Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Galatasaray ligin ilk maçında taraftarlarına bir utanç yaşattı.

Her geçen sene daha kötü bir futbolcu haline gelen Marcao, her geçen sene biraz daha kötü bir insan olmaya başladığını da gösterdi.

Sahada takım arkadaşı Kerem’e saldırdı önce kafa attı sonra yumruklar savurdu.

Djagne anında sertçe araya girmese muhtemelen daha kötüsü de olacaktı.

Rakip takımların taraftarları anında “Marcao Galatasaray’dan atılsın” kampanyası başlattı.

Yıllardır sahalarda yıllarca bir centilmenlik abidesi gibi dolaşan Fenerbahçe eski kalecisi Volkan Demirel de Marcao’nun Giresun’dan direkt Brezilya’ya yollanması gerektiğini söyledi.

Aynı şey kendi takımlarında olsaydı elbette böyle bir şey söylemeyeceklerdi, bunu biliyoruz.

Ama açık söylüyorum.

Ben de onlarla aynı fikirdeyim.

Hiçbir şey Marcao’nun sahada yaptığını hoş gösteremez.

Bu yapılanın hiçbir kabul edilebilir tarafı yoktur.

Aşırı gerilim nedeniyle rakiple kavgayı anlarım da, kendi takım arkadaşına kafa ve yumruk atmayı anlamam.

Kimin haklı kimin haksız olduğu, bu olayın gerekçesi falan umurumda olmaz.

Bu oyuncunun bilmem ne kadarlık maliyeti, takımdaki fonksiyonu falan da beni ilgilendirmez.

Özür mözür de kabul edilemez.

Basarım tekmeyi.

Defolur gider.

Tabii bugün Marcao’ya demediğini bırakmayan bazı rakip taraftarlar Marcao kendi takımlarına gelirse çok mutlu olurlar o ayrı.

Ben o taraftarlardan değilim.

Sağlık Bakanlığı'nın 4. doz uygulamasını eleştirdim dün. 

Bakan Koca anında açıklama yaptı. 

"4. doz isteğe bağlı. Yurt dışına gidecekler için" dedi. 

Doğrusu da buydu. 

Yurt dışına gidecekler, bazı ülkelerin aşı karnesi istemeleri halinde sıkıntıya gireceklerdi. 

Çünkü pek çok ülke bizde uygulanan Sinovac'ı aşıdan saymıyor ve iki doz "Kabul edilmiş aşı" istiyor. 

Bu yüzden yurt dışına gideceklere eğer gerekiyorsa ve isterlerse  2 doz da Biontech aşı yapılması doğru bir uygulama. 

Ama bunu doğru şekilde açıklamayıp, sanki herkese yapılacakmış gibi duyurulması ise çok yanlış. 

Yine de anında düzeltme için teşekkürler. 

Dalkavuklarla abad olmuş bir ülke görülmediğini herkes anladığı zaman.

Şeffaf ve vatandaşına hesap verebilir bir devlet yönetme anlayışına sahip olmadığımız için o korkunç Kabil Havalimanı’nı korumak için Türk askeri gönderme kararından vazgeçildiğini dün gece bir yabancı ajanstan, Reuters’tan öğrendik.

Bu doğru karar değişikliğinden sonra meseleye yeniden bir bakmak gerekirse:

ABD istedi diye, ABD’ye yaranmak için hiç ama hiç üzerimize vazife değilken

1. ABD işbirlikçisi Afgan mültecileri ülkemize kabul etme kararı aldık.

2. ABD’nin terk ettiği Afganistan’da ABD askeri rahatça çekilebilsin diye Kabil Havalimanı'nı Türk askerine korutacağımızı açıkladık!

Bir Türk vatandaşı olarak merak ediyorum.

“Niye?”

Bir yandan Türkiye’deki her melanetin altında “üst akıl” diye ABD’nin olduğunu herkesi inandırmaya çalışacaksınız.

Bir yandan Türkiye’de yapılan darbe girişiminin arkasında ABD’nin bulunduğunu anlatacaksınız.

Bir yandan Türkiye’deki en tehlikeli terör örgütünün FETÖ olduğunu söyleyip, elebaşının ABD’nin korumasında olduğundan şikayet edeceksiniz.

Bir yandan ABD, parasını ödediğiniz savaş uçaklarını vermeyecek.

Bir yandan ABD tehdidi nedeniyle parasını ödediğiniz savunma sistemini devreye alamayacaksınız.

Bir yandan ABD’nin Türkiye’de sivil siyasete müdahale etmesinden yakınacaksınız.

Ve sonra gidip ABD’nin çıkarlarını korumak için hem askerinizi hem de ülkenizin geleceğini tehlikeye atacaksınız.

Niye!

Bunun arkasındaki gerekçe nedir!

Biden’in “Bizim dediklerimiz yapmazsanız ilk seçimde muhalefeti destekleriz ha!” diye okuduğumuz tehdidi mi!

Ne!

Şunun gerekçesini açıklar mısınız lütfen.

Yoksa onu da Reuters’tan mı öğreneceğiz sonunda?

ABD’ye güvenerek ABD ile iş kotarmaya çalışanların görmesi gereken bir gerçek var.

Bakın bu ABD o kadar akıllı bir ülkedir ki, Afganistan’da Taliban’ı devirmek için;

- Günde 300 milyon dolar harcamış.

- 21 yılda toplam 2,26 trilyon dolar masraf etmiş.

- 2448’i Amerikan askeri olmak üzere toplam 3500 koalisyon askeri kaybetmiş.

- 71 bini sivil olmak üzere toplam 241 bin Afgan'ı öldürmüş.

Ve tüm bunlardan sonra ülkeyi Taliban’a devrederek, yıllarca kendisi ile işbirliği yapanları da Taliban’ın insafına bırakarak ülkeden ayrılmıştır.

ABD yönetimleri ile işbirliği yapacak olan herkesin bunları bilmesinde fayda vardır.

Cumhuriyetçi ile Demokrat arasında fark var zannedenlere ise en iyi yanıtı yıllar önce Süleyman Demirel zaten vermişti.

“ABD’de Cumhuriyetçi ile Demokrat yönetimler arasındaki fark Coca Cola ile Pepsi Cola arasındaki fark kadardır” diyerek.

Dünya’da RSF yani “Sınır Tanımayan Gazeteciler” adında bir örgüt var.

Türkiye’de ise “Yalakalıkta Sınır Tanımayan Gazeteciler” diye bir grup.

Örgüt haline gelemiyorlar çünkü kendi içlerinde bir çekişme var.

“En yalaka benim” çekişmesi.

Ben prensip olarak bunlara bulaşmıyorum.

Kimi nasıl destekleyecekleri kendi bilecekleri iş, beni ilgilendirmiyor.

Ama insan bazen dayanamıyor.

Son dönemde bu gazeteci grubunun sınıf başkanlığı için ciddi uğraş veren biri var.

Selvi boylu al yazmalı biri.

Gerçi adından başka bir yerinde bir Selvi’lik yok, boyu hayli kısa ama gerçekten boyundan büyük bir yalakalık potansiyeline sahip.

Kendi yalakalığında boğulsa hiçbir şey demeyeceğim ama son olarak haddini aşıp, zaten küçük olan boyundan büyük laflar etmeye başladı.

Göç ve diğer meseleleri gündeme taşımamızın nedeni “Erdoğan Türkiye’yi yönetemiyor algısı oluşturmak”mış.

Bak Selvi.

Gazetecilerin eleştirileri senin kafan dışında hiçbir yerde böyle bir algı oluşturmaz.

Gazeteci eleştirir, yanlışa işaret eder.

Bazen haklı olarak, bazen hatalı bir biçimde.

Bu da bir yöneticiyi asla zayıf göstermez.

Tam aksine yöneticileri zayıf gösterenler karşısına oturduğunuz lidere elinize tutuşturulan kağıttan soru sorarak, o liderin önceden hazırlanmamış sorulara yanıt veremeyeceği hissini oluşturanlar.

Liderin vermesi gereken cevabı soruyu sorarken baştan vererek liderin yanıt vermesine gerek bırakmayanlar.

Liderin karşısında ezilip büzülerek liderin yalakalardan hoşlandığı izlenimini uyandıranlardır.

Yani sen ve senin gibilerdir.

Emin ol ki, güçlü liderler aslında kendileri ile çatır çatır tartışanlara saygı duyar.

Sizin gibilere değil.

Sana ve senin gibilere tavsiyem iktidarlara muhalif olmanız değil elbette ama kişilikli bir duruş sergileyip, bazı önerilerde bulunabilirsiniz.

Bakın bizim önerilerimiz ciddiye alınıyor mesela Afganistan’a evlatlarımızın yollanılmasından vazgeçilebiliyor ya da ne bileyim aşıdaki yanlış uygulamalardan dönülebiliyor.

Sizin de keşke iktidar tarafından ciddiye alınacak önerileriniz olsa.

Çünkü hiçbir iktidar yalakalık ile doğru yolu bulamıyor.

Bulsa bulsa yalakalar yolunu buluyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00