Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Gazeteciler, siyasetçiler dövülmeye, saldırıya uğramaya başladıysa bir ülkede, durum iyi değildir. Daha kötüsü gelecek demektir. 

Göze sokulan failin de gerçek fail olmaması çok muhtemeldir.

Ancak yine de saldırganların kimliği, niteliği çok önemlidir. 

Bulunup perde arkasındakiler ortaya çıkarılmaz ise, konu muhaliflere saldırı diye görülüp üstünkörü kapatılır ise işler çok ama çok kötüye gider.

Bunun bir sonrası aydınların, bilim insanlarının gazetecilerin sokak ortasında vurulmasıdır.

Türkiye bunları yaşadı.

Ders alıp almadığını hep birlikte göreceğiz.

Yeni Şafak gazetesinin önünde eski bir BMW Z4’ün fotoğrafını çekmişler. Önünde “Görev aracı” yazıyor.

Sonra da başlamışlar dalga geçmeye.

“Spor BMW’den görev aracı olur mu?” diye.

Niye olmasın!

Belli ki, Yeni Şafak’ta çalışan bir gazetecinin otomobili bu.

Bu otomobille işe gidip geliyorsa o otomobil elbette ki görev aracıdır.

Yeni Şafak’ta çalışıyor diye iki kişilik bir spor BMW’ye binemez mi?

Üstelik de araç belli ki en az 10 belki 15 yaşında.

Temizini 200-250 bin TL’ye almak mümkün.

Görüneni değil görünmeyeni merak ettiğimiz zaman.

Aşılama işine iyi başladık.

İlk gün 260 binle hızlı bir giriş yaptık.

Ertesi gün bunu da ikiye katladık.

600 bine yaklaştık.

Sonra yavaşladık.

Bugün itibarıyla toplam 690 bin.

Aşılananlar sağlık personeli olduğu için, sokağa çıkma yasağından etkilendi diye de düşünemiyoruz.

Ne oldu da durduk!

Bakanlıktan bir yanıt beklemiyorum ama Sağlık Bakanlığı’nın müthiş sistemini anlata anlata bitiremeyen sevgili Muharrem Sarıkaya belki beni yanıtlar.

Muharrem de Bakan Koca gibi günde 1 milyon 300 bin aşılama kapasitemiz olduğunu söylüyor.

Günde 1 milyon 300 bin kapasitesi olan bir sistem, sağlık personeli gibi, el altında olan, zaten hastanelerde, kliniklerde bulunan 1 milyon 150 bin kişiyi 4 günde aşılayamıyorsa bu günlük 1 milyon 300 bin kapasite neyin kapasitesi.

Sağlıkçılarımızın aşılaması 4 günde 800 bine ulaşıyor ve orada duruyorsa.

Kimse bana “Bakın İngiltere 20 günde 3,5 milyon yaptı” falan demesin.

“Bizim günde 1,3 milyon aşı yapma kapasitemiz var” diye böbürlenen İngiltere Sağlık Bakanı değil.

Gerçekten merak ediyorum, niye durduk?

Türk gibi iyi başladık.

Ama sonrası da Türk işi olacak galiba.

Ne dersin Muharrem, konuya hakimsin, söyle de öğrenelim.

Profesör Bingür Sönmez’e müthiş bir saldırı.

“Tutuklansın, içeri atılsın.”

Niye?

Çok kötü konuşmuş.

Bir önceki konuşması evet biraz abartılıydı ama bu kez hiç de kötü bir şey söylemiyor.

Demiş ki, “Aşı olun. Aşı olmayanlar, aşı karnesine sahip olmayanlar belki de toplu taşıma kullanamayacaklar, uçağa binemeyecekler, toplu taşıma ile seyahat edemeyecekler. Yabancı bir ülkeye giriş yapamayacaklar.”

Sonra da bir örnek vermiş ve “Nasıl ki, aşı karnesi olmayan evcil hayvanları başka bir ülkeye sokmuyorlarsa, artık insanları da almayacaklar.”

Anlamadım, burada kızacak ne var!

Hadi evcil hayvanınızı, çok sevdiğiniz köpeğinizi alın ve çok uzağa değil, komşu Bulgaristan’a gidin bakalım alıyorlar mı, almıyorlar mı?

Bırakın evcil hayvanı, Afrika’daki bazı ülkelere giriş yaptıysanız ve ardından bir başka ülkeye girecekseniz, pasaportunuzda Afrika ülkesinin damgasını gördükleri anda pek çok ülke sınırında aşı karnenizi de soruyorlar.

Bingür Sönmez bir duruma dikkat çekmiş.

Şu anda AB bunu tartışıyor.

Aşı karnesi mi, PCR testi mi diye.

Belli ki salgın sürerse, aşı karnesini herkes isteyecek.

Sönmez’in de söylediği bu.

Aman hemen linç.

“Tutuklayalım.”

Bingür Sönmez’i tutuklarsanız aşı olmaya gerek kalmayacağını mı düşünüyorsunuz?

Açıkçası ben aşı olmak istemeyenlere karşı daha hoşgörülüyüm.

İnsan bedeninin hakimidir.

Nasıl ki bana göre kürtaj hak ise aşı olmamak da bir haktır.

Hiç kimse başka birinin bedeni üzerinde bir hak iddia edemez.

Ben bulduğum anda aşımı olurum ve aşı olmayanların taşıyıcılığı da beni ilgilendiren bir konu olmaktan çıkar.

Aşı olmamayı tercih edenler, hastalığı birbirlerine bulaştırırlar sadece.

Aşı olana değil.

Sonuç olarak doğal seçilimin de bir gereği olarak bu tercihi yapanların sayısı giderek azalır.

Covid-19’a sebep olan corona virüsü ile ilgili tartışmalar beni çok ama çok güldürüyor.

Herkesin ağzında bir mutasyon lafı.

Mutasyona uğradı, şu kadar mutasyon oldu, bu kadar mutasyon oldu.

Evrime inanmayanların mutasyona bu kadar canı gönülden inanması beni çok eğlendiriyor.

Bazen bir virüs bütün bir eğitim sisteminden ve bilimden çok daha fazla eğitici oluyor!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00