Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dün TRT’de televizyonculuk diliyle bir KJ rezaleti...

        KJ dedikleri grafik ve ekranda izleyicinin gördüğü yazılar.

        TRT, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı haber yaparken, 19 Mayıs cumhuriyet bayramı diye yazmış ekrana.

        Bir programda olsa yine iyi, iki ayrı programda aynı hata.

        Sonrasında özürler, sorumluların ortaya çıkarılması sözlerini içeren açıklamalar falan.

        Diyelim ki, gerçekten hata.

        Türkiye’nin bu köklü kurumu, geçmişte yayıncılıkta okul olmuş bir yayın kuruluşu, nasıl olur da böylesi vahim bir hatayı, aynı gün içinde iki kez tekrarlar.

        Yanıtı basit aslında.

        Yıllardır söylediğimiz bir şey, bir kelime.

        Lİ-YA-KAT

        Hatta daha büyük yazayım...

        Lİ-YA-KAT.

        Meselenin kilit noktası burası.

        Sadece TRT mi?

        Daha önce yazdım mesela.

        Anadolu Üniversitesi Rektörü’nün kendi kendine sosyal medyaya koyduğu görüntüleri.

        İzlerken ağladım diyorum. Yemin ederim ağladım.

        Ya da kısa süre önce kız öğrencilerinin fotoğraflarından talebelerini dikizleyen Fen Fakültesi Dekanı.

        Bunlar hep işte o liyakat meselesi.

        Layık olmayanı bir koltuğa oturttuğun anda ortaya çıkan sonuç bu.

        Üstelik bunlar göz önüne çıkanları, ortalığa açıkça düşenleri.

        Ya görmediklerimizi düşünün bir de!

        Ne bileyim bir yerlerde bizi temsil edenleri!

        Ya da bir başka yeri düşünün, yasamayı...

        Bazen yasalar çıkıyor, yasa içinde öyle hatalar yapıldığı görülüyor ki bir süre sonra o yasayı düzeltmek için 3 yasa daha çıkarılıyor.

        Niye?

        Aynı yanıt.

        Liyakat.

        Bir devleti içten içe çürütmek istiyorsanız bu liyakat denen kelimeyi o ülkenin sözlüğünden çıkarın.

        Bakın sonunda neler oluyor!

        Bazıları dün yanlış yazılan bir KJ’yi görüyor.

        Ben o yazının altında çöküşü görüyorum!

        Verilmeyen hizmetin parası

        Eğitim yılı bitti.

        Okullar bir daha açılmayacak. Eylül’e kadar.

        Yeni eğitim öğretim dönemine kadar.

        Özel okullar, vatandaştan aldıkları parayı iade etmediler.

        Bununla ilgili bir düzenleme yapılmadı.

        Okullar da paranın üzerine yattılar.

        Bir kısmını anlarım.

        Onlar da öğretmenlere maaş ödemeye devam ettiler.

        Gerçi muhtemelen o maaşın bir bölümünü devletin üzerine yıkıp “Kısa çalışma ödeneğine” de başvurdu bazıları ama hadi yine de maaş ödedikleri gerekçesiyle aldıkları paranın bir bölümünü helal edelim, öğretmenlerimiz için.

        Ama ya gerisi.

        Günlük rutin giderler yapılmadı.

        En azından bunun bir bölümü hiç değilse indirim olarak önümüzdeki yıla yansıtılamaz mı?

        Belli ki, devlet devreye girmeden yansıtılmayacak.

        Ya emir demiri kesecek. Ya okullar velileri.

        Onu geçtik.

        Velilerden hâlâ verilmeyen hizmetler için para isteniyor.

        Çocuk evde, okul “yemek parası” diye velinin kapısına dayanıyor.

        Çocuk evden çıkmıyor, okul servisi “servis parası” diye velinin karşısına dikiliyor.

        Veliye sahip çıkan, öğrenciye sahip çıkan yok.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Bölmenin sonucu büyüten bir işlem olmadığını anlayacak kadar matematik bildiğimiz zaman.

        Diğer Yazılar