Ekonomiyi vatandaşların ve onların kurdukları tüzel yapıların faaliyetlerinin toplamı olarak tanımlasak yanlış olmaz.

Öyleyse moral nasılsa ekonomi de onu takip edecektir. Ekonomi nasılsa moral öyle olacaktır.

İçinde bulunduğumuz yüksek enflasyon ortamı harcanabilir geliri azaltıyor. İnsanlar reklamlarda gördüklerini alamıyorlar. Reklamı yapanlar görünürlüklerini azaltmak zorunda kalıyorlar. Düşük satış, düşük üretime yol açıyor.

Düşük üretim, azalan istihdama dönüşüyor. Sonra döngünün başına dönüyoruz. Alım gücü düşüyor…

*

Elbette profesyoneller için duygu ve düşünceleri rakamlara dökmek gerekir. Onlar karşılaştırmalı analiz yapmak ve göreceli durumlarını analiz etmek için bu serileri kullanırlar. Sayılar ile başı hoş olmayanlar bu bölümü pekala atlayabilirler.

Türkiye’nin gayrı safi yurt içi hasılası 2018’in ikinci yarısında daralmıştı. Bu sebeple, Cuma günü açıklanan 2019’un ilk çeyreğine ait büyüme verilerine göre çeyrekten çeyreğe %1,3 büyüyerek ‘teknik resesyondan çıktık’.

Aynı verilere göre, ekonomi 2018’in ilk çeyreğine kıyasla %2,6 daralmış durumda. Yılın tamamı için beklenen büyüme ise Bloomberg HT anketine göre %0 düzeyinde.

Büyüme verisinin detaylarına baktığımızda iktisadi faaliyet konularına göre, yıllık olarak sanayide %4,3 daralma görüldü. İnşaat %10,9 daralırken, hizmetlerde küçülme %4 olarak gerçekleşti.

Tarım sektörü %2,5 büyürken, finans %1,5 ve gayrimenkul faaliyetleri %2 büyüme kaydetti.

Harcamalar yöntemiyle bakalım.

2019 yılının ilk çeyreğinde büyüme katkısı cinsinden, net dış talep 9,4 puan artıda görünüyor. Bu, aynı zamanda serinin rekoru. Kamu katkısı 1tam puanlık katkı yaparken özel tüketimin 3 puan büyümeyi aşağı çektiğini görüyoruz. Yatırımlarda ise 3,8 puanlık düşüş yaşanmış. Büyümeyi sertçe aşağı çeken kalem ise 6,3 puan ile stoklar.

*

İki çeyreklik daralmanın bitmesi ile resesyondan çıkıldı. Peki tam gaz büyümeye döndük mü? Yılı nasıl tamamlarız?

Teknik ifadelerden çıkarıp ilk paragrafa dönersek yanıtı orada bulmak mümkün. Herkes çevresine dönüp bakabilir. Cevap budur.

Seçimlerin tekrarı ve güven sorunları sebebiyle yatırım ve tüketimin olmadığını görüyoruz. Sürdürülebilir, istihdam yaratan kaliteli büyüme için ilk aradığımız özellik olan yatırımlar kaleminin ‘makine teçhizat’ alt başlığı örneğin 1 yıldır daralıyor.

Hatırlayalım, memlekette kapasite kullanım oranları %80’lere dayanmıştı. Diğer bir deyişle, talebi karşılamak için tam da yatırımları devreye alma planları yapılıyordu ki erken seçim ilan edildi. İşte o gün bugün o yatırımlar hiç yapılmadı.

İkinci çeyreğe ait verilerde ne yazık ki toparlanmanın emareleri henüz yok. Gündem politika olduğu sürece ekonomik faaliyet çekimser kalır. Gelen verilerden teyit edelim.

Reel Kesim Güven Endeksi, Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), Kapasite Kullanım oranı ve dış talep koşullarını incelediğimizde ikinci çeyreğin adeta ilk çeyreğin tekrarı gibi olacağını düşünüyorum: Önceki çeyreğe göre toparlanma ancak yıllık daralmanın sürdüğü bir seri.

Bundan sonra yılın ikinci yarısına geliyoruz. İşte bu yarının belirleyicisi finansal şartlar olacak. Finansal şartlar ise önce güveni ardından enflasyonu izleyecek. Güven kurda rahatlamayı ve faizlerde gevşemeyi getirecek. Enflasyondaki iyileşme ise maliyetleri kontrol edebilmeyi ve harcama iştahındaki artışı dürtecek.

Tabii eğer etkiler aleyhimize çalışmazsa.

Unutmayalım, yıl başından bu yana sermaye beklediğimiz halde yurt dışına 2,2 milyar dolarlık portföy çıkışı yaşandığına şahitlik ettik. Swap, rezerv gibi konular sebebiyle TL lehine alınan tüm olumlu pozisyonlar neredeyse gitti. Şirket değerlerimiz çok ucuz olmasına rağmen doğrudan yabancı yatırımlarda büyük bir canlanma yaşamadık.

 

Sonuç olarak,

 

Büyüme zayıf ancak dip görüldü. Yeniden dibe mi yöneliriz yoksa yukarı dönüş başlar mı sorusunun yanıtını işleri nasıl yöneteceğimiz verecek. Belirsizlik sürüyor.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!