Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Nobel Edebiyat Ödülü Avusturyalı yazar Peter Handke’ye verilmiş.

        Kıyamet kopuyor.

        Nasıl verilirmiş, Miloseviç hayranı, Bosna’daki soykırımı inkar eden birine Nobel verilir miymiş!

        Bal gibi verilir.

        Birincisi Peter Handke iyi yazardır.

        Hem de çok iyi bir yazardır.

        İkincisi, Nobel’in Edebiyat ve Barış ödülleri hiçbir değeri olmayan, tamamen siyasi maksatlarla verilen, saçma sapan bir seçimle sahiplerini bulan anlamsız ödüllerdir.

        Obama’nın daha Başkanlık koltuğuna oturmadan, parmağını kıpırdatmadan Nobel Barış Ödülü aldığını hatırlarsanız, bu iki ödülün hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını da anlarsınız.

        Üçüncüsü, bu ödülleri almak için bir ahlaki değere sahip olmanız beklenmez. Ödül komitesinin siyasi duygularını okşuyor olmanız beklenir.

        Mesela aynı Handke aynı kitapları yazsa ama uluslararası kabul gören Boşnak soykırımını değil de, Ermenilere soykırım iddialarını reddetse bu ödülü asla ve asla alamazdı.

        O yüzden tamamen sübjektif kriterlerle verilen ve ödül komitesinin ilkel kafasını yansıtan bu ödülü asla ve asla ciddiye almayın.

        Tek faydası kazananın cebine bir milyon dolardan fazla para koymasıdır.

        Değeri de o kadardır.

        O da kazanan için.

        Sizin benim için değil!

        *

        Daha güzel olmalıydı

        Cumhurbaşkanlığı’nın kullanımı için bir yat daha alınmış.

        Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın açıklamasından anladığımız kadarıyla önce Deniz Kuvvetleri’nin envanterine geçmiş, 2018’in Mart ayında da Cumhurbaşkanlığı’na devredilmiş.

        Adının Yakamoz olduğunu biliyoruz sadece.

        Fotoğraflarına bakarak 45 ile 50 metre civarında bir boyu olduğunu tahmin ediyorum.

        Böylelikle Cumhurbaşkanlığı’nın 2. bir “Makam Yatı” olmuş oluyor.

        Biliyorsunuz daha önce de 136 metrelik Savarona yatı Kahraman Sadıkoğlu’ndan alınıp Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edilmişti.

        Bana göre dünyanın en güzel yatı olan Savarona Deniz Kuvvetleri’nde eğitim gemisi olarak kullanıldıktan sonra tam hurdaya ayrılacakken Kahraman Sadıkoğlu tarafından 49 yıllığına kiralanmış, aslına uygun bir şekilde onarılıp, orijinal eşyaları bulunup çalan “şerefsizlerden” satın alınarak yeniden dekore edilmişti.

        Sonrasında Sadıkoğlu yatın masraflarını karşılayamayınca Cumhurbaşkanlığı resmi yatı olmak üzere komik bir paraya satın alınmıştı.

        Satın almadan sonra Savarona’da özellikle kıç üst güvertede bir iki çok çirkin tadilat yapılmıştı.

        Savarona bildiğimiz kadarıyla şimdi 1930’ların başında çıktığı tersane olan Blohm Voss’a geri döndü ve orada sağlam bir “refit”ten geçiriliyor.

        Yakamoz’un zarafet olarak Savarona ile ilgisi yok.

        Bugünün sıradan mega yat tasarımına sahip bir tekne.

        Gündelik kullanıma Savarona’dan çok daha uygun, kolay bir tekne olduğu aşikar.

        Ancak şunu da belirteyim, Türkiye gibi yat imalatında Hollanda ve İtalya kadar iddialı ve marka olmuş bir ülkenin Cumhurbaşkanı için hazırladığı yatın ülkenin yat sanayinin tanıtımını da yapacak düzeyde olmasını dilerdim.

        Yakamoz’un böyle bir özelliğini ne yazık ki, göremedim!

        Cumhurbaşkanlığı’nın yeni yatı Yakamoz.

        *

        Tunus’tan mesaja karşı mesaj

        11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tunus’ta katıldığı bir toplantıda bir konuşma yapmış, özgürlüklerden, İslam ülkelerinin demokrasilerinden söz etmiş ve Tunus deneyimini övmüş, Arap Baharı sonrası Tunus’un yaptığı barışçı geçişin ve demokratik kazanımların önemini anlatmış.

        Bazıları bu sözleri, Türkiye’ye mesaj olarak aktarıyor.

        Bir kez daha söylemekte beis yok.

        Abdullah Gül’ün özgürlükçü, demokrat tavrını bilirim.

        Gerçek bir muhafazakar demokrat kafasına sahiptir.

        Kısa Başbakanlığı döneminde de, Dışişleri Bakanlığı döneminde de bunlara bizzat tanık oldum.

        Hakkını yiyemem.

        Ancak şunu da asla unutmam.

        Gül’ün bugün eleştirdiği pek çok şey olup biterken, kendisi de Cumhurbaşkanı idi.

        Hiçbirine ses çıkarmadan imzaladı, onayladı en azından sessiz kaldı.

        Gerçi Ali Babacan bu konuda “Önceden haber alıyor ve yasa önüne gelmeden değiştirilmesi için telkinde bulunuyor ve değişmesini sağlıyordu” diyor ama ben “Haticeye değil neticeye bakıyorum”

        Dahası Dışişleri Danışmanı olarak Davutoğlu’nu Türk dış politikasının etkin bir figürü haline getiren de yine Abdullah Bey.

        Kusura bakmasın ama ben de bunları unutmakta zorlanıyorum.

        *

        Bir ben mi?

        Benim bildiğim ibadet Allah için yapılır.

        Ama Türkiye’de bu bitmiş.

        İbadet kul ya da kullar için yapılır olmuş.

        Bunu duyurmak da artık bir gereklilik haline gelmiş.

        Memleketin cümle “alemcisinin” Kabe’den yolladığı Hac ve Umre selfilerinden sonra şimdi de “Namazcılar” çıktı.

        “Ben hep namaz kılarım, sabah akşam kılarım, sabahtan akşama kılarım” diye dolanıyor herkes ortalıkta.

        Okudukça gülüyorum.

        Anladığım kadarıyla bu memlekette sürekli namaz kılmayan bir ben kalmışım!

        NOT: Yarın size namaz kılmakla ilgili güzel bir anımı anlatacağım unutturmayın…

        *

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Kabahat kadar ibadet de gizli olduğu zaman.

        Diğer Yazılar