Razıl Abi'nin övdüğü Cem Yılmaz 'Sigortacılık yapın' diyor
Meğer aylar önce ayrılmışlar
SERTAB Erener ile Demir Demirkan’ın bir anda ayrıldığını biliyoruz ya. O iş öyle değilmiş aslında. Demir Demirkan ile Sertab Erener öyle bir anda değil, aylar aylar önce ayrılmışlar. Ve Demir Demirkan da sevgilisi Seda İnci ile çoktan birlikte olmaya başlamış. Hatta Demir Demirkan, Sertab Erener’e, “Hadi artık ortak bir açıklama yapalım. Bak benim sevgilim var. Yakında yakalanırız falan. Ben yanlış anlaşılırım. Seni aldatmış gibi gözükürüm” demiş.
Durum böyle aylarca devam etmiş. Ta ki Sertab Erener’in, “Tamam sen açıkla” demesine kadar. İşte ondan sonra Demir Demirkan ilişkiyi bitirdiğine dair bir açıklama mail’i yollamıştı basına. Biz zannediyoruz ki o hafta ayrıldılar. Oysa onlar çoktan ayrılmışlar ve Sertab Erener de Demir Demirkan’ın Seda İnce ile birlikte olduğunu zaten çok önceden biliyormuş.
Aman Meryem dikkat!
MALUM, memlekette bir Meryem Uzerli fırtınası esiyor. Hatta memleket olarak ölüp bitiyoruz kendisine. Yeni senenin ilk ayında da yeni bir projeyle hayatımızda olacak. Tabii proje ve yeni partneri de herkes tarafından pek bir merak konusu. Kulislerde İbrahim Çelikkol’un adı geçiyor. Bence yanlış bir isim, inşallah öyle olmaz. İbrahim Çelikkol ile Meryem Uzerli olmaz. “Olacak iş bile olmaz” diye düşünüyorum.
SANATÇILARIMIZ ile gazeteciler arasındaki diyalogları gelin biraz masaya yatıralım.
Neden mi yatıralım? Bakınız. Hani bizim sokak satıcılarının seslendiği tabirle Razıl Abi’miz Russell Crowe var ya, işte o yine İstanbul’a geldi. Biliyorsunuz, geçen sene sürekli Türkiye’deydi. Halini tavrını, gazetecilere davranışını, mütevazılığını bilmeyen yok. Daha önce defalarca yazdık. Bu kez de çektiği film “The Water Diviner”ın özel galası için ülke topraklarına ayak bastı. Basar basmaz da kendisini karşılayan gazetecilere pek bir şeker, pek bir tatlı davrandı. Hatta o gün çekilen fotoğrafların arasında bu sayfada gördüğünüz kare dikkatimi çekti.
HT Magazin Haber Müdürü Bülent İpek ile bu konuyu tartıştık. İkimiz de uzun yıllardır bu işi yapıyoruz. Eskiden, yani bizim bu işlere başladığımız zamanlarda sanatçı-gazeteci arasındaki diyaloglar işte aynen böyleydi. Sanatçı durur konuşur, anlatırdı. Ama şimdi öyle değil.
Artık pas vermiyorlar. Ya da istedikleri ölçüde veriyorlar. Mesela Razıl Abi’nin övdüğü Cem Yılmaz bile kendisini takip eden gazetecilere, “Siz bu işi bırakın, sigortacılık yapın” diyor. Peh ki ne peh!
Oysaki, o gazeteciler bugün Razıl Abi ile röportaj yapıyor. Aradaki farkı anlayabiliyor musunuz?
Malumunuz, özellikle iki senedir Cem Yılmaz’ın gergin hallerini göz önünde bulundurursak anlamanız daha kolay olabilir.
Ama bir şey yanlış anlaşılmasın. Kamera ışıkları yanınca olan gerginliğinden bahsediyorum. Yoksa tadından yenmiyor. Mesela kısa bir süre önce kendisiyle Kanyon Brandroom mağazasında karşılaştık. Sarılıp öpüştük, konuşup hasret giderdik. Onun dışında pek bir acı, pek bir huysuz Cem Yılmaz.
Ama işte film çektiği dünyaca ünlü Razıl Abi onu övüyor, filmini anlatıyor, gazetecilerle gayet insani ölçülerde konuşuyor. Fotoğraftaki haline tavrına, vücut diline bir bakar mısınız? Gayet rahat. Gayet cool. Kendinden emin ve güvenli. Bir kolunu koymuş arabanın kenarına, anlatıyor da anlatıyor.
“Yok ben dünya starıyım. Yok ben Oscar’lık oyuncuyum. Yok ben bilmem kimlerle oynadım. Siz kimsiniz ki size cevap vereceğim. Aman korumalar nerde, aman çekmeyin, aman ben tek bir yerle özel röportaj yapacağım” demiyor.
Hayır korkuyorum. Bizimkilerde de bu adamın artıları olsa ne olacak? Maazallah yüzümüze bile bakmazlar. Evet evet sanırım bakmazlar. Hatta bizi tanıdıklarını bile unuturlar. Hoş bunu yapmak için ünlü ya da star olmaya gerek de kalmadı.
Malumunuz memlekette 500 Twitter takipçisi olan bile kendini bir şey zannediyor. Hatta bir restorana, bir kafeye gittiğinde, “Benim Twitter’da bilmem kaç takipçim var, sizi rezil ederim” diyecek kadar cesur laflar sıralıyor. Hatta asistanın asistanı bile varmış. Bunu da geçen gün öğrenince şok geçirdim. Asistanın asistanı. İyiymiş. Bu neyin kafası, biri bana anlatabilir mi?
Aslında bunlar olup biterken Cem Yılmaz da burnundan kıl aldırmasın, varsın olsun, ne olacak değil mi? Sanırım bu dünya starları ülkeye gelince daha da bir ayarlarım bozuluyor. Az biraz gelmeseniz mi acaba? Malum biz yabancı severiz, yere göğe sığdıramayız. Memleket yengeden, yabancı damattan geçilmiyor. Onları aldık kraliçe yaptık. Onlar ne derse kabulümüz oluyor. Pek bir hoşumuza gidiyor.
Kendi memleketlimizin olayları da göze batıyor. Bakınız işte Razıl Abi’nin bu insani tavrı, gazetecilere sakin sakin röportaj vermesi bozdu beni. Aman diyorum, ne gerek var diyorum. Biz iyiyiz böyle. Havalar civalar bin beş yüz. Güzel güzel anlaşıyoruz işte.
Tarz mıyız Nur Hanım?
SOKAKTA genç kızlar, hanımlar, hatta yaşlı yaşlı teyzeler ve tabii beylerin “Nurella” Nur Yerlitaş’ı görünce “Tarz mıyız?” diye sormasına alışkınım. Hatta artık çok normal geliyor ama trafik polislerinin gecenin bir yarısı Nurella’yı görünce “Tarz mıyız?” diye sormasına ilk kez şahit oldum. Cuma akşamı Nurella ile Günay Restoran’dan çıktık. Harbiye’de bir arkadaşımızı bıraktıktan sonra Taksim’den dönüp Fulya’ya geçeceğiz. Harbiye’de trafik polisleri arabayı durdurdu. Arabanın içinde Nurella’yı gören polis memuru, “Aa Nur Hanım ben tarz mıyım?” diye sordu. Hayır önce, “Nasılsınız, iyi geceler” falan dese sorun yok, direkt bu soru olunca insan şaşırıyor. Meğer memlekette herkes ne çok tarz yarışındaymış da haberimiz yokmuş.