“SANATÇIYA çok rahat düşünme olanakları sağlanmalı, her zaman da sağlandı. Kimse diyemez ki Türkiye’de sanatçıya baskı yapıldı, sanatçı ezildi. Hangi devrede olursa olsun sanatçı her zaman el üstünde tutulmuştur. Özgürler. Bana bir örnek verin; bilmem ne oyununu gelmiş hükümet kaldırmış ya da birileri müdahale etmiş. Yönetim kurulu diye bir şey var, edebi kurul diye bir şey var. ‘Özgür değiliz’ diyenin, kendini o kadar baskı altında hissedenin çıkıp bunu açıkça söylemesi lazım, çünkü böyle bir şey yok. Bazı devrelerde biz sanatçıların dikkatli olması lazım. Ağzınızdan her laf çıkamaz, her lafı söyleyemezsiniz. Böyle bir özgürlüğünüz de yok. O zaten biraz da sizin görgü ve terbiyenizle ilgilidir. Bize şimdi kimsenin karıştığı yok, yani bunda yalan mı söyleyeceğim ben? Bir şey olsaydı arkadaşlarım söylerlerdi.”

TÜSAK’TAN HABERİNİZ VAR MI?!?!

Dinlerken kulaklarıma inanamadığım bu sözler 1958’de Devlet Tiyatroları’nın sanatçı kadrosuna giren bir oyuncuya; Ayten Gökçer’e ait. Kendisinin bu açıklamaları yaptığı röportajı birkaç gün önce internette izledim. Ben internete düşer düşmez sosyal medyada büyük tepki çeken röportajı izlemeden kısa bir süre önce İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sansür krizi yaşandı. Kazım Akşar’ın yazıp sahneye koyduğu Goethe’nin hayatından kesitler sunan ‘Güneş Batarken Bile Büyük’ adlı oyundaki “Seninle yatmak istiyorum” ve “Tavşan gibi inlerim” repliklerine müdahale edildi. Ardından Genel Müdür Mustafa Kurt istifa etti ve yerine TÜSAK’ı destekleyen Nejat Birecik getirildi. Akabinde peş peşe istifalar geldi. İki sene önce verdiği bu röportajda “Bize kimsenin karıştığı yok” diyen Ayten Gökçer’in TÜSAK’tan, aylardır “Bu yasa tasarısı sanat kurumlarının idam fermanıdır” diyerek TÜSAK’a karşı direnen meslektaşlarından ve sansür olaylarından haberi var mı acaba? Ateşin düştüğü yerin yıllarca tozunu yutmuş, havasını solumuş, ekmeğini yemiş biri olarak şu andaki baskıyı bilip de görmezden geliyor olma ihtimali üzerine konuşmak bile istemiyorum. “Bir şey olsaydı arkadaşlarım söylerlerdi” demiş ya hani; defalarca söylendi, yazıldı ama ben şimdi kısa bir hatırlatma yapacağım. Bunu yaparken de eskilerden örnekler vermek yerine ben bu köşeyi yazdığımdan beri yani son 5-6 yıldır tiyatroda yaşananların özetini geçeceğim.

EL ÜSTÜNDE TUTULMAK BU MUDUR?!?!

AKM’den başlayayım, maalesef çürümeye terk edilmiş durumda. Siz “Özgür değiliz diyenin çıkıp açıkça söylemesi gerekir” demişsiniz ya Sayın Gökçer, özgürlük için direnen sanatçılar Akün ve Şinasi Sahneleri satışa çıkarıldı diye eylemler düzenlediler, TÜSAK’a karşı protestoları sürüyor. 2012’de Şehir Tiyatroları’nda yönetmelik krizi çıktığında meslektaşlarınız seyircileriyle birlikte sokaklara döküldü. “Korkuya karşı özgür tiyatro”, “Tiyatroyu tiyatrocular yönetir”, “Tiyatroma dokunma” diyerek yürüdü. Sanat Maratonu düzenlendi. Terbiyeden, görgüden söz etmişsiniz ya; o dönemde üsluplarını hiç bozmadan tiyatroya sahip çıkan sanatçılar ‘bir avuç çapulcu’ ilan edildi. Duru Tiyatro’nun yıllardır süren hukuk mücadelesinden haberdar mısınız acaba? Ya geçtiğimiz yılki ödenek krizinden? Bir sorun bakalım ödenekleri kesilen özel tiyatroların kabahatleri neydi? Yalanın, dolanın, riyanın, ucuzluğun baş tacı edildiği bu ahlak timsali ülkede genel ahlak kriterlerinden dem vurularak tiyatroların ödenekleri kesildi. “Her zaman el üstünde tutuldu” dediğiniz sanatçılar meydanlarda yuhalatıldı, hedef gösterildi, sanatçı müsveddesi ilan edildi. Bu liste daha böyle uzar gider. Malum dizi karakterlerinin bile kılığının kıyafetinin tartışıldığı, heykellerin ‘ucube’ diye söküldüğü, tangonun zina olarak nitelendirildiği, repliklerden ve notalardan korkulan, doğruyu söyleyen ne ve kim varsa tu kaka ilan edilen bir ülkede yaşıyoruz. Ama sanırım siz bu ülkede yaşamıyorsunuz Sayın Gökçer. Yaşadığınız ülke her neresiyse umarım oradaki özgürlük, sanat aşkı ve sanatçıya verilen değer tez vakitte bizim topraklarımıza da sirayet eder.

AĞZINIZDAN ÇIKANLARI TARTTINIZ MI?

Yine verdiğiniz röportajda, “Biz sanatçıların dikkatli olması lazım. Ağzınızdan her laf çıkamaz, her lafı söyleyemezsiniz” demişsiniz ya Sayın Gökçer; keşke haksızlığa, baskıya, sansüre karşı ses çıkaranlara böyle bir akıl vermek yerine, siz ağzınızdan çıkanları biraz tartsaydınız. Bir gün “Ben bu lafları nasıl ettim?” dememek için bir vicdan muhasebesi yapsaydınız. Keşke!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!