Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Küreselleşme diye tabir edilen; serbest ticareti hedefleyen ve bu çerçevede sınırların açık olmasını, vergi ve kota gibi ticareti engelleyecek faktörleri kaldırmasını, yerel mevzuatın uluslararası normlara uyumlu olmasını isteyen ideoloji için, Trump dönemi oldukça sıkıntılı geçti.

Serbest ticaret anlaşmalarının Trump yönetimi tarafından çöpe atılması, Dünya Ticaret Örgütü’nün gücünün ve etkinliğinin azaltılması, başta Çin olmak üzere bir çok ülkeye ABD tarafından ticari ambargoların uygulanması, geriden kalan 4 seneyi, küreselciler kafalarına unutmak istedikleri kötü bir hatıra olarak kazıdı.

2000’li yıllarda bizzat da ABD tarafından başlatılan küreselleşme dalgasının, geçen 15 yılın ardından, Çin’den Meksika’ya, Japonya’dan G. Afrika’ya kadar yerleşmişken, sadece 4 yıl içinde bu kadar darbe alabileceğini kimse tahmin etmiyordu.

Bu sebeple 2020 ABD seçimlerinde Demokratlar'ın adayı Biden’ın, Trump’a karşı kazandığı zafer, yerelleşme karşıtı serbest piyasa ekonomisi taraftarları için tabir-i caiz ise köprüden önceki son çıkışta gelen büyük bir müjde olarak kabul ediliyor.

Gerçekten de ABD’ni 78 yaşındaki 46. Başkanı Joe Biden, küreselleşmecilerin çölde ortasındaki buldukları vaha olabilir mi?

ABD’nin yeni başkanı Biden, Ticaret Savaşları'nı masadan kaldıran, serbest ticaretin önünü açacak, dünyayı 2000’li yılların küreselleşme akımına geri götürecek lider midir?

Hayır!

Biden zamanında göreceğimiz küreselleşme; ABD ve Avrupa arasında oluşacak devasa bir ekonomik pakt ve bunun etrafında kümelenmiş ve bu pakta giriş izni olan sınırlı sayıda ülkeden ibaret olacak.

Açalım biraz daha..

Trump bir çok yönden sıkıntılı bir liderdi. Amerika’da seveni de, nefret edeni yüksek oranda olan, nevi şahsına münhasır bir Başkan oldu.

Muhtemelen Biden yönetimi, Trump zamanında oluşan ABD politikalarının büyük kısmını sahiplenmeyecek ve devam ettirmeyecektir.

Tek istisnanın, Çin karşıtı ekonomi ve teknoloji bazlı yalnızlaştırma politikası olacağını düşünüyorum.

Trump 2016’da yönetimi devraldığında ABD’nin toplam ticaret açığı 735 milyar dolardı. Bunun 345 milyar doları Çin’e verilen açıktı. Yani toplam açığın yüzde 46’sı Çin’e verilmişti. Avrupa Birliği'ne karşı verilen açık ise 145 milyar dolar bir başka ifadeyle toplam açığın yüzde 20 miş.

2020 yılında Trump görevi bırakırken ABD’nin toplam ticaret açığının 880 milyar dolara çıkması bekleniyor. Çin’e verilen açık 300 milyar dolar (Yüzde 34) AB’ye verilen açık ise 180 milyar dolar (Yüzde 22.5) olacak.

Trump, ABD’nin ticaret açığını azaltamamış ama içindeki Çin oranını azaltmayı başarmış. Aynı süre içinde Avrupa Birliği, İsviçre komşu ülkeler Kanada, Meksika ve Asya’dan Vietnam ve Tayvan ise ABD’ye daha fazla ticaret fazlası vermişler.

Biden yönetimi dış ticarette, Trump döneminden son derece iyi bir baz devralıyor.

Önümüzdeki 4 yıl içinde Biden’ın öncelikleri ;

-İçeride yüzde 7’ler civarında devraldığı işsizliğe merhem olacak büyük bir istihdam seferberliği başlatmak.

- Dışarıda da Çin’in teknoloji alanında özellikle 5G teknolojisi özelindeki üstünlüğünü durdurmak için müttefikleri ile aynı sayfada toplanabilmek.

Bu noktada 2020 sonu ABD Dış Ticaret verileri, Biden’ın elini güçlendirecektir.

G.Koreli Samsung, Tayvanlı TSMC gibi yarı iletken üretimi yapan şirketlerin, üretimlerinin bir kısmının ABD’ye taşınması karşılığında, bu Asya ülkelerine ABD pazarı açık tutulmaya devam edilecektir.

Komşu Kanada ve Meksika ile de otomotiv sektöründe üretimin bir kısmının ABD’de olması koşulu ile yüksek miktarda ithalata sıcak bakılacaktır.

Ve Avrupa…

Biden’ın Çin’e karşı en büyük kozu Avrupa Birliği olacak.

AB ülkelerinin Çin’in 5G teknolojisi ile yola devam etmemesi ve Kuşak Yol Projesi'nin Avrupa için stratejik bir ticaret yoluna dönüşmemesi için Biden’ın ABD pazarını Avrupalı müttefiklerine açması sürpriz olmayacaktır.

Trump zamanında Avrupa için oldukça sancılı ve belki de farkında olmadan aralanan ABD pazarı, Biden yönetimi sırasında bilinçli ve stratejik şekilde açılmasını bekliyorum.

Biden’ın “ .. Çin’e karşı ABD’nin alacağı en iyi strateji, müttefikleri ile aynı sayfada buluşmasıdır” açıklaması da, bu beklentinin altını dolduruyor.

Bu sebeple Biden, küreselleşmecilerin beklediği beyaz atlı prens değildir. Gelişmekte olan ülkeleri, Asya’yı, Pasifik'i hedefleyen bir tarzı da olmayacaktır.

Biden politikaları,ihtiyaçlarını birbirinden gören, küresel politikalara aynı çerçeveden bakan büyük ama kapalı devre bir eko sistem yaratacaktır.

Türkiye olarak biz bu sistemin içinde olacak mıyız?

Olmalı mıyız?

Avrupa üzerinden bu sisteme entegre olabilir miyiz?

Yoksa bu kapalı devre sistemin dışında kalan pasta bize yeter mi?

Kısa sürede cevap vermemiz gereken sorular bunlar olacaktır.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00