Duyduğumu, gördüğümü yazarım KİMSE KUSURA BAKMASIN
PAZARTESİ Hümeyra ve Gülse Birsel ile ilgili bir yazı yazdım, yine sesler yükseldi. Bana diyorlar ki, “Yaptığın etik değil”, “Dedikoducu teyzelere günah oluyor”, “Senin yaptığın gazetecilik mi?”, “Sana gazeteci diye para verenlere yazık”, “Yan masayı dinliyorsun” falan filan. Bu liste uzayıp gidiyor. En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Merakınızı gidereyim. Hümeyra ile haberin çıktığı gün konuştuk. Evet üzüntülüydü ama bana “Ben olsam ben de yapardım. Sen işini yapmışsın” dedi. Ustaya tekrar huzurlarınızda teşekkür edeyim. Ve siz her şeyi her zaman çok iyi bildiğini zannedenlere 3 beş kelam etmeden konuyu kapatamayacağım. Hümeyra yazısını yazmayı çok düşündüm. Ama kusura bakmayın ister kabul edin ister etmeyin, ben gazeteciyim. Yıllardır bu köşede ‘Siz Uyurken’ diye bir bölüm yapıyorum. Duyduklarımı ve gördüklerimi yazıyorum. Gördüğüm, duyduğum ve inandığım her şeyi de yazmaya devam edeceğim. Bazı kişiler gibi masa başında oturup resim altı haber yapmıyorum. Dolaşıyorum, gözlemiyorum ve en doğru şekilde okuyucuyla paylaşmaya çalışıyorum. Haber önüme düşmüşken duymamazlıktan gelemezdim. Eminim ki, “Ben duydum yan masamda oturuyordu” demeseydim de “Bilmem kime anlatmış. Hümeyra böyle böyle diyor” deseydim hiç kimseyi rahatsız etmeyecekti. Ama ben haberin detaylarını okuyucuyla en doğru şekilde paylaştığım için sesler yükseldi. Kesinlikle doğruları sevmiyoruz. Doğruları yazınca, konuşunca rahatsız oluyoruz. Oysa ki, ben haberde detay yani haberin 5N1K’sını vererek saygı duyduğum okuyucumu da aydınlattım. Yani Hümeyra nerede, kiminle, saat kaçta konuşuyor bu söylediklerini. Ve ruh hali nasıl. Bu detayların hepsini anlatıp size haberi öyle verdim. Ve Hümeyra’da bunları kabul edip kendisi için en doğru olanı yaptı. Anlayacağınız yıllardır bu işi yapan biri olarak kimse kusura bakmasın. Neyi yazıp neyi yazmayacağımı, çalıştığım gazeteye, kuruma karşı sorumluklarımdan ötürü çok iyi biliyorum. Ben ip üstünde yürüyecek kadar zor bir iş yapıyorum. Ve yıllardır bu işi kimseye hakaret etmeden, özel hayatlarını rencide etmeden yapıyorsam bunun bir matematiği var. Yani siz ve birçoklarınız gibi “Aman magazin canım ne olacak ki. Yalan dolan iş” diyenlere karşı işime her zaman sahip çıkıyorum. Sonuç olarak ben bir haberci olarak önüme gelen haberi yaptım. Kimse de kusura bakmasın. Yazmaya da devam edeceğim.
BUSE HEPİMİZİ ÖPÜYOR
Fatih Terim’in kızı olarak tanıdığımız Buse Terim iki sene önce Moda blogger’ı olarak ün yapmıştı. Ve ülkemizde birçok kişi blogger olayını da Buse Terim ile tanıdı. Her zaman takdir ederim. Beğenirim. Birçok kişi, Fatih Terim’in kızı olduğu için kısa sürede bu başarıya ulaştığını düşünüyor ama ben öyle düşünmüyorum. Nice ünlü isimlerin çocukları var. Yetenek olmayınca olmuyor. Kusura bakmayın. Buse de kısa sürede moda dünyasında ve özellikle firmalar tarafından aranan bir isim oldu. Şimdi de ünlü deri firması Desa ile anlaşma imzalamış. 11 parçadan oluşan Buse for Desa adlı bir koleksiyon hazırlamış. Ve Buse’li tasarımlarda öpücükler olacak. Güzel fikir, farklı bir bakış açısı. Yani Buse yine farklı bir dokunuş yapmış. Bu farklı dokunuşu Fatih Terim’in kızı olduğu için yaptığını düşünenlere gelsin diyorum ben bu öpücükler.
ÇAĞLA 10 KİLO TAŞ TAŞIDI
Bu sefer Fashion Week’in pek bir keyfi yoktu. Malum ülkece yaşadığımız günler hepimizi etkiliyor. Defileler de ertelendi. Ben de cumartesi gününe ertelenen Hakan Akkaya defilesine gittim. Koleksiyon tamamen siyahtı. Dikkat çekici ve etkileyiciydi. Onun dışında finalde Çağla Şıkel’in giydiği kıyafet çok güzeldi. Merak ettim Hakan Akkaya’yı aradım sordum. Çünkü o kadar müzik sesinin olduğu defilede bile Çağla Şıkel yürürken üzerindeki taşlardan ses geliyordu. Kıyafet 10 kiloymuş ve 9200 taş varmış. Kıyafet 1.5 ayda işlenmiş iki kişi tarafından. Vallahi zor iş. Ve kesinlikle el emeği, göz nuru. Bu kıyafeti kim alacak merak ediyorum. Ha bir de hâlâ fiyat konusu netlik kazanmamış.