Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türk bankaları yüksek (Yüzde 14 ortalama) sermaye yeterlilik rasyoları ve yine yüksek sorunlu kredi karşılıkları (Yüzde 72 ortalama) ile adeta güvenli limanlar. Ancak risklerden bağışık değiller. Riskler arttığında maliyetleri yükselir. Maliyetler yükselince kredi yaratmaları zorlaşır.

Kredi yaratırken ya seçici olurlar ya da çok yüksek riskleri müşteriye paslamak durumunda kalırlar. Bu hem kredi talebini düşürür hem de kredi alanın yüksek maliyetler ticari hayatını etkiler.

Merkez Bankası Başkanlarını görevden almak finansal piyasalarda dalgalanmalar yaratıyor. Son olayda kur, faiz ve kredi maliyetlerinde bunu gördük. Ben bugün bankacılık sektörü özelinde konuya eğileceğim.

Öncelikle, bankaların borçlanma piyasasındaki aktivitelerini inceleyelim. Bankalar burada özel sektör tahvillerini, Eurobond piyasasını (Dövizle borçlanmak) ve sendikasyonları kullanıyorlar.

Önümüzdeki 2 aylık dönemde birçok bankamızın yurt dışı bankaların konsorsiyumu ile oluşturulan gruplardan toplam 6,2 milyar dolarlık borçlanmaları var. Bankaların bilanço pozisyonları bu borçlanmalara muhtaç olmadıklarını gösteriyor. Diğer yandan, bu borçlanmalar gereken fonlamanın küçük bir kısmını oluşturur ve prestij olarak da adlandırılabilir. Dünya ile çalışan banka imajı verir. İyi zamanlarda da düşük maliyetler ile kaynakların ucuzlamasını sağlar.

Mart ortasına kadar, son 2 yıldaki maliyetlerin altında borçlanması beklenen bankalarımız için fiyatlar henüz belli değil. Sadece bu sürede CDS primimiz yaklaşık 170 baz puan artarak 470’lere geldiği için maliyetlerde ve iştahta belirsizlik söz konusu.

ÖST piyasasında ise TCMB fonlamasından çok farklı oranlar oluşmuyor. Bu bakımdan herhangi bir etki izlemedik.

Eurobondlar ise ikincil piyasada işlem görüyorlar. Oluşan son piyasa stresi sonrası bono faizlerinde dolar bazında 150 baz puana kadar zıplamalar söz konusu. Aşağıda Garanti, Yapı Kredi ve Akbank bonolarında yapılan satışlar sonrası artan faizleri görmek mümkün.

Bankaların asıl fonlama aracı olan mevduat cephesinde ise Başkan değişimi sonrasında 2 puana varan artışlar yaşanıyor.

Bankaların performanslarını ölçebildiğimiz piyasalar var. Bunlardan biri borsa. Borsadaki beklentiler önümüzdeki dönemde banka karlarının gideceği yeri gösterebildiği gibi onlara yönelik algıyı da yansıtabiliyor kimi zaman.

Aşağıdaki grafikte 2020 sonundan bugüne kadar Avrupa, Gelişen Ülkeler, ABD ve Türk bankalarının borsa performansları var. En kötü getiri yaratan gelişen ülkeler bankacılık endeksi dolar bazında yüzde 4 getiri elde etmişken, Türk bankaları Dolar bazında yüzde 38 aşağıdalar.

Yatırımcılar açısından da epeyce zorlayıcı bir durum.

Faizler açısından da durum farklı değil. Birçok vadede 300-500 baz puanlık yükselişler gördük. Bu da bankaların taşıdıkları menkul kıymet cüzdanlarına hasar veriyor.

Diğer yandan, finansal koşullarda yaşanan bu dalgalanma ve kurdaki kayıplar bankacıların beklediği yüzde 15 civarı yıllık kredi büyümesi, yılın ikinci yarısında düşen enflasyon ve artan karlılık makro çerçevesini çöpe atıyor. Sonuç olarak, bankacıların da kestiremediği bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Reel sektör ve vatandaşlar için yüksek kredi faizleri sürecek. Bankalar içinse bilinmez bir dönemdeyiz. Bankacılar bilemedikleri zaman maliyetleri yukarı çekerler. Bu durumda ya kamu yine topa girmek durumunda kalacak ya da kredi büyümesi (ekonomik büyüme olarak da okuyabilirsiniz) zayıflayacak.

Bu, şirketleri halka arzlara itecek. Bu kez yatırımcılar zengin çarpanlar ile şirketlere ortak olacaklar çünkü çılgın bir talep var. Vatandaş içinse ihtiyaç kredisi, konut kredisi gibi kalemler bir süre ulaşılmaz kalacak diyebiliriz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00