Türkiye ekonomisi yıldan yıla karşılaştırdığımızda 3 çeyrektir daralıyordu. Bu çeyrek ile beraber ekonomi ilk kez 2018’e kıyasla büyüme üretmiş oldu.

Bloomberg HT anketine göre yüzde 1 beklenen yıllık büyümeye paralel olarak yüzde 0.9’luk genişleme gördük. Böylelikle birçok sektörden aldığımız ön sinyallerin teyidini almış olduk. ‘Ekonomi dipten dönüyor mu?’ tartışması bitmiş oldu.

Şimdi dipten dönüşün gücü ne olur ve devamı nasıl sağlıklı olabilir bunu tartışmak gerekiyor. Aslında dipten dönüşün matematiksel bir olgu olduğu düşünülürse, entelektüel sermayemizi çok daha farklı şekillerde değerlendirebilirdik. İstanbul seçimlerinin tekrarlanması ile toparlanma hem daha cılız oldu hem de geç kaldı. Bu etki, ekonominin üretemez duruma gelmesi ile karıştırıldı.

Beklenen dipten dönüş geldi. Gelmeye de devam edecek.

Neye bakarak böyle söylüyorum?

Bankaların aktif kalitesindeki bozulmanın sınırları anlaşıldı. 2019’daki zararların daha az bölümü kadar batık 2020’de bilançolarda belirecek. Yılı tahminen kredilerin -tüm sistem için-  yüzde 6’sının battığı bir resimle tamamlayacağız. Bankalardan aldığımız kamuya açık yönlendirmeler böyle. Sağlıklı bankacılık, büyüme için elzem. Ülkemizde sermaye piyasaları gelişmemiş olduğundan büyüme = kredi büyümesi = bankacılık sistemi denklemi aynen devam ediyor.

Kurdaki kanama durdu. Türk Lirası Arjantin parası ile dibe doğru yarışırken şimdilerde sadece enflasyon kadar erir hale geldi. Yani reel olarak Türk Lirası değer yitirmiyor. Böylece enflasyondaki hızlanma frene bastı. Artık memlekette fiyatlar daha yavaş artar hale geldi. Maliyetleri kontrol etmek ve planlama yapmak mümkün oldu.

Önünü göremeyen özel sektör iç talebe de güvenmediği için elinde olan malları tüketti. İş kabiliyetlerini mümkün hale getirebilenler ihracat yaptılar. Kimsenin elinde mal kalmadı. Stoklar bitti. Şimdi onlar yavaş yavaş yerine konacak.

Dolar, seçimler ve dış ilişkiler derken vatandaşlar harcamayı kestiler. Genç nüfusun tüketme talebi ve ihtiyaçların bastırması ile bir kesişim kümesi oluştu. Enflasyonun düşüşü ile mümkün olan faiz indirimleri de gelince tüketimin yoldaşı bulundu. Bu çeyrekte gördüğümüz tüketim artışını gelecek çeyreklerde yine izleyeceğiz.

Tüm bu saydıklarım üçüncü çeyrek büyümesinin özeti aslında. Bakın katkılar bakımından büyüme tam da anlattığım resme işaret ediyor.

 

 

Kaynak: TÜİK, Garanti Yatırım

 

*

Büyüme rakamları, malum, geçmişi gösteriyor. Şimdiki durumu gösteren daha yüksek frekanslı veriler ve bir de bunların bileşiminden oluşturduğumuz seriler var. Moda tabir ile ‘trend’ belirtiyor bunlar bize.

Gidişat olumluya doğru. Olumlunun yerine pozitif büyümeyi de koyabilirsiniz.

Ancak çok önemli sorunlarımız devam ediyor. Örneğin sağlıklı büyümenin ve güvenin işareti olan yatırımlar kalemi hala negatif bölgede. Ekonomimiz istihdam üretmiyor. Genç işsizliğimiz oldukça yüksek. Hepsinden önce, bu sorunları nasıl çözeceğimize dair bir plan geliştirmiş değiliz.

Başardığımız şey, ekonominin daha yüksek bir kur seviyesinde ancak daha düşük bir çıktı ortaya koyarak yeniden büyümesini sağlamaktır. Bu da güvenin kısmen geri gelmesi ve finansal koşulların stabilize olması ile sağlandı. Böylelikle iç talep canlandı. Örneğin bu geri dönüşle beraber ithalatta da geri dönüş yaşıyoruz. Bir tehlike üretecek boyutta olmasa cari fazlamızın şimdi yavaş yavaş açığa döndüğünü göreceğiz.

Diğer bir mesele kredi büyümesinin kamu bankaları eliyle ve neredeyse tamamen tüketime dayanacak şekilde sağlanması oldu. Bunun etkisini son çeyrekte göreceğiz. Büyümenin devamını bekleme sebeplerimizden biri de bu. Vatandaş tüketmeye başladı. Gel gelelim döviz mevduatları yerinde duruyor. Üç çeyrektir eksi olan hizmetler artıya dönerken döviz mevduatları da rekor kırıyor…

Demek ki genele yayılan bir güven tazelenmesi yok. Bahis konusu, tüketim isteğine ya da gereksinimine ket vuramayanlar ve riski hala havada görenlerin aynı zaman ve mekan diliminde birlikte var olmaları. Biri, diğerini dışlamıyor.

*

Newton’un ardından determinizmin çökmesi ile beraber ‘kesinlik’ kavramı yıpranmaya başladı. Küresel kapitalist sistemin eklemlenmesi arttıkça diğer ülkelerin kaderlerine de parça parça ortak olduk. Tüm bu sebeplerle 2020’nin kalanını düz bir çizgi gibi göremeyiz. Senaryo çizebiliriz.

Kamunun daha fazla büyüme lehine farklı istekleri ya da dış alemin büyümeye ket vuracak lokal / küresel baskıları olabilir.

Buradan bakınca bizim senaryomuz, yeniden büyüme patikasına girmiş ve iç talebe & kredi büyümesine güvenen ekonominin daha cılız şekilde geri dönüşü gibi geliyor bana. Yüzde 3 büyüyecek ve geçmişe göre büyüme profili zayıflamış bir ekonomi. Yatırımlar zayıf ve şirketlerimiz borçla yorgun hale düştüler. Yatırım ve istihdam yaratma iştahları zayıf.

Bu görünümü kabul etmek, büyüme motorlarını yeniden çalıştırıp, büyüme profilini yukarı çekebilecek bir master plan yapmak gerekiyor. Elbette yazması, yapmasından kolay…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!