Enflasyon verileri açıklandı. Tüketici enflasyonu Mart ayında %19,7 yükseldi. Üretici fiyatları ise %30’a yakın…

Gıda enflasyonu yıllık %30’a yakın yükselişini korurken taze meyve / sebzede artışlar %71’i buluyor. Bulacak da. Bundan kaçış yok artık. Bakın; tanzim satışlarına, depo baskınlarına, yüksek sesle yapılan perakendeci uyarılarına ve denetlemelerine rağmen fiyatlar düşmüyor. Bahar geldi, yaz gelecek. Elbette fiyatlar düşecek. Ancak dönüşleri muhteşem olacak.

Enflasyon sepetimizin ¼’ü gıdadan mürekkep. Bu sebeple, yıllardır ortalama %10 olan gıda enflasyonu şimdi %30 olunca bizim tüketici enflasyonu fazladan 5 puan üstüne koyuyor! Yıl başından bu yana Hazine’nin faiz yükü geçen yıla göre 9,3 milyar TL arttı. Bunun bir kısmı patatestendir, inektendir ve peynirdendir demek doğru mudur? Doğrudur.

Tarım, gıda ve hayvancılık artık herkesin hayatında hissedilir şekilde var. Sebebi sistemin artık çalışmıyor olması.

Sistem zora girince bunu manipüle etmek isteyenler oluyor. Olacaktır.

Günü kurtarmalar asıl sorunu çözmüyor. İthalat da çözmüyor. Faturayı önce üretici ödedi. Ardından vatandaş ödedi. En yakın zamanda siyasetçi de ödedi…

Bu yüzden denetlemek, ceza vermek ya da arzı bollaştırıp fiyatı aşağı çekmek için ithalat denenebilir. Ancak bunlar sonuçları bastırmaya dönük kısa vadeci hamleler. Burası artık uzun dönemli ve sebeplere dönük çözümler bekliyor.

Ekonomik bir probleme rasyonel şekilde ve olgulardan yola çıkarak işaret ettiğinizde ne yazık ki kıymet-i harbiyesi olmuyor. Bu yüzden milli güvenlik sorunu demek istedim. Sanırım önemine işaret etmek için en güncel çözüm bu.

Ticaret savaşları çağındayız ve ekonomik popülizm yükselişte. Herkes kendi özel sektörüne küresel rekabet kurallarını esnete esnete destekler sunuyor. Bu desteklerin iki başat özelliği var. Sektörü ve çalışanlarını yaşatmak. Global sahnede rekabetçi olabilmek. Tarımı öncelikle bu sektörlerden biri görmek gerekiyor. Kendini besleyemeyen ülkenin masada da eli zayıf olacak.

Ekonomik korumacılık ve ticaret savaşlarındaki güreşte üste çıkma hamlelerini görüyoruz. Demir & çelikten ilaca, savunma sanayimizden domatesimize kadar yaşadıklarımız ortada. Amerika bizim çeliği ‘milli güvenliğe tehdit’ sayıp dava ediyor ve ekstra gümrük duvarları çekiyor. İlaç sektörümüz AB tarafından davalık. Rusya, domatesi ilişkilerimizin pusulası olarak kullanıyor. İşler iyiyse domates ihraç etmemize izin veriyor. Durum kötüye gidince ibre güneyi gösteriyor.

Tarıma biraz da böyle bakmak gerek artık.

*

Şunu kabul ederek başlayalım biz. Tarladan alıp da sofraya ürünü getiremiyoruz. Onca hal yasasına, ‘soğuk zincirini bozmayalım’ tebliğine ve ‘havza bazlı üretim modeline’ rağmen olmuyor. Çok az fire vererek, üreticinin yüzünü güldürerek, aracıyı mutlu ederek, perakendeciyi üzmeden ve vatandaşı yormadan bu işi yapamıyoruz.

Sorun veride başlıyor. Milenyumun başında tarım varlığını sayan memleketimiz aslında politikasını yaptığı varlığından bihaber. Ölçemediğimiz için planlayamıyoruz. Önce bu.

Sonra küçük tarım arazilerimizin rekabetçi bir yapıya kavuşmaları gerekiyor. Miras hukuku üzerinden bir toprak reformu ya da kooperatifler üzerinden pazarlık güçlerinin artması gerekiyor. Çiftçiliği yeni neslin de yapmayı tercih edeceği bir hale sokmak ve tarım ile uğraşılan yerleri daha yaşanabilir hale getirmek gerekiyor.

İklim ve çevre faktörlerini düşünmek gerekiyor. Ardından mahsulü, hayvanı ve gıdayı tüketici ile doğru, sürdürülebilir fiyattan buluşturmak gerekiyor.

Memleket hepimizin. Konuşa konuşa çözeceğiz. Bütüncül, planlı, partiler üstü bir stratejimiz olmalı. Bugünden yarına değişmeyecek. Gerçekten uygulanabilir olacak ve meseleyi kökünden, uzun vadede çözecek. Başka yolu kalmadı, inanın.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!