Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

100 milyon Amerikalının posta ile oy kullandığı, milyonların ise seçim sandıklarında oy kullanma sırasına girdiği, 230 bin Amerikan vatandaşının, Covid -19 sebebiyle hayatının kaybettiği ve son dönemlerin en kutuplaşmış ortamında, 2020 ABD Başkanlık seçimleri yapılıyor.

Bu satırlar yazılırken henüz seçim sonucu belli değildi. Bu sebeple aşağıdaki yorumlara bu gözle bakmanızı rica ederim. Aslında seçimin sonucunun ne zaman belli olacağı da bir başka tartışma konusu.

100 milyona yakın posta ile oy kullanıldığı bir ortamda eğer seçim günü sandıklardan çıkan oy pusulaları çok yakın sonuçlar gösterirse ya da Salıncak Eyalet denilen Kuzey Karolina, Pensilvanya, Wisconsin gibi eyaletlerde sandık sonu yakın oy oranları çıkarsa, 100 milyon posta oyunun tek tek sayılacağı günler ya da haftalar bizi bekliyor demektir. Seçim süreci ile ilgili ilk kaos ihtimali burada.

Ayrıca seçim gecesi yani 3 Kasım’ı 4 Kasım’a bağlayan akşam, ortaya çıkan ilk sonuçlara göre şu ana kadar verilen demeçlere bakıldığında Trump’ın kendini Başkan ilan etme ihtimali var. Hatta bu ihtimale karşı Twitter, başkan adaylarından gelecek yanıltıcı olabilecek bu tür tweet’lerin altına uyarı mesajı koyacağını açıkladı. Bu da seçimin sonucu ile ilgili yaşayabileceğimiz ikinci kaos ihtimali.

Şimdi gelelim olası sonuçlara göre, birkaç ana maddede uluslararası arena da yaşanabilecek ya da aynı kalmasını beklediğim bazı konu başlıklarına..

ABD-Avrupa ilişkileri

Trump seçildiği gün, Avrupa’yı hedef tahtasına oturttu. Obama zamanında imzalanmasına ramak kalmış “AB-ABD Serbest Ticaret Anlaşmasını” yırttı, attı. Trump’ı bu da kesmedi ve Avrupa’dan ithal edilen bir çok ürüne extra vergi koyduğunu ilan etti. Avrupa’nın savunma harcamalarının yeterli olmadığı iddiası üzerinden “ABD artık sizi NATO şemsiyesi altında koruyamaz. Koruma istiyorsanız, para harcayın” diye tehdit etti.

Eğer Trump seçilirse ilk 4 yıldaki Avrupa stratejisinin değişmesini beklemiyorum. Hatta Brexit sonrası Trump’ın, AB’nin zayıflaması için daha fazla çaba göstermesi ve Avrupa’dan ülkeler ile direkt siyasi ve ticari ilişkiler başlamasını beklerim.

Biden’ın Başkanlığı söz konusu olursa, Avrupa’nın ABD için yeniden yıldızının parlaması söz konusu olacaktır. Biden’ın seçim öncesi verdiği mesajlarda ABD’nin eski müttefikleri ile yeniden aynı sayfada buluşması gerektiği, Çin, Rusya ve İran’ın temsil ettiği siyasi, askeri ve ticari anlayışla Batı Dünyası olarak mücadele edilmesinin altı çizildi.

AB’de liderlik koltuğunda oturan Almanya’nın, Biden yönetimindeki ABD ile yeniden hem ekonomik hem de stratejik ortaklık konusunda ısrarcı olacağı anlaşılıyor. Merkel sonrası Almanya’da potansiyel liderler arasında adı geçen mevcut savunma bakanı Annegret Kramp- Karranbauer’ın yakın zamanda Almanya-ABD İşbirliği Konseyinde yaptığı konuşmada, şöyle dedi “ .. artık aramızdaki fikir ayrılıklarını bir kenara bırakalım. AB ve ABD ortak ticaret paktı kuralım, yeniden Batı Olgusunu oluşturalım. Biz savunma harcamalarımızı artıralım,NATO Akdeniz ve Orta Doğu’da Batı’nın çıkarlarını koruyalım, ABD olarak siz de Pasifik’te Çin ile mücadeleye odaklanın. Anlaşılacağı üzere Almanya önderliğinde AB, Biden sonrası ABD ile çok daha sıkı işbirliği hedefliyor.

ABD-Çin

Trump ya da Biden’ın, ABD Başkanı olmasının çok ciddi farklar yaratmayacağı bir konu ; ABD-Çin ilişkileri olacaktır.

Trump’ın 4 yıllık Başkanlığı zamanında, Ticaret Savaşları ile başlayıp, Covid -19’a “ Çin Virüsü” denmesine kadar giden geniş bir yelpaze de ABD ve Çin ilişikleri gerildi. Başta bu stratejinin, Başkan Trump’ın şahsi kavgası ya da yanındaki bazı danışmanlarının kaşıdığı bir konu olduğu düşünüldü. Ancak zamanla ABD-ÇİN arasındaki ticari, siyasi, ekonomik, teknolojik çekişmenin sadece Başkan Trump’ın şahsi ajandası olmadığı, Pentagon, CIA dahil olmak üzere Amerikan müesses nizamının ortak paydada anlaştığı bir strateji olduğu anlaşıldı. Hatta ABD kamuoyunda da geçen 4 yıl içinde, Çin aleyhtarlığının çok hızlı arttığı görüldü.

Ayrıca ABD seçimlerinin yapılacağı gün, Şangay’da Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından açıklanan 14. 5 Yıllık Kalkınma Planında yer alan “2035 yılında Çin ekonomisi, bugünkü büyüklüğünün 2 katına çıkması hedeflenmektedir” ifadesi çok önemli bir gelişme. 2020 itibariyle ABD ekonomisi 22 trilyon dolar, Çin ekonomisi ise 14.5 trilyon dolar büyüklüğünde. Çin’in 2035 yılında 29 trilyon dolara çıkması ve aynı dönemde ABD ekonomisinin yıllık yüzde 2 ortalama ile büyümeyi yakalayamadığı durumda, 15 sene sonra dünyanın en büyük ekonomisi Çin olacak.

Bu sebeple Biden’ın Başkanlığı söz konusu olduğu durumda dahi başta teknoloji ve ticaret olmak üzere ABD’nin Çin ile geçen 4 yıl içinde oluşturduğu sıkı markaj ve yalnızlaştırma politikası değişmeyecektir.

Tabii işin bir de ABD-Türkiye ilişkileri durumu var.

Trump ya da Biden’ın Başkanlığı Türkiye için çok şey ifade etmekte mi?

Biden’ın daha önceki Türkiye aleyhindeki sözleri, olası Biden yönetiminde Türkiye için ciddi sorunlar yaratır mı?

Bu soruların detaylı analizini de müsaadenizle sonucu öğrendikten sonraki ilk yazımızda yapalım

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!