YENİLENEN seçimde partilerin Meclis’e girmesini istedikleri adaylar belli oldu. Önceki seçimde Meclis’e girme başarısı göstermiş 4 partinin hepsi listelerinde ufaklı-büyüklü değişikliğe gitti.

Günlerden beri gazeteler ve televizyonlarda listeler tartışılıyor...

Her parti 7 Haziran seçimini bir “prova” saymışa benziyor.

Önceki listeyle 1 Kasım seçimine gidilmediğine göre, yeni seçimi, eksikgediğini düzeltme fırsatı olarak görmüş olmalılar.

Daha fazla oy getirecek isimleri tercih ederek...

Acaba öyle mi?

Büyük çapta kuşkuluyum.

Kuşkumun sebebi, ilk seçimde olduğu gibi bu seçimde de partilerin listeye alacakları isimleri belirlemede sağlıklı ve kabul edilebilir bir eleme usulü izlememeleri...

Listelere ilk seçimde son dokunmayı yapan eller bu seçimin listesini de belirledi.

İlk seçimde yanlış yapanın bu defa daha sağlıklı ve oy vereceklere hoş gelecek bir tercihte bulunabileceğini düşünmek abes...

Nitekim, listelere göz gezdirildiğinde, değişikliklere rağmen, “Neden o değil de bu?” sorusu yine soruluyor.

Hiçbir ilişkileri olmayan illerde o ilin yerel simalarıyla yarışmaları beklenen adaylar hayli fazla. Bazıları bu duruma itiraz ettiği halde, listeyi yapanların, itirazlarını dinlemedikleri anlaşılıyor. Belli ki, listeleri hazırlayanlar, “Adaya değil, partiye oy verilecek” görüşüyle hareket etmişler.

Tek sorun bu olsa neyse, bazı illerde “Bu adayı da nereden buldunuz?” itirazları 7 Haziran öncesinde duyulmuştu; aynı itirazlar aday değişikliğine gidildiği halde azalmış değil.

Lafı uzatmaya gerek yok: Milletvekili olacak kişileri seçme konusunda sorunlu bir ülkeyiz. “Önseçim” genellikle yapılmıyor; “Yaptım” diyen partilerde bile yapılana “önseçim” demek hayli zor. Önseçim yapmasıyla övünen bir partide, girdiği elemeden en yüksek oyla çıkmış ve Meclis’e girmiş biri, arada partisine en yoğun eleştirileri yaptığı için ayrılmak zorunda kalmadı mı?

Nasıl bir önseçimse, o kişinin parti bağlılığını bile doğru dürüst ölçememiş...

7 Haziran seçiminde bir partiden aday gösterildiği halde son açıklanan listede ismini göremediği için seçime “bağımsız” girecek kişiler de var.

Demek ki, aslında partili değilmişler, ama aday gösterilmişler; adaylıktan edilince partilerinin gücünü zayıflatacak bir yola başvurmakta tereddüt göstermemişler...

Gariplikler bununla sınırlı kalsa iyi. Listeye her göz atışımda benim aklıma yeni gariplikler üşüşüyor.

Seçmenle seçileni birbirine yakınlaştıracak ve bu sayede hesap sormayı kolaylaştıracak bir sistemin adıdır demokrasi; yukarıdan atamalarla, bir-iki kişinin kalem oynatmasıyla isimleri belirlenmiş bir parlamento yapısı demokrasiye terstir.

Bizde sürekli şikâyet konusu yapılan “lider sultası” garipliği ile çok yanlış biçimde uygulanan “parti disiplini” anlayışının kökeninde milletvekili belirleme sürecinin tuhaflığı yatıyor. Kimin milletvekili olacağı konusunda yapılan yanlış yüzünden, gelişmiş ülkelerdeki demokrasi anlayışından ve uygulamalarından uzağa düşüyoruz.

Gelişmiş ülkelerde ya dar bölge uygulamasıyla ya da kıyasıya mücadeleli geçen önseçim sürecinin eseri listelerle gidilir seçime ve seçmenlerin bu yolla kendilerini temsil edeceğine emin oldukları kişiler için oy kullanmaları sağlanır.

Yanlışlık bir defa yapılır o ülkelerde; liste/ler/e giremeyenler bunun sebebinin kendileri olduğunu bilir...

Bizdeyse, bir önceki seçimde tercih edilen şimdi listede kendini bulamayınca, sebebini bilemiyor.

İyi bir şey değil bu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!