerji kaynaklarına göre çok daha ucuz duruma gelmiş.

Bloomberg’in Enerji Araştırma Birimi BNEF’in raporuna göre rüzgar enerjisinden üretilen elektriğin megawatt saati, Almanya’da 50 dolara, İngiltere’de 45 dolara, ABD’de 37 dolara kadar gerilemiş.

Yine aynı rapora göre, PV güneş enerjisi ile üretilen elektriğin Megawatt saati ise G.Afrika’da 50 dolara, Çin’de 38 dolara, Hindistan’da 33 dolara inmiş.

Ancak BNEF raporuna göre bu rakamlar 5 yıl sonra çok daha iddialı olacak.

Her iki yenilenebilir enerji kaynağında da maliyetin en büyük kısmı rüzgar türbini ya da güneş panellerine harcanan kısımda. Örnek vermek gerekirse onshore bir rüzgar enerjisi çiftliği projesinde, türbinler ve şebekeye bağlanma maliyeti, toplam projenin maliyetinin yüzde 70 ’ine denk geliyor.

Ancak teknolojinin çok hızlı ilerlemesi sayesinde bu maliyetlerde her yıl azalma oluyor. BNEF’in raporuna göre, 5 yıl sonunda ABD’de Onshore rüzgar enerji üretim maliyeti 25 dolara PV güneş enerjisi üretim maliyeti ise 15 dolara kadar inebilir.

Türkiye’de durum

Türkiye rüzgar enerjisinde 8GW’lık kurulu güç kapasitesi ile dünya sıralamasında 12. sırada. Güneş enerjisinde ise 6 GW’lık kurulu güç kapasiteye sahip. Türkiye’nin enerji üretimden toplam kurulu güç kapasitesi yaklaşık 90 GW.

Elektrik üretimine geldiğimizde, 2019 yılında üretilen (Lisanslı ve lisansız) elektrik miktarı, yaklaşık 304 bin GW saat. Bunun yüzde 35’si kömür (Linyit ve ithal) santrallerinden, yüzde 30’u hidrolik santrallerden, yüzde 19’u doğalgaz santrallerinden, yüzde 7’si rüzgar enerjisinden ve yüzde 4’ü de güneş enerjisinden geliyor.

Kabaca elektrik üretiminde güneş ve rüzgar enerjisinin payı ortalama yüzde 11-12’ler seviyesinde. Ancak zaman içerisinde daha iddialı rakamlar da ortaya çıkabiliyor. Örneğin bu sene 23 Mayıs’ta, günlük üretilen enerjinin yüzde 14.5'i rüzgar enerjisinden yüzde 7.5’i da güneş enerjisinden sağlanmış.

Türkiye’nin yıllık doğalgaz tüketimi kabaca 45 milyar metreküp. Bunun yüzde 40‘ı elektrik üretimi için, yüzde 33’ü de evsel kullanım amacı ile tüketiliyor. Bu çerçevede son dönemde bulduğumuz doğal gaz rezervleri, Türkiye’nin enerji bağımlılığını azalmakta, ödediği ithal enerji faturasını düşürmekte çok faydalı olacaktır.

Ancak yazının başında da belirtildiği gibi, dünya karbon emisyonu azaltmak için koyduğu iddialı 2030 hedefleri doğrultusunda, rüzgar türbinleri ve güneş panellerinin maliyetlerindeki radika düşüşlerinde yarattığı imkanlarla enerji kaynakları konusunda ciddi bir kırılma noktasından geçiyor. Bizim de bu gelişmeleri yakından takip etmemiz ve oyunun dışında kalmamamız lazım.

Enerji sektöründe, 5 yıl sonra çok faklı şeyler konuşuluyor olabilir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00