Dünya değişiyor, bu gerçek. Kürede yaşayan insan sayısı arttıkça üretim ve tüketim de ona göre artıyor.

İnsanın yaşam alanları çoğalıyor. İhtiyaç kavramı her geçen gün yeniden tanımlanıyor. Dünya ve doğa insanın bu değişen ihtiyaçlarına hizmet etmek için şekillendiriliyor. İhtiyaç kavramı devamlı olarak yeniden üretiliyor. Her seferinde vardığımız yer daha fazla tüketim oluyor.

Kaynakların tartışmasız şekilde sınırlı olduğu dünyada bu tüketim talebini karşılamak gittikçe zorlaşıyor. Doğanın sınırlarını zorladıkça bütünlük kavramı zarar görüyor. Artık kısa vadeli çıkarlar gözetip, en çok kar peşinde koşmanın sınırları çoktan aşıldı. Şimdi sürdürülebilir şekilde en iyi getiriyi elde etmenin yolları aranmak zorunda.

En çok karı mümkünse makul bir risk skalasında elde etmenin ince ve kaba yolları toplamı olan kapitalizm için bu yeni bir çağ. Onun üstünde yükselen şirketler için ezberler bozuluyor. Özel / Kamu dengesini regülasyonlar, kanunlar ve başka şekillerde tanzim edenler için de bu yeni bir zaman.

*

Son 120 yılda küresel ısının 1 derece artmasının sonuçları günden güne hissediliyor. İklim değişikliği beraberinde yeni zorluklar getiriyor. Sıra dışı doğa olaylarının yaşanmasından iklim değişikliği sebebiyle eriyen buzullara kadar olan her şey dünyanın her yerindeki canlıyı etkilemeye başladı.

Avustralya’da yaşanan ve ülkenin bir bölümünü kavuran yangınlar tabuta çakılan son çivi gibi. Belgesel kanallarında eriyen buzul parçası üstündeki kutup ayıları figürü uyanış için yeterli olmadı ancak Ozi ormanlarında can veren koalalar belki de bir hiç uğruna ölmemiş olacaklar.

Dünyanın gözü açılıyor. Holizm çağında tekil düşünmek ya da bir iş kolunun faaliyetinin diğerine etkisini dışlamak imkansız olacak. Tarımı planlarken aynı zamanda çevreyi ve iklimi düşünmek zorundayız. Beklenmedik bir mevsimde yağan dolunun ürünleri mahvedeceğini görmemiz hala beklenmedik bir olay mıdır?

Yeni normale adapte olmanın yollarından birkaç türlü. Öncelikle iklim değişikliğini tanımak zorundayız. Ardından bir envanter dökümü yapmak gerekiyor. Riskleri belirlemek diğer bir aşama. Korunma yolları takip ediyor. Sonunda önleyici aşamalara geliyoruz.

Tüm bu saydıklarımı telaffuz etmesi oldukça kolay ancak tatbik etmesi bir o kadar zor. ABD gibi dünyaya en çok çevre zararını yaşatan bir ülkenin iklim anlaşmasından çekilmesi ve bunu bir düzmece olarak nitelemesi meselenin zorluğunu başlı başına ortaya koymaktadır. Kamunun desteği hem bütüncül politika oluşması için önemlidir hem de kanun ve düzenlemeler gibi alanlarda ihtiyaçlar vardır. İklim değişikliğine inanmayan politika yapıcıların bu yöndeki eforları desteklemeleri ve teşvik etmeleri de imkansızdır.

Oysa sorun kabul edilip önleyici aşamaya geçildikten sonra değişim için bir geçiş dönemi gerekecektir. Çoğu ekonomik birimin buradan doğacak maliyetleri yönetme kabiliyetleri yoktur. Bunun için kamu teşviği gerekir.

*

Şirketler için iklim değişikliği ile baş etmenin yollarından biri riske maruz kıymetleri belirlemektir. Örneğin bir sigorta şirketi ya da finansman sağlayan bir girişim için bu artık elzemdir. Sigorta şirketi yanlış fiyatla sigortaladığında rizikonun realize olması halinde gereken tazminatı ödeyemeyeceği ortadadır. Bu da sigortalının ekonomik ömrünün sonu dahi olabilir.

İklim değişikliğine aşırı maruz kalacak sektörlerin finansmanını sağlayan finansal kuruluşlar için de oyunun kuralları çoktan değişti. Bunu bir kez kabul ettiysek doğayla dost yeşil işletmeler için de durumun farklı olmasını kabul etmişiz demektir.

Doğanın dönüşümü ve bunun getireceği riskler iki yönlü olmalıdır. Bunu çıktı olarak kullanan ve yeşil çalışan işletmeler bir tarafta. Dönüşümü girdi olarak kullanıp riskleri artması gereken ve iklim değişikliğinin sonuçlarına katlanacak işletmeler diğer tarafta.

Örneğin dünyanın en büyük para yöneticisi Blackrock artık karbon salınımı yüksek şirketlerden çıkış stratejisini açıkladı. Doğayla barışık olan şirketlerin finansmanında kullanılan yeşil tahvillerin de bir yandan büyüklüğü günden güne artıyor.

Çevre bilinci yüksek ya da sürdürülebilir olarak kabul edilen fonlamanın miktarı 30 trilyon doları aşarken doğrudan yapılan yeşil finansmanın büyüklüğü 2019 Ekim itibarıyla 1 trilyon doları aştı!

Artık para politikası yapıcıları dahi çevre etkisini tartışır hale geldiler. Avrupa Merkez Bankası Yeni Başkanı Lagarde bunu öncelikli bir politika hedefi olarak belirliyor. Diğer yandan, iklim anlaşmasını tanımayan ABD’nin Merkez Bankası bunu yakın vadeli bir tehdit olarak tanımıyor. Oysa küresel merkez bankalarının ve düzenleyici otoritelerin çoktan bir birliği dahi kuruldu: NGFS*

Yeşil iş kolları ucuza fonlama, yatırım alma ve zengin değerlemeler gibi keyifli zamanlara hazırlanıyor. Karbon ayak izi yüksek işler dönüşmeye çalışıyor. İklim değişikliğine açık faaliyetler hesapları yeniden yapıyor. Değişen iş yapma ortamının finansmanı kendini buna adapte ediyor.

Kapitalizm kendini uyarlıyor…

* https://www.ngfs.net/en

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!