Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        -Birinci derece deprem bölgesi diye bangır bangır bağıran, profesörleri dinlemeyenler adına utanıyoruz.

        -Bina dahi yapılmaması gereken yerlere on katlı binalar yapan aç gözlü müteahhitler adına utanıyoruz.

        -Onlara izin verenler adına çok fazla utanıyoruz.

        -Küçücük yavrucaklarımıza sıcacık yataklarında bu şoku yaşatanlar adına utanıyoruz.

        -Deprem bölgesine yardım ulaştırmak isteyenleri engelleyenler adına utanıyoruz.

        -Deprem bölgelerine abiye elbise, terlik, şort gibi giyilmiş kıyafetlerini gönderenler adına utanıyoruz.

        -Göçük altında küçük yavrucukların, yaşlı insanların, kadınların, erkeklerin, gençlerin, kedinin, köpeğin olduğunu bile bile sıcacık evimizde otururken utanıyoruz.

        -Uyumaktan utanıyoruz.

        -Yemek yemekten utanıyoruz.

        -Gülmekten utanıyoruz.

        -Yürümekten utanıyoruz.

        -Saçımızı taramaktan utanıyoruz. Daha doğrusu yaşamaktan utanıyoruz.

        Ve bu utanmalar hep başkaları yüzünden. Ve bizim sorumluluğumuz olmadığı halde utanıyoruz.

        Ve yine yarın biz o göçük altında olabiliriz.

        Ben, sen, o... Hepimiz olabiliriz.

        Bizi çocuklar kurtaracak

        Bizi çocuklar kurtaracak
        0:00 / 0:00

        Merkez üssü Pazarcık olan ve 10 ili etkileyen depremin ardından bebekler, çocuklar enkaz altından çıktıkça yüreğimiz bir nebze olsun ferahlıyor. Önceki gün de 48 saat sonra kurtarılan Muhabbed bebek umut oldu bize.

        Bu çirkin dünyaya "Seni yeneceğim. Benim yaşam hakkımı elimden alamazsın" dercesine meydan okuyarak çıkan Muhabbed bebek gerçekten bir mucize gibi parladı.

        Hepsi umudumuz oluyor. Enkazdan çıkan bebek ve çocuklar. Ve bu çirkin dünyayı onlar kurtaracak. Onlar bizim gerçekten umudumuz. Ama onlara bunu yaşatmaya hakkımız var mı?

        Rant uğruna kaçak yapı yapıp bu masum canlara bunu yaşatmaya kimin hakkı var.

        Gerçekten çok ama çok öfkeliyim ki bence hepimiz öfkeliyiz. Canımız acıyor, yüreğimiz paramparça. O canları o hale düşürenleri ve bizleri böyle suçlu hissettirenlerin Allah cezasını versin. Gerçekten iki gündür yazıyorum, yazıyorum, siliyorum.

        O kadar çok şey söylemek, o kadar çok şey yazmak istiyorum ki, size anlatamam. O kadar korkunç hisler içindeyim ki, elimden sanki hiçbir şey gelmiyor. Sadece yardım yapmak, yardım ulaştırmak, birilerini birileriyle buluşturmak. Yardımlara aracı olmak dışında.

        İçim bir türlü soğumuyor, bir türlü!.. Düşünün 1999 depreminden bu yana 24 sene geçmiş ve hala üstelik daha beter bir haldeyiz.

        Ve yarın ne olacağını da bilmiyoruz. Dediğim gibi yarın göçük altında biz de olabiliriz. Allah yar ve yardımcımız olsun.

        Helal olsun size

        Helal olsun size
        0:00 / 0:00

        Depremin ilk gününden bu yana gönüllü ya da profesyonel ekipler canla başla çalışıyor.

        Bir ses, bir nefes duydukları anda enkaza koşup ellerinden ne geliyorsa var güçleriyle çalışıyorlar.

        Aç-susuz.

        Gerçekten çalışan herkese helal olsun. Allah razı olsun. Böyle günlerde onların değerini ve kıymetini daha çok anlıyoruz. Başımızın üstünde yerleri var.

        Ve fakat... Şimdi herkes oraya gitmek istiyor. Ben de üç gündür gitmek istiyorum ama Gaziantep, Hatay gibi yerlerdeki dostlarım "Şu an değil. Zamanı değil daha sonra gelirsin. Bir tas çorba koysan bile yararı var. Ama şu an değil" diyor. Bekliyorum. Asıl bize iş sonra düşecek. Fakat şimdi televizyonlardan da gördüğüm kadarıyla ciddi bir kalabalık oluştu. Çünkü insanlar koşarak gidiyor. En azından "Bir taş kaldırırım, bir işe yararım" diyor. Çok haklı. Ki 1999 depreminde Gölcük'e sayısız kere giden biri olarak söylüyorum. Şu anda değil. Sonrasında gidip tüm yaraları hep birlikte saracağız. Ama şimdi sadece canla, başla çalışan ekiplere kalabalık yapmaktan başka bir yararımız olmaz inanın.

        Diğer Yazılar