İşim gereği dünyanın birçok ülkesinin ekonomisini yakında takip ederim. Sektörel olarak incelerim, para politikalarını anlamaya çalışırım. Siyasetlerini incelerim. Ardından bunlar arasındaki ilişkiyi kurup sistemin bütünü için tahminler yapmaya çalışırım.

Bunları düşünürüm. Felsefesini kurmayı denerim. Mantık çerçeveleri oluştururum.

Çok zor ya da bana has değil elbette bu. Birçok kişi bu yapar.

Kısacası, bu işlere kafa yorarım.

Bu içinden geçtiğimiz kriz bir virüsün Çin’i vurması ile başladı. Bir arz kriziydi. Sonra virüs herkese bulaştı. Talep krizine dönüştü. Petrol fiyatı savaşı başlayınca ve seyahat yasakları gelince finansal krize dönüştü. Şimdilerde tam teşekküllü bir ekonomik krize dönüşmesin diye tüm dünyada politika yapıcılar çırpınıyorlar.

Milenyum ile beraber kriz ihtimallerinin hep balonlarla durdurulduğunu gördük. Internet balonunu konut balonu ikame etti. Konut balonu patlayınca likidite bastık. Yetmeyince kamu otoriteleri ve onların güçlü kapitalist kurumları kurtarmalara başladılar.

Risk konseptinde bir kural çok bilinir.

Yüksek getiri = yüksek risk. Eğer ki çok risk alırsanız kazancınız yüksek olabilir. Ancak kaybınız da öyle.

Yüksek kaldıraç ile alınan pozisyon zengin de edebilir, torunlara borç da bırakabilir. Ne zaman ki yüksek risk alanlar ile itidalli olanların riski eşitlenirse orada bir sorun var demektir. Küresel krizde bu böyle oldu; oldurdular.

Yunanistan ve Almanya’nın riski neredeyse eşitlendi. Bu ciddi bir ahlaki çöküntü yarattı.

İçinden geçtiğimiz krizin büyümesinde de bu etkili oldu. Hükümetler ve merkez bankaları ne lazımsa yaparız demedikleri için ya da düşeni kaldırmadıkları için piyasalar dipsiz kuyulara düştüler. Yaşanacak ekonomik zararın boyutu büyüdü.

Şimdilerde birçok merkez bankası, çok büyük miktarlarda varlık alımları, kredi mekanizmaları ve para piyasası önlemleri açıklıyorlar. Sıra büyük mali paketlere geldi.

Amerika açıkladı. Diğerleri geliyor. Avrupa’nın ortaklaşa yapacağı bir hamle beklenen ikinci majör önlem. Şimdi sıra kayıpları üstlenmeye geliyor.

Çünkü ahlaki çöküntü olmadan, diğer bir deyişle kazanç garantisi olmadan piyasa konuya yanaşmıyor.

Hakikat ötesi böyle.

İstersen…

Hepsi sırayla.

Para politikası, mali destek, kar garantisi. Ardından hastalık eğrisi tepe yapıp normal hayatımıza döneceğiz. Reçete bu.

Bu sıraya ve bunların tek tek uygulanmasına bakıyor küresel piyasalar. Güven istiyor.

Tek başına bu krizle mücadele mümkün mü? Bence değil. Her şeyden önce dünyada herkesin borçlandığı Dolar’ın sahibi yok. Herkes buraya koşuyor. Biraz teknik olacak ama FRAOIS makası uçuyor. Yani vatanından dolar bulmak ile gurbette dolar bulma farkı. Stres artıyor. Sıkışan varlıklarını satıyor. Buradan da belli bu stres.

O yüzden güven lazım. Arka lazım. Yüksek yerlerde.

Hayat gibi işte biraz…

Ama bu yüksekler global yüksekler.

*

Bu sebeplerle ekonomiyi döndürmek için atılacak adımlar küçük kalabilir. Bu güven bol para vaadi, minimum maliyet ve destekle kazanılır. Amerikan Merkez Bankası ile kur takası / swap anlaşması yapmak gerekir. Önce 5 büyük merkez bankası yaptı. Peşi sıra 9 banka daha geldiler. İçlerinde gelişen ülkeler de var!

Ardından ismi fark etmez ama herkesin ilişkide olduğu gibi bir ilişki tesis edip bir uluslar arası kurumlar konuşmak gerekir. Fransa lideri Macron’un dediği gibi ‘bu bir savaş’. Savaşta, savaş ahlakını bozacak her silah mübah değil mi?

Güveni böyle tesis edebiliriz. Ondan sonra detayları konuşuruz ve sektörlere inip mikro tartışmalar yaparız. Yoksa yedek akçeleri almış, zaten bütçe açığını %3’ler civarında öngörmüş şekilde ve oldukça düşük reel kurumuzla zorlanacağız bu savaşta. Üstelik enflasyon hala çok yüksek.

Şunu görmeliyiz: Amerika, Avrupa Birliği, Japonya… Bunlar resesyona gidiyorlar. Hem de koşa koşa. Bu iş kısa süre ancak çok sert olacak. Her şey bittiğinde tüketmeye aç genç nüfus ve çok düşük emtia fiyatları ile avantajlı olacağız. Ne var ki o aralık ne kadar derin bilmiyoruz.

Bilmediğimiz denizde boy vermemek için swap ve kredi imkanlarını kuşanalım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!