Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Demokrasi cıva gibi. Kimi zaman ele avuca sığmıyor. Elinden kayıp gidiveriyor.

Bazen Capitoll Hill’de pusulalar sayılırken Kongre’yi basanlar ile sayımı yapanlar arasındaki kolluk sağlıyor son kertede demokrasiyi. Kimi zaman Netanyahu’ya karşı direnen birkaç vekil İsrail’i defalarca seçime götürmüştü. Son durumda ise 1 kişi 60 milyonu seçime götürmek üzereydi İtalya’da.

Ta ki O’na gidilene kadar.

*

O da aslında bir kişinin bazen şanlı demokratik bayrağı dalgalandırabildiğini en iyi bilenlerden.

Mario Draghi 'Ne gerekiyorsa yapılacak’ sözünü söylediğinde Avrupa periferi faizleri çıldırmış durumdaydı. 2011 yılında borç krizi her yanı sarmış ve en borçlulardan İtalya’nın bu yüksek faiz ortamına dayanamayacağı speküle edilmeye başlanmıştı.

Bugün yüzde 0,5 ödeyen İtalyan 10 yıllıkları o yıllarda Euro cinsinden yüzde 7’ye ulaşmıştı. Sadece italyanlar değil, İspanyollar, İrlandalılar ve tabii Yunanlar topun ağzındaydı. Mesele sadece ekonomi de değildi. Euro Bölgesi (EB) dağılmak üzereydi.

Mevcut demokratik kurumlar ve siyasi liderlik işleri çevirmeye yeterli gelmemişti.

Kriz kapıdaydı.

İşte yine o ‘demokrasinin nazik anlarından biri’ daha yaşanıyordu. Dönemin Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi meşhur konuşmasını yapmıştı. Sınırsız bono alımına olanak veren programını her zamanki Alman direncine karşın Banka’nın yönetim organından geçirmişti. Ardından tek Euro cent tahvil almadan piyasa faizlerini terbiye etmişti.

Krizden çıkış böyle başladı. O gün sadece kizi bitirmekle kalmadı. Hem EB tek parça olarak kurtulmuştu hem de demokrasi paçayı kurtarmıştı.

Euro’ya geçilmesinden bu yana en düşük büyüyen ülkelerden olan italya, son 10 yıldır da neredeyse yerinde sayıyor. Hatta küresel finansal kriz patladığı güne kıyasla dolar cinsinden İtalyan Milli Hasılası yüzde 15 daha düşük!

Bunun getirdiği sorunlar hiç bitmedi. Kayıp ekonomik on yılların artık kayıp jenerasyonlar üretmeye başladığını görüyoruz. Bunu seçilmeden gelen Başbakanlar dönemi ve sık değişen iktidarlar izledi.

Aşağı yukarı 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana İtalya’da demokrasi var. Yaklaşık 66 hükümet gören italyan demokrasisinde bir hükümetin yaşama ömrü 13 ay. Bu da ister istemez ülkede bürokrasiyi egemen kılıyor. Çünkü hiçbir siyasetçi değişimi başaramıyor. Bunu son deneyen Başbakan Renzi, ortaya kariyerini koymuş ve olan kariyerine olmuştu.

*

İtalya’nın bugün milli gelire oranla yüzde 160’a dayanmış kamu borcu ve kronik düşük büyüme problemleri var. Diğer yandan, bankalar mevduat içinde yüzüyor. Mevduatlar krediye dönmüyor. Hiçbirşey uğruna, faiz de kazanamadan öylece uyuyorlar.

Draghi partilerin hemen hemen ortaklaşa çağrısı ile artık hükümeti kuruyor. Güvendiği şeylerden biri bu politik sermayesi. İtalya pandemide erken seçime gitmesin diye kabul ettiği ‘teknokrat başbakanlık’ zamanında seçimlere kadar ekonomik rasyonaliteyi savunacak.

İlk hedef AB’nin Kurtarma Fonu'ndan alınacak 200 milyar Euro'dan fazla yardımı en iyi şekilde kullanmak. Bunun için yeni kabinede bir İklim Değişikliği Bakanlığı kurulduğunu görüyorum. Fonların altyapıya en yeşil şekilde harcandığını garanti altına almak istiyorlar. Önemli adım.

Sözün özü, demokrasiyi bu kez vatanında savunmak zorunda Draghi. Piyasalar çoktan kredi açtılar. Alman – İtalyan 10 yıllık tahvil faizi farkı İtalyanların lehine kapanıyor. Kendi başlattığı tahvil alım programlarının meyvesini yemek için Draghi masada. İtalya’nın sorunları Draghi’nin yaşı kadar var.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00