Devletlerin vicdanı olmadığını hayli zamandır biliyoruz; onların ulusal çıkarları var... Ancak milletler ve tek tek bireyler de vicdanlarını yitiriyor mu, ne?

 

Kuşkumu artıran, İsrail’in son Gazze saldırılarına dünyanın verdiği tepki...

 

Vicdanı olmasa da, devletler, ulusal çıkarları öyle gerektirdiği için, Filistin halkına yapılanlara uzun bir süre seyirci kalmadılar.

 

Devletler enerji bağımlısı çünkü; enerji büyük çapta petrolden elde ediliyor ve o da Arap Ortadoğusu’nda çıkıyor...

 

Bu denklemi kendileri de kurabiliyordu devletler; ama 1970’li yıllarda petrol üreticisi ülkelerin örgütü OPEC’i kullanan Arap bloku, petrol ambargolarıyla, denklemi iyice gözlere sokmaktan geri durmamıştı.

 

Devletlerin ulusal çıkarları ile insanların vicdanları, Filistin konusunda, 1980’lere kadar, dengeli bir seyir izledi. İsrail’in işgal ettiği topraklarda hakkı olmadığına, işgal ve ilhak ettiği topraklarda yürüttüğü politikaların yanlışlığına dair BM kararları hep o dönemlerde alınmıştır.

 

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ), el-Fetih’in eylemlerine anlayışla bakılabildi aynı dönemlerde...

 

İsrail siyaseti de bugünkünden farklıydı. Ataları yüzyıllar boyu kitle kıyımlarına uğramış, çoğu Hitler’in zulmünden Filistin’e sığınmış eğitimli Avrupalı Museviler egemendi İsrail siyasetine.

 

Aralarından farklı düşünenler çıksa da, vaktiyle terör örgütü (İrgun) içinde bulunmuşlar bile, sonuçta ‘barış’ arayışı içerisindeydiler... Ya da hiç değilse öyle görünme ihtiyacı duyuyorlardı.

 

1967 savaşında ele geçirdikleri toprakları ‘barış için pazarlık’ amacıyla ellerinde tuttukları sanılıyordu.

 

Batılı ülkeler ‘İsrailli-Filistinli’ dengesinde, bütünüyle yanlarında yer almasalar da, Filistinlilere bugünkünden daha farklı --daha olumlu-- bakıyorlardı. 1975’te BM’den “Siyonizm ırkçılıktır” kararı bile çıktı; aynı dönemdeki pek çok Filistinli-yanlısı kararla birlikte...

 

Türkiye’de 12 Eylül (1980) darbesini yapanların ilk icraatlarından biri, İsrail ile diplomatik ilişkileri asgari temsil düzeyine indirmek olmuştu. İsrail devletini ilk tanıyan Müslüman devlet Türkiye olduğu halde...

 

Bir ismi de Hüseyin olan Barack Obama’nın başında bulunduğu ABD, şimdilerde, çocukları da hedef alan Gazze’ye yönelik orantısız güç kullanımına, “İsrail’in kendisini koruma hakkı vardır” tarzında açıklamalarla destek çıkıyor; oysa aynı ABD’de, yönetimler, çok uzun yıllar, İsrail’e açıkça destek vermekten kaçınmışlardı. Baba Bush’un dışişleri bakanı James Baker’ın, 1990 yılında, Beyaz Saray’ın, Filistinliler’le doğrudan görüşmeler yapmaktan kaçınması halinde İsrail’e yardımı keseceğini dünyaya ilân ettiği bilinen bir olaydır...

 

Sonra? Sonrası hayli bulanık...

 

Ne oldu da, dengeler, önce (1990’larda) yavaş yavaş, sonraları (2000’li yıllarda) bayağı hızlanarak değişti?

 

Şu kadarını gözlemleyebiliyoruz: Devletlerin ulusal çıkarlarıyla paralel giden milletlerin vicdanı, çıkarların önemsenmediği, vicdanların da soğuduğu yeni bir ilişkiler zeminine oturdu.

 

Özellikle 11 Eylül (2001) uğursuz eylemleri sonrasında...

 

İsrail’de Uri Avnery ve Gideon Levy gibi birkaç insaflı figür kaldı; yeni yetme İsrailli politikacılar ve yazarlar arasından “Nasılsa doğurdukları terörist oluyor; Filistinli anneler öldürülebilir” diyenler çıkabiliyor şimdi... Bunu diyen bir kadın milletvekili hem de...

 

Devletler sessiz, milletler soğuk... Yaşanan vahşete tepkisini sergileyecek cesarette vicdan sahipleri Batı’da tek tük hâlâ var, ama onların da sayıları giderek azalıyor...

 

Gel de sorma bakalım: Vicdanını yitiren bir dünya neye yarar?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!