Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünün siyasi tartışmalarına bir çizgi film damga vurdu.

Saadet Partisi’nin neşeli ve etkili sosyal medya viralleri AK Parti’ye de ilham vermiş olmalı ki, onlar da bir CHP filmi hazırlamışlar.

Adını da “Yalan Üretim Merkezi” koymuşlar.

Filmi şöyle bir izledim.

İddiasından bağımsız son derece kötü bir üretimdi.

Saadet Partisi’nin sosyal medya ekibinin zekasından çok uzakta bir işti.

Herhalde kendilerine hayli uzak duran genç kuşaklara yaklaşmak istiyorlar.

Ama genç kuşağın ruhunu anlamaktan uzak böyle filmlerle olmaz.

İçeriği ise bir başka tartışma konusu.

Ama madem bu başlıkla, yani “yalan üretimi” üzerine bir film yapılacak.

Sıradaki film iktidarın korona ile mücadelesi üzerine olmalı.

Çünkü geçen yazdan beri bu konuda Oscar’lık bir performans sergileniyor.

2020 Haziran’ına kadar ciddi ve iyi bir mücadele yapıldıktan sonra, yaz itibarıyla birden bire “yalan rüzgarı” esmeye başladı.

Yasaklar zamansız bir biçimde kaldırıldı.

Bu nedenle yaz aylarında beklenen düşüş gerçekleşmeyince Temmuz ayı itibarıyla “yalan” devreye sokuldu.

Sayılar saklanmaya başlandı.

Sonrası malumunuz.

Sonunda mızrak çuvala sığmadı ve 60 binli vakalara geldik.

Sonra da “yalandan” bir tam kapanma ilan edildi.

Herkesin sokakta olduğu bir tam kapanma.

Ardından olmayan kapanmadan ötürü vakalarda düşüşler açıklanmaya başlandı.

Hatta Kültür ve Turizm Bakanı sayıların nereye kadar düşeceğini peşin peşin söyledi.

Biliyoruz ki, 17 Mayıs’ta 5 bin vakaya inmiş olacağız.

Yalan ne kadar büyükse detayları o kadar fazla olur derler ya.

Tam o hesap il il, ilçe ilçe vaka sayılarındaki düşüşler gösterilmeye başlandı.

Ancak yalan da bir zeka işi olduğu için zurna dün “zırt” dedi.

İl il vaka sayılarındaki düşüşü gösteren Sağlık Bakanlığı tablosu ile Bakanlığın haftalık vaka sayıları tablosunun uyuşmadığı ortaya çıktı.

Birinden biri, muhtemelen ikisi birden yalan yani.

İki yalanı üst üste koyup tek bir ortak yalan üretememişler belli ki!

Buradan iktidarın çıkarması gereken ders, bence bir kez daha liyakat.

Doğru düzgün yalan üretebilmek için bile liyakat gerek.

Belli ki artık orada bile sorun var.

Sağlık Bakanı Koca, ben dahil konuştuğu herkese “Mesele sayıda değil, mesele aşıların ne zaman geleceğinde. Evet bazı ülkeler çok yüksek sayıda aşı siparişi açıklıyorlar ama bu aşılar ne zaman gelecek önemli olan o. Biz Çin’den 100 milyon aşı alacağız, 25 milyon da Biontech gelecek. Ama bunlar Mayıs ayına kadar gelecek. Sonrasının bana bir faydası yok ki. Sonra zaten bollaşacak ama biz yazdan önce 60 milyon vatandaşımıza iki doz aşılama yapmalıyız.”

Bakan’ın bu iddialı sözleri ne yazık ki, gerçekleşmedi.

Çin’den 100 milyon aşı gelmedi.

Biontech ise daha güvenilir çıktı.

Bu arada bol bol yerli aşı gazı verildi ama biliyoruz ki, her şey yolunda gitse dahi 2022’ye yerli aşı anca çıkacak.

Bakan Koca dün yine bir açıklama yaptı ve Sinovac’tan 100, Biontech’ten 60, Sputnik’ten 50 milyon aşı geleceğini söyledi.

Bakan Bey’in ünlü sorusunu biz de ona soralım bu kez.

“Ne zaman Sayın Bakan, ne zaman?”

İlk iki doz Sinovac’ı olanların üçüncü doz olma zamanı geliyor yakında. Farkında mısınız?”

Bu köşede aylar önce “Olması gereken” diye aktardığımız aşıların patentlerinin askıya alınması ya da patent bedellerinin gelişmiş ülkeler tarafından karşılanıp üretimin tüm dünyaya yayılması önerisi sonunda hayata geçiyor galiba.

ABD Başkanı’nın bu öneriye sıcak baktığını açıklaması ile birlikte corona aşısı bulan şirketlerin hisselerinde düşüşler oldu.

Bu yöntem kabul görürse, daha önce de yazdığımız gibi şöyle olacak.

Aşıların üretim lisansları kalkacak, dünyadaki tüm aşı üretim tesisleri üretebildiği aşıyı üretecek. Üretim hızı artacak ve mücadele hızlanacak.

Tabii aşı fiyatı da çok aşağı çekilecek.

Benzer uygulamalar daha önce oldu.

Bazı Afrika ülkeleri AIDS ilaçlarındaki lisansları tanımadıklarını açıkladılar ve bu çok pahalı ilaçları kendileri korsan olarak ürettiler.

Bu ciddi bir hukuki mücadeleye neden oldu ve halk sağlığı kazandı.

Bu kez de öyle olacak gibi görünüyor.

Üstelik de global nitelikte.

Bu durumda Türkiye’de yeni kurulan tesisler yerli aşıdan önce bu var olan aşıları üretmeye yönelebilir.

Görevden alınan Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın her gün yeni bir yolsuzluğu ortaya çıkıyor.

Maşallahı varmış desek yeridir.

Garip olan ise bu konudaki umursamazlık.

Görevden almanın ilk günü sorduğumuz soruyu tekrarlamakta fayda var.

“Görevden almakla iş bitti mi?”

Yaptıkları yanına kâr mı kalacak?

Bu rezilliğin, bu ufakçılığın hesabı sorulmayacak mı?

Görevden aldık ya daha ne istiyorsunuz mu denilecek!

Bu mudur Adalet’in A’sı.

Galatasaray Spor Kulübü yönetim kurulu giderek işgalci konumuna düşüyor.

Pandemi bahanesiyle iki yıldır mali genel kurul yapmayarak kulübün hesaplarını genel kurul üyelerinden kaçıran yönetim, şimdi de seçimi iptal etti.

Oysa yönetimin böyle bir yetkisi yok.

Tüzük gereği seçimi Mayıs ayı sonuna kadar yapmak zorundalar.

Seçim Genel Kurulu pandemi nedeniyle yapılmayacaksa bu yönetim kurulunun kararı ile olamaz.

Ancak ve ancak İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun kararı ile olabilir.

Galatasaray’ın yönetim kurulu makamını işgal eden güruh, yetkisi olmayan bir konuda karar almıştır.

Kararın hiçbir geçerliliği yoktur.

Galatasaray’ı gerekirse bir kayyum seçime götürecektir.

Bir yanlış üç yanlış doğurmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00