Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

1 Mayıs 2021.

Türkiye genelinde tespit edilen COVID 19 vaka sayısı 28 bin.

O gün Emek ve Dayanışma Günü ya da İşçi Bayramı’nı kutlamak isteyenlere Corona tedbirleri nedeni ile izin verilmedi.

Biraz daha geri gidelim.

8 Mart 2021.

Türkiye genelinde tespit edilen o günkü COVID 19 vaka sayısı 11 bin.

O gün Dünya Kadınlar Günü'nü kutlamak isteyen kadın derneklerine COVID 19 tedbirleri nedeniyle izin verilmedi.

9 Eylül 2021.

Türkiye genelinde tespit edilen COVID 19 vaka sayısı 24 bin. Üstelik çok daha bulaşıcı olduğu söylenilen Mu varyantına bir gün önce Bakan Koca dikkat çekmiş.

Aynı gün İstanbul Valiliği, Maltepe’de yapılacak “aşı karşıtı mitinge” izin verdi.

Sabah akşam devletin sağlık alanındaki en üst otoritesi olan Bakan çıkıp “Aşı olun başka türlü mücadele edemeyiz” diyor.

Devlet tüm imkanlarını seferber etmiş, milyarlar harcamış aşı bulmuş getiriyor.

Cumhurbaşkanı keza aşı oluyor, aşı olduğunu yayınlatıyor, üçüncü dozu olduğunu açıklayan ilk kişi oluyor ve herkese aşı olun çağrısı yapıyor.

Televizyonlarda devletin onayı ve emri ile herkesi aşı olmaya davet eden kamu spotları yayınlanıyor.

Ve ülkenin en büyük kentinin valiliği, bir vali yardımcısının marifeti ile Aşı Karşıtı Mitinge izin veriyor.

Hem de salgının yeniden patlama yapmaya hazırlandığı, aşısızlara karşı türlü önlemin alındığı ve fazlasının gündemde olduğu bir dönemde.

Kimse bana bu iznin demokrasi, fikir özgürlüğü, zart zurt olarak verildiğini anlatmaya kalkmasın.

Yılların İşçi Bayramı’na pandemi bahanesiyle izin yok.

Kadın Günü yürüyüşüne pandemi koşulları nedeniyle izin yok.

Ama aşı karşıtı mitinge izin var.

Bana hiç kimse bunu anlatamaz, açıklayamaz.

Burada ya devlet bizimle alay etmektedir.

Ya da bu izni veren her kimse devletle ve devletin sağlık politikasını yöneten Bakan'la.

Uygun seçeneği siz belirleyebilirsiniz.

Benim ricam ise PCR pozitif olanların bu mitinge mutlaka katılmalarıdır.

Aşı karşıtlığının çok yoğun olduğu ülkelerden biri de Fransa.

Fransız hükümeti de aşılamaları istediği seviyelere bir türlü çekemiyor.

Tabii yine de bizden iyi durumdalar.

Ülke genelinde bölgelere göre hafif değişiklikler gösterse de çift doz aşılama oranları yüzde 70 civarı.

Kimi yerlerde yüzde 74’e kadar çıkıyor, Güney’deki tatil beldelerinde ise yüzde 66’lara kadar iniyor.

Ve Fransa’da çok ciddi bir normalleşme başlamış.

Tiyatrolar yeniden açıldı, konserler başladı.

Tiyatrolar, kafeler tıklım tıklım dolu.

Aslında bizde de durum buna yakın.

Ancak Fransa’da bir yere girerken aşı kartını göstermen gerekiyor.

İster sinemaya, ister tiyatroya, ister kafeye, ister süpermarkete.

Çift doz aşın var ise her yer serbest, her şey serbest.

Çift doz aşın yoksa dışarda bir bardak su bile içemiyorsun.

“Sana su bile yok” derler ya.

Tam o hesap.

Ve doktor Ayşe Fidan Baturalp’in verdiği sayılara göre dün Fransa’da pozitif test sayısı 11 bin.

Ölü sayısı ise 130.

Aşı karşıtı mitinge izin veren valilik ise yok.

Okurlar soruyor, “Niye Şenol Güneş ve Federasyon hakkında bir şey yazmadın, söylemedin” diye.

Türkiye’de sporun ve spor medyasının geldiği noktadan ötürü özellikle futbol konusundan uzak durmak istiyorum da o yüzden.

Sırf bu nedenle Bloomberg HT’de yaptığım Spor Saati programını da bıraktım.

Çünkü doğru düzgün spor yazarı dostlarım bir yana, o seviyeye inmek istemiyorum artık.

Ama madem bu konudaki fikrimi çok merak ediyorsunuz, söyleyeyim.

Bu Federasyon diğer konularda olduğu gibi Şenol Güneş konusunda hiçbir karar veremez, hiçbir karar alamaz.

Bu Federasyon ancak “emir” alır.

Birisi onlara “Şöyle yapacaksınız” ya da “Şöyle yapmanız söylendi” der onlar da yaparlar.

Kendilerine ait hiçbir kararları, fikirleri veya doğruları olamaz.

Zaten olsaydı o koltuklarda oturamazlardı.

O yüzden Şenol Güneş ile ilgili bir karar almalarını beklemeyin.

Şenol Güneş’e gelirsek.

Normal şartlarda, adam olan birisi böyle bir durumda “istifa” eder.

“Kusura bakmayın. Olmadı” der, bırakır gider.

Daha önce başarmıştı.

Yine başarır diye düşünüldü.

Önce başarılı oldu. Sonrası gelmedi.

Düzgün bir insan bu noktada “tamam” der gider.

Zaten 100 milyon TL’ye yakın bir de para aldı bu dönemde.

Bir de üzerine tazminat, sözleşmenin kalanı falan gibi aç gözlülük ve açıkgözlülük peşine düşmez.

Bırakır gider.

Öyle Federasyon'la toplantı falan da gerekmez.

Bıraktım dersin, efendi gibi gidersin.

Çünkü bu saatten sonra bu iş dikiş de tutmaz.

Avrupa’nın en iyi takımlarında, Avrupa’nın en iyi teknik direktörleri ile çalışan o oyuncular hocalarına laf etmiyorlarsa sadece saygıdandır.

Aradaki farkı onlar da görüyordur.

Futbolun nereye gittiğini, Şenol Güneş gibilerin nerede kaldığını.

Ve ne yazık ki, Galatasaray’ın da Milli Takım'ın da da sorunu aynıdır.

Çağdaş futbolun nereye gittiğini göremeyen iki teknik direktör.

İkisi de şahane kadroları heba etmekle meşguldür.

Türkiye’de pandemi yasaklarına uymayan göçmenleri eleştirirken, bunların her türlü kuraldan azade olmasını gündeme getirmiş ve sanki ülkenin asıl sahibi onlarmış gibi davranmalarını kınamıştım.

Bu nedenle de hakkımda türlü suç duyurusu yapıldı ve geçtiğimiz günlerde gidip bununla ilgili ifade verdim.

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrikten.”

Yeni yöntem şu.

Cimer’e şikayet ediyorsunuz.

Cimer savcılıklara yönlendiriyor.

Savcılıklar da soruşturma başlatıyor.

Canları sağ olsun.

Benim göçmenlerin kural tanımazlığını eleştirim halkı kin ve düşmanlığa tahrik ise eğer…

Bir gazetenin başyazarı gibi görünen bir köşe yazarının, bir sanatçının dini siyasete alet eden hükümetleri eleştirmesinden sonra “Kendilerine çeki düzen versinler, bizi de zorla sokağa çağırmasınlar” demesi acaba nedir!

Bu cümle halkı kin ve düşmanlığa tahrik, kişileri tehdit değilse nedir!

Acaba Cimer bu konuda da Suriyeliler konusundaki kadar hassas olacak mı!

Ulaştırma Bakanlığı her niyeyse İstanbul’daki metronun simgesini değiştirme ve U yapma kararı almış.

Bildiğimiz kadarı ile Metro, İstanbul Belediyesi’ne ait ve Bakanlığın böyle bir karar alma yetkisi yok.

Tabii belediyenin bir Cumhurbaşkanlığı kararnamelik canı var o ayrı.

Yine de yapılan ayıp.

Gerekçe ise bizi hiç ama hiç ilgilendirmeyen zırva bir gerekçe.

Metro inşaatlarını hükümet yapıyormuş ama primini belediye alıyormuş.

Şaşırtıcı.

Yıllardır AK Partili belediyelerin büyük hizmeti olarak anlatılan metroları o zaman da bakanlık yapıyordu ama amblem değiştirmeye hiç gerek duymuyorlardı.

Şimdi belediyeler farklı partilere geçince böyle bir gereklilik hasıl oldu niyeyse.

Ulaştırma Bakanı olan arkadaş her kimse.

Beyefendi.

O metroları babanızın parası ile yapmıyorsunuz.

İster belediyenin kasasından çıksın parası, isterse hükümetin, o para benim param.

Hepsi benim vergim.

Üstelik U da neyin nesi.

M metronun M’si.

U neyin U’su.

Bir zamanlar “üst akıl” diye karalayıp şimdi aranızdan su sızmayan İngilizlerin “Underground”unun U’su mu!

İsterseniz biraz bekleyin.

Belki Biden’la aranızı düzeltmek için New York gibi “Subway” de yapabilirsiniz!

Baş aşağı duruluyor diye ayaklar kendini baş zannetmediği zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00