Dün eğitimden söz ettik biraz.
Yurt dışında eğitim gören gençlerimizden.
Bugün de biraz içerideki eğitimimize bakalım, üniversite eğitimimize.
Geçen hafta mümtaz Türk basını büyük bir gururla üniversitelerimizin “başarısını” haber yaptı. Oldukça güvenilir bir üniversite sıralama endeksi olan “THE” yani Times Higher Education Rankings’in ilk 1000 üniversite sıralamasında 34 üniversitemiz yer almış.
Bir önceki yıl bu sayı 23 olduğu için medyamız sevinmiş.
Peki gerçek durum bu mu?
Üniversite eğitimimizde kalite artıyor mu, üniversitelerimiz giderek daha iyi bir performans mı sergiliyor?
Meseleye yakından bakınca durumun pek de öyle olmadığı ortaya çıkıyor.
Bakın bir dostum konuyu detaylı inceledi.
Elde ettiği “gerçek” veriler şöyle:
Türkiye'den listeye giren ilk 10 okula bakalım:
Koç Üniversitesi 2013 yılında ilk 250'de. 2016'da ilk 300'de. 2018'de ilk 500'de. Bu yıl ise ilk 600'de.
Çankaya Üniversitesi, ilk kez listeye ilk 500'den girmiş.
Sabancı Üniversitesi, 2015 yılında ilk 200'deyken, bu yıl ilk 500'e gerilemiş.
Bilkent Üniversitesi, 2011 yılında 112. sıradayken, bu yıl ilk 600'e gerilemiş.
Hacettepe Üniversitesi, 2016'da ilk 800'deyken, bu yıl ilk 600'e yükselmiş.
İTÜ, 2012'de ilk 300'de. 2015'te 165. sıraya kadar yükselmiş. 2016'da ilk 600'e, 2020'de ilk 800'e gerilemiş.
ODTÜ, 2011 yılında 183. sırada. 2015'te 85. sıraya kadar yükselmiş. 2016 yılında ilk 600'e, 2017'de ilk 800'e gerilemiş ve halen oralarda.
Atılım Üniversitesi, 2017 yılında ilk 500'den listeye girmiş. Bugün ise ilk 1000'e gerilemiş.
İÜ, 2016 yılında ilk 800'den listeye girmiş. Bugün ilk 1000'de.
Karabük Üniversitesi ise ilk 1000'den listeye girmiş bu yıl ilk kez.
Anlayacağınız ortada sevindirik olacak bir durum yok. Eskiden ilk 100 üniversite arasında Türk üniversitesi, ilk 200 arasında birden fazla üniversitemiz varken, bugün artık yok.
Üniversitelerimizdeki bu kalite düşüşünün nedeni ne olabilir?
Azalan özgürlükler ile beraber başlayan beyin göçü bunun en büyük nedeni olsa gerek.
Bunun anlamı şu:
Türkiye gelecekte ileriye değil, geriye gidecek.
Eğitimimizi yapboz tahtasına çevirerek, 17 yılda 7 eğitim reformu gerçekleştirenler, eserleri ile gurur duyabilirler.

 

***

Mourinho mu Zidane mı?

Futbol sezonu daha yeni başladı ama efsanevi teknik direktörlerin koltuğu şimdiden sallantıda.
Yok yok, Türkiye’deki teknik direktörlerden söz etmeyeceğim.
Abdullah Avcı’dan falan bahsetmeye niyetim yok.
Benim bahsedeceğim gerçek bir efsane.
Zinedine Zidane.
Unutulmaz futbolculuk kariyerine, Real Madrid’de efsane bir teknik direktörlük kariyeri de ekleyerek giden ve geri dönüşünde kendi efsanesini yıkmaya doğru ilerleyen Zidane.
Gerçi futbolun büyük düşünürleri “Bir sezon başarısız görünmekle Zidane efsanesi yara almaz” deseler de, Real Madrid yönetimi Zidane’ın yerine adam aramaya başlamış bile.
Tabii ilk akla gelen de Mourinho oluyor.
Haliyle de herkes Mourinho ile Zidane’ı kıyaslamaya başladı bile.

Bakalım Zidane’ın 3.5 yıllık Real kariyeri nasıl gitmiş:
Toplam 165 maç
111 galibiyet
33 beraberlik
21 yenilgi
Kazanma ortalaması yüzde 67
Kazandığı kupalar ise şöyle:
1 La liga Şampiyonluğu
1 İspanya Süper Kupası
2 Dünya Kulüpler Şampiyonluğu
2 Avrupa Süper Kupası
3 Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu

Peki ya Mourinho’nun 3 yıllık Real karnesi nasıl:
Toplam 178 maç
128 galibiyet
28 beraberlik
22 yenilgi
Kazanma ortalaması yüzde 72
Kazandığı kupalar da şöyle:
1 La liga Şampiyonluğu
1 İspanya Kral Kupası
1 İspanya Süper Kupası.

Bu tabloya bakarak düşünün bakalım.
Siz olsanız hangisi ile yola devam edersiniz.
Zinedine Zidane’la mı, Mourinho ile mi?

 

***

Neslican’ın ardından

Gencecik yaşında, yıllardır sürdürdüğü, hem de büyük bir moralle, yüzündeki kocaman gülücükle sürdürdüğü kanser mücadelesini sonunda kaybetti Neslican Tay.
Herkese bir yaşama azmi aşıladı ve gitti.
Mücadeleden asla vazgeçmemek gerektiğini anlattı ve gitti.
Kazanamayacaksanız bile mücadele etmenin güzelliğini gösterdi ve gitti.
Hakkında çok daha güzel eyler yazacaktır herkes.
Ben ise başka açıdan bakmak istedim bu kayba.
Herkesin mücadelesini nefeslerini tutarak izlediği Neslican’ın ölümünden sonra sosyal medyada üzüntülerini dile getiren ilk iki siyasetçi kimlerdi bir tahmin edin!
Önce Mansur Yavaş, sonra Ekrem İmamoğlu.
Siyasi parti genel başkanları ise gece yarısını geçtiğinde bile hâlâ tek satır yazmamışlardı.
Sonra yazdılar mı bilmiyorum.
Zaten hiçbirini de takip etmiyorum...
Haklılığım da ortada.
Bunu yazmamın nedeni ise şu.
Ne yermek, ne de övmek.
Sadece yeni nesil başarılı siyasetçilerin toplumsal duyarlılıkları çok öne çıkıyor.
Duyarlılık var ise başarı var.
Öfkeyle bağırma dönemi bitiyor, sevgiyle sarılma dönemi başlıyor galiba.
Tabii isteriz ki o sarılma sıcak ve içten olsun.
Hedefe varınca soğumasın, bitmesin...

 

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Torpille adam işe almanın adı mülakat olmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • tek-kelime 30 gün önce metin1984 e katılıyorum ve arttırıyorum. her kesim için en donanımlı kişilerden oluşan bir üst kurul olsun, mesela hukuk, eğitim, tarım politikaları, maden politikaları, ormanların korunması.. gibi sadece kişiyi değil geleceğimizi etkileyen her konuda...
    CEVAPLA
  • santos 30 gün önce sevgiler sayın Altaylı
    CEVAPLA
  • metin1984 1 ay önce Sn. Altaylı bu yazı için öncelikle bir vatandaş olarak teşekkür ederim. Her gelen hükümet kimseyi dinlemeyip kendi ideolojik kafasına göre sistem değiştirirse bu vatana ayıp etmiş olur. Buna artık son verilmeli. Eğitim sistemi partiler üstü vatanın geleceğini ilgilenidren bir konu. Siyaset üstü bir kadro bu sistemi oturtmalı ve her gelen kafasına göre değiştirememeli, ülkenin başına geçme sistemi değiştirmek için yeterli olmamalı, başka bir mekanizma olmalı. Bunu yapmayan kimse ben vatanperverim demesin.
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (4)