Acaba bütün televizyon kanalları ve günlük gazeteler tek bir görüşü savunur hale gelseler, ülkemiz halkı, daha mutlu, mesut ve bahtiyar mı olur?

Garip bir soruyla karşınıza çıktığımın farkındayım, ancak bu soruya “Evet” cevabını vermekte tereddüt etmeyecek kişiler var aramızda...

Çok şükür sayıları fazla değil henüz; ancak etkili ve yetkili yerlerde bulundukları ve isterlerse böyle bir sonuca varılmasını sağlayabilecekleri için, sorum, üzerinde durulmayı hak ediyor.

Ben cevabımı en başta vereyim: Hayır, mutlu, mesut ve bahtiyar olmayız; tam tersine, dengemiz bozulur, iyiyi kötüden, hayrı şerden, doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayıramaz hale geliriz.

Kâinatta denge farklılıklar üzerine kuruludur. Tek renkli değildir insanlar, hepsi aynı dili konuşmaz, aynı özelliklere sahip olmazlar. Akıllısı vardır, safı vardır... Güzeli olduğu kadar çirkini de... Herkesi eşitleyeceğini iddia eden rejimler bile zenginfakir ayrımını ortadan kaldıramamıştır.

Dünyanın dengesi aynılıkta değil, çeşitlilikte oluşmuştur.

İyi ki öyle olmuştur; aksi halde dünyamız yaratılıştan bu yana kaydettiği ilerlemeleri gerçekleştiremez, hep aynı genel kabullere saplanıp kalırdı.

Bu gerçeği en iyi bilecek olanlar dindarlardır. İnsanların farklı yaratılmış olduğuna ve çeşitliliğin yararlarına işaret eden ayetler vardır çünkü.

Tekçi yapılar oluşturmaya çalışan ideolojiler (komünizm, Nazizm, faşizm), yaratılışa aykırı arayışlar oldukları için istediklerini gerçekleştirememiş, en güçlü olduklarını sandıkları dönemlerde sonları gelivermiştir.

Yine de tek tipçi arayış içerisinde olanlar eksik değil dünyamızda; sayıları hayli azalsa da...

Günümüzde medyası benzer görüşlere göre dizayn edilmiş ülkeler yok mu? Elbette var. Ancak onlarda bile, son yıllarda yumuşama görülüyor. Körfez ülkelerinde sözgelimi, sansür gevşemeye, farklı görüşten insanlara gazetelerde köşeler verilmeye başlandı.

Krallar, sultanlar, emirler, halklarının yönetimden rahatsızlığını azaltmanın yolunun, rahatsızlığı dışa vuran yayınlara izin verilmesinden geçtiğini yaşayarak öğrendiler.

İnsanlara tercih hakkı tanımayan, sonunda kendisinin tercih edilmez hale geldiği gerçeğine uyanmak zorunda kalıyor.

Türkiye çok seslilik üzerine oturan demokratik sistemi benimsemiş bir ülke. Çok seslilik, geniş yelpazeye sahip bir medya düzenini gerektiriyor. Bu sebeple, her görüşte yayın yapılabiliyor; olayları farklı yorumlayanlarımız kendilerine ekranlarda yer bulabiliyor.

Bulmalılar da. İnsanlarımız doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırt edecek uyanıklıktalar.

Aynı görüşleri benimsemiş yayın organlarının çokluğu, siyasi tercihleri etkilemekte sanıldığı kadar etkili değildir.

Etkili olsaydı, 2002 seçimi öncesinde, yalnızca 1 TV kanalı ile az satışlı 2 gazete dışındaki medyanın yaylım ateşine tabi tuttuğu AK Parti, millet tarafından iktidara taşınır mıydı?

En çok medya desteğine sahip göründüğü günümüzde AK Parti, ilk kez oylarının azaldığını gördü.

Önemli olan, hep aynı sesi çıkaran yayın organları tarafından desteklenmek değildir; önemli olan, farklı görüşlerin çarpıştığı, haksız, yanlış ve kötünün de kendini ifade edebildiği bir ortamda, görüşlerinizin haklı, doğru, iyi olduğunun anlaşılmasıdır.

Medya üzerinde baskı uygulandığına dair eleştirilere hak kazandıracak her adım, bunu yaptığına veya yapmaya çalıştığına inanılan görüşün haklılığını zayıflatır.

Farklı görüşte olanların elinden mikrofonunu, sütununu, gazetesiyle televizyonunu almak yerine, doğru olan, tek sesli görüntüsündeki gazetelerin ve televizyonların bile çok sesli hale gelmesini sağlamaktır.

Aklı olan bunu yapar.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!