Irak’ın 2003 yılında ABD’nin başını çektiği koalisyon kuvvetleri tarafından işgalinden nedamet duyanlar kervanına en son Tony Blair de katıldı.

Tony Blair, yani “kuçu kuçu” (poodle) diye alay edilmeyi bile sineye çekerek George W.Bush’un arkasına takılan, bugüne kadar 650 bin kişinin hayatını kaybettiği, 5 milyon insanı yerinden yurdundan eden, sadece ABD hazinesine 2 trilyon dolardan fazla maliyeti bulunan, en son örneği IŞİD olan belalara kaynaklık eden işgalin iki siyasi sorumlusundan biri olan, dönemin İngiliz başbakanı...

Pazar günü CNN International’ın “360” programında kendisini sorgulayan Farid Zakaria’ya, “Maalesef, IŞİD’in ortaya çıkışında Irak’ın işgalinin payı olmadığını söyleyemem” demiş... Ardından da, Saddam’ın elinde kitle imha silahları bulunduğu iddiasından ve rejimi devirdikten sonra neler olabileceği konusunda yaptıkları yanlış değerlendirmelerden dolayı özür dilemiş...

“Saddam’ı devirdiğimiz için özür dilemem ama...” demeyi de ihmal etmeden...  

Blair, özür dileyen tek dönem sorumlusu değil. Bush-Blair ikilisinin arkasına takılan pek çok karar verici, Ortadoğu’nun karmakarışık hale gelmesinin başlangıcı sayılabilecek Irak işgalinin (2003), temelsiz iddialar ve öngörüsüzlüğe dayandığı iyice ortaya çıkınca -ve tabii sıkıştırılınca-, yıllar sonra da olsa kendi adlarına özür diledi.

Neo-Çılgınların “Bölgeye demokrasi getireceğiz” vaatlerine kanan yazar-çizer takımı ve kanaat önderlerinin bir bölümü de...

Hatayı kabul etmek öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Kısa süre önce, dünyanın başına büyük dertler açan işgalin Washington’daki planlayıcısı Bush-Cheney-Rumsfeld üçlüsünden sonuncusu, İngiliz Times Gazetesi’nin “Bush Irak’ta hata yaptı” başlığıyla duyurduğu mülakatının ardından, yakın çevresinden aldığı eleştiriler üzerine, sözlerini düzeltmek için müthiş bir gayret göstermişti.

Tony Blair’in de sorumluluktan ellerini yıkama çabasına girmesi sonrası, Irak’ın işgalini de içine alan “Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi projesi” yetim kalmış oldu.

Neo-Con güdümündeki ABD ile birlikte hareket eden liderler, -Blair (İngiltere), Aznar (İspanya), Kwasniewski (Polonya), Howard (Avustralya)- hepsi, eninde sonunda kendi halkları tarafından iktidardan edildiler.

Söylemeye bile gerek yok: Türkiye’yi yanlışlıktan ve dönemin siyasi kadrosunu oluşturan AK Parti iktidarını aynı duruma düşmekten TBMM kurtardı...

Daha doğrusu, TBMM’de kendiliğinden oluşan “sağduyu cephesi”...

Konuyu bugün ele almamın sebebini herhalde anladınız: O günün şartlarında Meclis’in 2/3 çoğunluğuna hükmeden siyasi iktidarın çeşitli sebeplerle geçmesini arzu ettiği tezkerenin, 1 Mart 2003 tarihinde, milletvekilleri tarafından reddedilmesinin de gösterdiği gibi, bizim ülkemizin kritik anlarda sağduyu etrafında birleşmek gibi bir özelliği var...

Gürültülü seçim ortamında unutulan bir özellik bu.

Meclis Başkanı Bülent Arınç’tı o dönem ve Arınç’ın o sıfatıyla tezkerenin geçmemesi için elinden geleni yaptığını hepimiz gördük...

Herkes tarafından açıkça görülmemiş olsa bile, dönemin başbakanı Abdullah Gül’ün de, Meclis grubu üzerinde baskı uygulamayarak alınan ret kararında önemli bir rol oynadığı biliniyor...

Bir de CHP’yi bu listeye eklemem gerekiyor; partisi tek fire vermesin diye olağanüstü gayret sarf eden lideri Deniz Baykal’ı da...

İnsanlarımızın sağduyuda birleşebilme özelliği sayesinde, sandık başına gittiğimiz 150 yıl boyunca, nice siyasi sorunumuzu seçimler çözmedi mi zaten?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!