Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Siyaset ülkeleri yaşanmaz değil yaşanır hale getirmek için yapıldığı zaman.

Biliyorsunuz, iktidar Avrupa ile ilişkileri düzeltmek ve meşhur “Ey”lerden geri adım attığını göstermek için bir süre önce bir “Yargı Reformu Paketi” açıkladı.

Çok da şahane olmasa da ciddi gelişmeler içeren bir paketti.

En azından Türkiye standartları için.

İyimserler de “Aaa, galiba iktidar bir miktar özgürlükçü olmaya karar verdi. Herhalde AK Parti kuruluş kodlarına dönerek 2023”e hazırlanmak istiyor” diye düşündüler.

Şüpheciler ise “Hele bir uygulamayı görelim” dediler.

Kötümserler ise “Çok da heveslenmeyin. Hiçbir şey değişmez. Bu iş Avrupa’nın gözünü boyamak için yapılıyor” diye güvensizliklerini belirttiler.

Ve şimdi iktidar partisi yine, yeni bir “torba yasa” ile iyimserlerin de, şüphecilerin de haksız ve hatta kötümserlerin bile Türkiye’ye göre iyimser sayıldığını gösterecek bazı yasalar ve uzatmalar getiriyor.

Buna göre 15 Temmuz nedeniyle başlatılan OHAL ile getirilen:

- Toplu suçlarda gözaltı sürelerinin 12 güne kadar uzatılması

- Şirketlere yargı kararı olmaksızın kayyum atanması

- Mahkeme kararı olmadan kamudan ihraçlara izin verilmesi

gibi normalde süresi 31 Temmuz’da dolacak pek çok OHAL uygulaması 3 yıl daha uzatılıyor.

Bir yandan AB’nin gözünü boyamak için açıklanan Yargı Reformu Paketi ile hukuk standartları yükseltilmeye çalışılıyor, diğer taraftan 5 yıl önce uygulamaya konulmuş OHAL hükümleri üç yıl daha uzatılarak kalıcı hale getiriliyor. Olağanüstü hal, normal hale getiriliyor.

İdareye istediği memuru sebep göstermeksizin ihraç etmenin yolu açılıyor, her suç toplu hale getirilerek 12 gün gözaltı süresi sağlanıyor, mahkeme kararı olmaksızın şirketlerin üzerine çökülebiliyor.

Bakın sevgili okurlar, Türkiye Cumhuriyeti 100 yıla yakın geçmişinde çok badireler atlattı.

Daha yola çıkarken, 1925’te genç Cumhuriyet'e karşı İngiliz destekli bir kalkışma gerçekleştirildi, öyle dandik bir kalkışma olmayan Şeyh Sait İsyanı çıkarıldı.

Bu isyan üzerine devlet bir tür OHAL uygulaması olan “Takriri Sükun Kanunu”nu yani bildik Türkçe ile “Huzurun Sağlanması Yasası” çıkardı.

Ama o kanun 4 yıl sonra 1929’te ilga edildi yani yürürlükten kaldırıldı.

Buna karşın 15 Temmuz’un üzerinden 5 yıl geçti, bu nedenle ilan edilen OHAL hala fiili olarak devam ediyor ve iktidar bu yetkileri 3 yıl daha uzatarak 8 yıl boyunca kullanmak istiyor.

Bu çok açık biçimde iyi niyetli olmayan bir yaklaşımdır.

Buradaki amaç 15 Temmuz sonrası gerekli olan temizliğin yapılması değildir.

İktidar 2023 seçimlerine “OHAL” altında gitmek istemekte, seçim sürecinde OHAL yetkilerini kullanmayı amaçlamaktadır.

OHAL altında gidilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi, giderek bir OHAL sistemi haline dönüşmektedir.

Not: Bu arada bugün Dünya Hukuk Günü. Hepimize kutlu olsun.

Benim tanımadığım bir ünlünün oğlunun otomobil camından sağa sola ateş eden görüntülerinden sonra şimdi de AK Parti bilmem ne kolları bilmemnesinin benzer biçimde yolda giderken camdan şarjör boşaltmasının görüntüleri internete düştü.

Şimdi bu herif bulunur, mahkemeye çıkarılır, meskun mahalde silah kullanmak falan gibi dandik bir maddeden hakkında iddianame düzenlenir, 2 ay 3 gün hapse mahkum olur, hükmün açıklanması ertelenir.

Biter gider.

Ben işin orasında değilim.

Beni rahatsız eden bu ayılığın, bu magandalığın, bu vandallığın bu kadar yaygın ve bu kadar normal hale gelmesi.

Yahu hangi dürtüdür bu bir insanı durduk yere, hiçbir neden yokken silah ateşlemeye, camdan saydırmaya iten.

Niye!

Nedir buradaki keyif, dürtü!

Ne?

Ne oluyor?

Ne kazanıyorsun?

Görüntülere bakıyorum ve şarjör boşaldığı anda herifin yüzüne yayılan tebessümü izliyorum.

Sanki orgazm oluyor.

Ne oluyor böyle sağa sola ateş edince.

Küçük cinsel organın büyüyor mu zannetmeye başlıyorsun!

Emin ol büyümüyor. Küçük kalıyor.

O tiple bulamadığın sevgili mi yanında oluyor!

O da olmuyor.

Hala sadece paranla bir şeyler yapabiliyorsun, o boşalan şarjör seni mahallenin en yakışıklısı haline getirmiyor. Aynı tipsizlikle devam ediyorsun hayatına.

Nedir bu anlamsız magandalığın sebebi?

Ve bunlarla aynı toplumda yaşamak beni bitiriyor.

Her an her yerde bizim hatta beteri çoluk çocuğumuzun karşısına çıkabilir bu tipler.  

Zannederim AK Parti döneminin en kötü yan ürünü işte bunlar ve bunların normalleşmesi, yaygınlaşması oldu.

Dindar ve kindar nesil yaratacağız derken, böyle lümpen, saygısız, kural tanımaz bir nesil yarattılar.

Ve şimdi bunlar hayvan hakları ile ilgili çıkarılan düzenlemeyi kendi lehlerine bir şey zannederek iyice azdılar.

Birisi bunlara o yasanın onlar için çıkarılmadığını anlatsın.

Anlatamazsanız, Allah sonumuzu hayretsin.

AK Partili Mustafa Elitaş’ın “huzuruna çıkan” madencilere verdiği yanıtlar çok tartışıldı.

Madenci Elitaş’a “Ben AK Parti'ye oy verdim” diyor

Elitaş da “Ben mi dedim bana oy ver diye” yanıt veriyor.

Millet de kızıyor.

Kızacak bir şey yok burada.

Tam aksine son derece rüşt ve doğru bir tavır var.

Vatandaş dertleri çözülür umudu ile bir partiye oy veriyor.

Ama oy verdiği parti onun dertlerini çözmüyor.

Vatandaş “Sana oy verdim ama” diyor.

Parti sözcüsü de ona “Vermeseydin kardeşim” diyor.

Haklı.

Vermeseydin.

Ya da bir daha sefere vermezsin.

Mesela şimdi Ordulular yine fındık için eylem yapacakmış.

Son fındık tartışmalarını hatırlıyorum.

Kıyamet kopmuş, birkaç ay sonra yapılan seçimde fındık üretici bölgelerde AK Parti yine açık ara kazanmıştı.

Şimdi fındık üreticisinin kalkıp da AK Parti’ye itiraz etme hakkı zerre yok.

Aynı şey madenci için de geçerli.

Çünkü üç kez aynı ayıyı vuramayan avcıya ayı bile "Avcı mısın yoksa bundan zevk mi alıyorsun?" diye sormuş 

Burada aynı durum geçerli. 

Bu yüzden de Elitaş’a sadece bir tek şey için kızabilirsiniz.

Açık sözlülüğü için.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • malatia 7 ay önce Bugunkü yazınıza çok güldüm çok. helede ayılı bölümde.
    CEVAPLA
0:00 / 0:00