Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Şu sıralarda “Bize rahat batıyor” cümlesi dilimden düşmüyor.

        Eminim olup bitenlerin size hatırlattıkları da farklı değildir. Kiminizin “Kendi bacağımıza kurşun sıkmakta üstümüze yok” türü cümleler kurduğunuzu, kiminizin de yazının başlığındakine benzer dualarla güne başladığınızı işitir gibi oluyorum.

        Karanlık bulutlar üzerimize çöktü. Göz gözü görmüyor. Şu sıralarda sadece ölüm konuşuyoruz. “Kaç kişi ‘şehit’ oldu?” merakıyla güne uyanıyoruz; F-16 ve F-4 uçaklarının o günkü sortilerinde kaç kişiyi öldürdüklerini merakla günü kapatıyoruz.

        Bir de kendiliğinden harekete geçip iki gün üst üste Doğan Medya Grubu’na reva görüldüğü üzere, beğenmediği yayınlar yapan gazetelerin ve televizyon kanallarının bulunduğu binaların cam ve çerçevelerini kıranlar var...

        Akıllar kamaşmış sanki... Zihinlerimiz dumura uğramış gibi...

        Kavgadan, savaştan, vurmaktan ve öldürmekten başka düşüncesi olmayan insanlara dönüşmek üzereyiz.

        Oysa daha yakın zamana kadar kendimize, çevremize, dünyaya farklı gözlerle bakıyorduk. Daha da önemlisi, çevremiz ve dünya da bize farklı gözlerle bakmaya başlamıştı ve bu da hepimizi olumlu etkilemişti.

        ‘YARINLAR BİZİM’ DİYECEK KADAR...

        Siyasiler 2023 vizyonlarını, 2071 hülyalarını paylaşırken anlattıklarına inanıyorduk; onları anlatanlara sempatiyle bakmıyorsak kendi alternatif vizyonlarımız ve hülyalarımızı kurabiliyorduk.

        Daha parlak bir geleceğimiz olduğundan hepimiz umutluyduk.

        Rüyalarımızı sadece topraklarını paylaştığımız ülkemiz insanları için de görmüyorduk; bizler önce kendimizi daha özgür, müreffeh ve nitelikli insanlar haline getirecek, sonra da etrafımızda bulunan bizler kadar şanslı olmayan geniş kalabalıkları da, özgür, müreffeh ve nitelikli olmamızı sağlayan özelliklerimizle tanıştıracaktık.

        Kendi hesabıma, ben, “Krizden krize sürüklenen ABD ve AB’de lider sıkıntısı yaşanıyor, oysa bizde...” diye başlayan umutlu cümleler bile kuruyordum.

        Daha önce, etnik kimlikleri adlı adınca anılmayan, dilleri üzerinde yasak bulunan, askerdeki veya cezaevindeki çocuklarıyla anadilleriyle konuşturulmayan, bu yüzden kendilerini “eşit” hissetmeyen Kürt vatandaşlarımızın hayatlarını tersyüz eden köklü değişimler yaşandı bu arada...

        Bugün sanki bunların hiçbiri yaşanmamış, o rüyalar görülmemiş hale geldik.

        Umutlarımızı yitirmeye az kaldı.

        Günü ve gündemi terör belirliyor bugün... Çoğu ilimizde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor ve sokakta serbestçe gezilemediği, işyerleri güvenceyle kepenk açamadığı için, iki bölgemizde “sıkıyönetim” ilan edilmesini talep eden siyasiler çıkıyor...

        Birbirimizi dinleyip anlamaya çalışacak veya illa tepki vereceksek protesto hakkımızı uygarca kullanacak yerde, en ileri basın özgürlüğüne sahip olduğumuz iddiasını tuzla buz eden çapta saldırılara hedef ediliyor medya grupları...

        Akıl alır gibi değil.

        Bu çılgınlığa bir son vermemiz şart. Sıkıntılarımızı kendi aramızda görüşerek, sorunlarımızı oturup konuşarak çözmemiz mümkün. Barbarlık üreten bir coğrafyada yaşıyoruz, ancak atalarımızın büyük uygarlıkları o barbarlara rağmen gerçekleştirebildiğini de unutmamamız gerekiyor.

        Ülke bütünlüğümüzü koruyarak daha fazla refahı yakalayabilir, daha müreffeh olabilirsek başkalarına örnek teşkil edebilir ve hep birlikte mutluluğa erişebiliriz.

        İlk ve en büyük görev siyaset adamlarına düşüyor. Kendilerini ve mensup oldukları çevrenin küçük hesaplarını değil, ülkeyi ve ülkenin menfaatlerini düşünmeliler.

        Terörün sarsamayacağı, teröristin teslim alamayacağı, hesabı olan yabancıların üzerimizde oyun kuramayacağı bir ülke olmalıyız.

        Zor mu?

        Emin olun değil.

        Diğer Yazılar