Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hayatta en kolay şey başkasını eleştirmektir; iş ne zaman kendi hatalarını gözden geçirmeye gelse, orada tıkanır kalır insan...

        Buna karşılık, başkasına ait “hata”ya anlamaya çalışarak bakılmaz; bakmaya kalkışıldığında ise görünen sadece “hata”nın kendisidir, ona yol açan sebepler üzerinde durulmaz bile.

        Şimdilerde topun ağzına konulan HDP’ye bu beşeri özelliğimizi göz önünde tutarak bakmaya ne dersiniz?

        HDP’nin topun ağzına konulmasının sebebi, kısaca “Kandil” diye adlandırılan PKK örgütünün öndegelen bazı isimlerinin yaptıkları açıklamalar ile yine PKK örgütü militanları tarafından gerçekleştirildiği düşünülen kanlı eylemler...

        Açıklamalar ve eylemler, hayli zamandır süren “barış süreci”nin bittiğini, PKK’nın “ateşkes”ten vazgeçtiğini gösteriyor. Yeniden “şehit” haberleri gelmeye başladı. Önceki gün bir binbaşı, dün de bir astsubay “şehit” edildi.

        PKK’nın söylem ve eylemleri HDP ile bağlantılı kabul edildiği için fatura yine HDP’ye çıkarılıyor. İktidar partisinin ileri gelenleri, terörün yeniden azmasından PKK’yı suçlarken, onun yanına HDP’yi koymayı ihmal etmiyor. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından söz edilmeye başlandı.

        Ne çare; HDP yöneticileri de kendileriyle PKK arasına mesafe koymada acziyet sergiliyor...

        6 Haziran’da yapılan seçimden en başarılı sonucu alarak çıkan HDP, bu yüzden, Meclis’te 80 milletvekili bulunmasına rağmen, görmezden geliniyor.

        Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül başkanlığındaki bir heyet partileri ziyaret edip devletin teröre karşı aldığı tedbirleri anlattı; heyetin tek uğramadığı adres, HDP genel merkeziydi.

        Gerekçe, HDP’nin PKK ile yakınlığı...

        Acaba konuya farklı bir gözle bakmak mümkün olmaz mı?

        Denemeye değer.

        İşe şu soruyu kendimize yönelterek başlayabiliriz: “7 Haziran’da HDP’nin aldığı yüzde 13 oy ve 80 milletvekili sonucundan acaba dağdakiler memnun mudur?”

        Cevabım şu: Büyük ihtimalle hayır. Dağdakiler için en ideal sonuç, kendilerini “haklı” göstermeye yarayacak sonuçtur. 30 küsur yıl elde silah dağda dolaşan, gencecik fidanları ölüme göndermekte ve insan canı almakta tereddüt etmeyenler, “Gördünüz mü, bize silahlı mücadele dışı bir yol bırakmıyorlar” diyebilecekleri bir sonucu beklemiş olmalı.

        Yüzde 10 barajına takılması HDP’nin, “ideal sonuç”tur onlar için...

        Öyle olmadı, tam tersine, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin önemli bir bölümü ile sorsanız teröre kesinlikle “Hayır” cevabını verecek sayısız Türk, bu seçimde, oyunu HDP’ye verdi. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ikilisinin “HDP’yi Türkiye partisi yapma” projesine inanarak...

        Terör eylemleriyle, PKK, yalnız Türkiye’yi değil, kendilerinin uzantısı diye mimlenen HDP’yi de hedef alıyor gibi...

        Doğal olarak Türkiye’nin umudunu da...

        Umut, zaten kanla yuğrulmuş bu topraklarda, herkesin, artık özgürce, refahtan nasibini alarak birlik ve bütünlük içerisinde yaşamasıydı ve bunu sağlamanın yolu da “kimlik” üzerindeki baskıların ortadan kaldırılmasında görülüyordu. HDP de, yeni dili ve yüzleriyle bunu sağlamaya yarayacak siyasi değer olabilirdi.

        HDP’ye ters bakanların bile “Acaba olur mu?” beklentisine yol açan bir umuttu bu.

        Dağdakiler şimdilerde o umudu söndürmekle meşgul.

        Eğer şu ana kadar yürüttüğüm akıl doğru ise, esas yapılması gereken, HDP’yi dışlamak mıdır, yoksa onu muhatap kabul ederek seçim başarısını kalıcı barışa tahvil etmenin yollarını aramak mı?

        Teröristleri gerekçesiz bırakarak...

        Diğer Yazılar